.

Cumartesi, Temmuz 31, 2010

Biz Onu Hak Etmiyoruz : Nevin Yanıt


Bu yazıyı acaba heyecanım geçtikten sonra mı yazsam diye düşünüyordum ama sıcağı sıcağına yazmanın daha güzel olacağına karar verdim. Öncelikle şunu yüksek sesle belirtelim; Nevin Yanıt Avrupa Şampiyonu oldu.

Türkiye'de atletizme ne kadar önem verildiğini hepimiz biliyoruz. Güzel ülkemizde, futbol ve basketboldan başka sporlar pek ilgilendirmez bizi. Hem insanı ile hem medyası ile diğer spor branşlarına burun kıvırırız. Atletizm de ne ki ? En iyisi futbol ve basketbol diyen insanlar, ülkemizde yer aldıkça diğer sporları icra etmenin ne kadar zor olduğunu sanırım anlayabiliyorsunuz. Fakat böyle bir kafa yapısına sahip olanlara Nevin Yanıt, tarihi bir yanıt verdi.

Ayrıca diğer branşlarına da yönelmek ülkemizde büyük bir risk olarak gözüküyor. Eğer Nevin Yanıt gibi Avrupa Şampiyonu olmazsanız, kimse dönüp yüzünüze bile bakmıyor, destek vermiyor. Evet, Nevin Yanıt tüm zorluklara göğüs gererek kazandı Avrupa Şampiyonluğunu, bileğinin hakkıyla.

2005 yılında Birgmingham'da yapılan turnuvada, takozdan çıkamayan Nevin Yanıt önüne çıkan tüm engelleri birer birer aştı. Yarışta önüne çıkan engelleri ise büyük bir hırs ve başarı ile aştı başarılı atlet. Ayrıca Nevin, Türkiye'den sprinter çıkmaz, Türkler hızlı koşamaz gibi söylemlerin yanlış olduğunu tüm dünyaya gösterdi. Mersin'de yarım yamalak bir pistte, pist çizgilerinin otomobil lastiklerinin izi ile çizildiği bir ortamdan çıkıp, Avrupa Şampiyonu olmak ise ayrı bir başarıdır.

Antrenörü Cüneyt Yüksel'in de büyük desteği ile bu günlere gelen Nevin Yanıt, Türk atletizminde değil, Türk sporunda büyük bir çığır açtı. Atlet olmak isteyen birçok gence büyük bir örnek teşkil etti Nevin Yanıt. İşin teknik yönünü de inceleyecek olursak; Nevin Yanıt'ın rakipleri önemli atletlerdi. Nytra,  12.57 koşmuş, dünyaca ünlü bir atlet olma yolundaydı. Herkesin favorisi öncelikle Alman atletti. Fakat Nevin Yanıt, yarı finalde kırdığı kendisine ait Türkiye rekorunu, bir kez daha kırarak müthiş bir yarış çıkardı. Bu gün öncesinde 12.74 olan Türkiye rekoru artık 12.63 olarak kayıtlara geçecek. Bu kadar büyük bir sıçrama yapmak ise gerçekten taktir edilmesi gereken bir durum.

Nevin Yanıt, Süreyya Ayhan ve Elvan Abeylegesse'den sonra yeni kraliçemiz oldu. Hem de sprinter olarak bunu başardı. Önümüzdeki Olimpiyat ve Dünya Şampiyonalarında final bekliyoruz ondan, ne haddimizeyse artık...Utanmadan.

Fransız Devrimi


1789 yılında Fransız devrimi yapılmıştı Fransız halkı tarafından. Bağnaz ve gerici bir monarşi ile yönetilen Fransa, devrimden sonra biraz olsun durumunu düzeltmişti. Yapılan bu devrim ayrıca tüm dünyaya örnek olmuş, halkların özgürlüklerini kazanmasına neden olmuştu. Bunlar tarih derslerinde öğrendiklerimiz, ben biraz daha olayı özele çekeyim.

Fransa bu günlerde başka bir devrime imza atıyor. Atletizme çağ atlattı Fransızlardan biri. Aklımıza kazınan "beyaz sprinter olmaz" söz öbeğinin yanlış öğretti bize, bu genç bir Fransız. Atletizmde devrim yapan sprinterin adı Christophe Lemaitre. 20 yaşındaki beyaz atlet tarihin en hızlı beyaz atleti olmuştu geçtiğimiz günlerde. 9.98 koşarak, 10 saniyenin altına inen ilk beyaz olan Lemaitre, yarıştığı büyük şampiyonalara da damga vuruyor. 2008'deki Dünya Gençler Şampiyonasından sonra Barcelona'da da devrimlerine devam genç atlet, Avrupa Atletizm Şampiyonasında 100-200 dublesi yapmayı başardı. Hemde birçok tecrübeli ve siyahi rakibini geride bıraktı.

Christophe Lemaitre, 100 metre yarışında Dwain Chambers, Francis Obikwelu ve Saidy N'dure gibi siyahi ve tecrübeli rakipleri geride bırakarak altın madalyaya uzandı. Hem 10.02 gibi beyaz bir atlete göre çok iyi bir derece ile. 20 yaşında beden öğretmenliği okuyan bu yıldız, dün piste duble yapmak için çıktı. Rakipleri yine çok zorluydu. Lemaitre son 50 metrede, yarışın lideri Christian Malcom'ın iki adam gerisindeydi. Fakat öyle bir son 50 metre sprinti attı ki Lemaitre, yarışı Malcom'ın 1 salise önünde birinci bitirdi. Böylece bir kez daha altın madalyaya uzanan Lemaitre, tarihte Avrupa Şampiyonalarında duble yapabilen 3. beyaz olarak tarihe geçti.

Yeni bir yıldız doğuyor, Batı Fransa'nın dar sokaklarından. Dünya'daki beyaz atletlere örnek oluyor bu genç yıldız. Atletizmdeki devrimin bayrağını taşıyor bu beyaz atlet. Umarım derecelerini geliştirerek devam eder bayrağı taşımaya.

Cuma, Temmuz 30, 2010

5 Adımda Türkiye 2010 #5

Yazı dizisinin diğer yazılarına buradan ulaşabilirsiniz diyerek beşinci yazımıza başlayalım. Beşinci yazıda işin taktiksel kısmına giriyoruz. Şampiyonada yer alacak koçlara değineceğim bu yazıda.

1. Tab Baldwin / 1958 Lübnan

                               

Yeni Zellandalı koç Türkiye'ye hiçte yabancı değil. Banvitspor'da 2 yıl çalışan tecrübeli koç, Dünya Şampiyonasında üçüncü kez yer alacak. Daha önce 2002 ve 2006 Dünya Şampiyonalarında Yeni Zellanda'nın başında parkeye çıkan, bu sefer ilginç bir ekip ile Türkiye'ye geliyor.

Şuta dayalı sistemi oynatan Tab Baldwin, hızlı oyunu tercih eden koçlardan. 4 numaralı oyuncunun mutlaka şutör olmasını isteyen Baldwin'in takımı Lübnan, turnuvada gruptan çıkarak sürpriz yapabilir. 2002'de Dünya dördüncüsü olan Tab Baldwin, yine sürprizleri ile Türkiye'ye gelecektir.


2. Dusan Ivkovic / 1943 Sırbistan



Şu an da Sırbistan turnuvanın en büyük favorilerinden biri. Favori gösterilme sebeplerinden biri de koçları. Dusan Ivkovic, uzun vadeli bir organizasyon ile yetiştirdiği gençler ile turnuvadan madalya ile ayrılmayı planlıyor. Ayrıca kadrodaki oyncular, Olympiacos'un da koçluğunu yapan Ivkovic'e büyük saygı duyuyor. Bu durum Sırbistan için büyük bir avantaj.

Set hücumuna dayalı sistemi ile dikkat çeken Ivkovic, takımını turnuvaya en iyi şekilde hazırlıyor. Planlı ve düzenli oyun yapısı ile dikkat çeken Ivkovic, turnvanın en iyi koçlarından biri olabilir.

3. Jonas Kazlauskas / 1954 Yunanistan


Litvanyalı koç bu kez Yunanistan ile Dünya Şampiyonasına geliyor. 2006'da Litvanya Milli takımı ile Dünya yedincisi olan Kazlauskas, 2008 Olimpiyat Oyunlarında ev sahibi Çin'in başında görev yapmıştı.

Genel Litvanya ekolünü yansıtan bir basketbol sistemini benimseyen Kazlauskas, şu an için takımda hiç taviz vermiyor. Takımın belkide en önemli oyuncu Theodoros Papaloukas ile tartışmaktan çekinmeuyen Kazlauskas, turnuvaya takımın beyninden yoksun gelecek. Bakalım kazanan cesur Kazlauskas mı olacak ?


4.  Mike Krzyzewski / 1947 Amerika Birleşik Devletleri


Amerika'da 5 yıllık uzun vadeli planlar, Türkiye'de kırıldı gibi. Son oynadıkları turnuvada olan Olimpiyat Oyunlarındaki oyunculardan hiçbiri Türkiye'ye gelmiyor. Bu durum özellikle koç Mike Krzyzewski'yi uzun uzun düşündürüyor.

Tecrübeli koç Duke Üniversitesinde önemli başarılar kazanmış biri. 2006 yılının başında geldiği görev sürecinde bir Dünya üçüncülüğü bir de Olimpiyat şampiyonluğu kazanan koç K için asıl sınav bu turnuva olacak. Koç K'nin sınırlı bir kadro mücadele etmek zorunda olan Amerika'yı nasıl yöneteceği merakla bekleniyor.

5. Bogdan Tanjevic-Nihat İziç-Orhun Ene / 1947-1959-1967 Türkiye


Turnuvaya bir aydan az bir süre var. Ev sahibi olan ülke bildiğiniz üzere Türkiye. Hedef 2005 yılından beri hep aynı. "2010 asıl hedeflediğimiz turnuva, 2010'a hazırlanıyoruz." Bu klişeleşmiş söz sürekli dolaşıyordu dillerde. Fakat zaman geldi çattı.

Türkiye Milli takımının antrenörü şu an için Bogdan Tanjevic. Ancak Tanjevic' kolon kanseri olduğu için takımın Bormio'daki çalışmalarını takip edemiyor. Karadağlı koçun sağlık durumu da ciddiyetini koruyor. Eğer Tanjevic'e bir şey olursa, yerine geçmesi muhtemel iki isim var. Bunlar yardımcıları Nihat İziç ve Orhun Ene. Fakat Orhun Ene'nin hem genç hem de Türk halkının daha çok sevdiği biri olması nedeniyle bu göreve daha yakın olarak gözüküyor.

Tarihte görülmüş müdür ki, antrenörünün kim olacağı belli olmadan bir turnuvaya hazırlanmak. Hem de ev sahibi olduğun bir turnuvaya. Sanırım bir tek bizde olur böyle işler. Organize işler...

Günün Fotoğrafı


Kollarını bağlamış olan futbolcuyu tanımışsınızdır herhalde. Kendileri Fransa'nın en iyi futbolcularından biriydi. Juventus ve Real Madrid'de efsane olmuştu. Evet, tahmininizi duyabiliyorum artık. Bu genç futbolcunun adı Zinedine Zidane.

Galatasaray ve Kalecileri


Aslında bu yazıyı Galatasaray'ın Fenerbahçe ile oynadığı maçtan sonra yazacaktım. Fakat o zaman yoğun olmam nedeniyle ve Galatasaray'ın kalecilerine biraz daha süre vereyim diyerek bu yazıyı geciktirmiştim. Gelin, görün ki eşeğe altın semer vursan, eşek yine eşek.

Mahalle futbolunda, en kötü oynayan geçer kaleye genellikle. Kural böyledir. Kaleciler şişman, tekniği zayıf ve kafası pek futbola basmayan kişiler olur çoğunlukla. Bu durum bizim millet olarak kanımıza işlemiş bir olaydır. En çok itilip, kakılan bölgedir  üç direk arasındaki yer. Kimsenin ilk tercihi değildir, genellikle bir kaderin sonucudur kalecilik. İyi bir kaleci yakalamışsanız, yıllar boyu oynatmayı hedeflersiniz takımınızda. Çünkü kalecilik biraz da istikrar ve tecrübe işidir. Oynadıkça gelişen bir olgudur kalecilik. Galatasaray'da bu olguyu bir türlü yakalayamayan takımlardan. Cimbom'un altın döneminde, kalede olan Claudio Taffarel'den sonra, sarı-kırmızılı kale bir daha güven vermedi. Mondragon ile istikrar yakalansa da, iyi sonuçlar getirdiğini söylemek pek mümkün değil.

Son yıllara göz attığımız da, Morgan De Sanctis kiralık geldi ve gitti. Orkun Uşak şamar oğlanı oldu. Leo Franco geldi, Selçuk'tan yediği golden sonra ortalıkta bir daha göremedik kendisini. Bu sezon da yine riske giriliyor. Kale adayları arasında 7 yıldır oynamayı bekleyen, bir nevi Semihzede olmuş Aykut Erçetin ve daha çok magazinsel hareketleri ile gündeme gelen Ufuk Ceylan var. Bu iki kalecinin de milli takım yüzü görmeleri çok zor. Teknik olarak zayıf olan bu iki kalecide de gözle görülebilecek net sorunlar var. Yan top sıkıntısı başta geliyor elbette. Avrupa ve Türkiye'de başarıyı hedefleyen bir takım olarak Galatasaray'ın acilen kaleci sorununu çözmesi gerekiyor. Yoksa Frank Rijkaard gibi iyi bir futbol adamının takımdan gönderiliş nedeni kaleciler olabilir.

Bir Gariptir Ölüm, Engel Olamazsın


13 yıl boyunca NBA'de forma giyen 35 yaşındaki pivot Lorenzen Wright, 28 Temmuz akşamı ölü olarak bulundu. 19 Temmuzdan beri kayıp olduğu bilinen Wright'ın cesedi, Memphis polis departmanı tarafından, isimsiz bir vatandaşın ihbarı üzerine tespit edildi.


NBA'de yer alan basketbolcuların kötü işlere buluşmaları çok şaşılacak bir durum değil. Gerek mafya gerek uyuşturucu ticareti yüzünden birçok ünlü basketbolcu karanlık işlere bulaşır. Özellikle siyahi basketbolcuların kötü işlere bulaşmamaları sürpriz bir durumdur NBA'de. Karanlık işlerin kurbanı olan bir diğer basketbolcu da Lorenzen Wright oldu. Wright'ın özel hayatı iyi gitmiyordu. Ormanlık alanda ölü olarak bulunan Wright'ın eşi Sherra Robinson Wright, Lorenzen Wright'ın ölümüne çok üzüldüğünü açıkladı.  Sherra Wright, ünlü basketbolcu kaybolduğu sırada, evine üç silahlı adamın geldiğini ve çok korktuğunu söyledi. Lorenzen Wright'ın mafya ile bağlantısının olup olmadığı ise araştırılıyor.  Ayrıca Wright, 2003 yılında kızı Sierra Simone Wright'ın ölümünden sonra kendisini yardım ve hayır işlerine adamıştı.  Hatta kızının adına bir burs fonu kurdu. Memphis'teki birçok öğrenciYE yardımda bulundu.

35 yaşındaki basketbolcunun ölümü, NBA'in de ismine büyük bir darbe vurmuş durumda.

Basketbolda Transfer Piyasası #7


- Detroit Pistons, guard Will Bynum ile yeniden anlaşma sağladı.

- David Hawkins, İtalya'da dolaşmaya devam ediyor. Lottomatica Roma ve Montepaschi Siena'dan sonra Hawkins'in yeni durağı Armani Jeans Milano oldu.

- Joey Graham, Cleveland Cavaliers ile 2 yıllık sözleşme imzaladı.

- Eddie House, Miami Heat ile 2 yıllık sözleşme imzaladı. House, 2 yıl için 2.8 milyon dolar alacak.

- DKV Joventut Badalona, Carl English ile anlaşmaya vardı.

- Banvitspot, Sloven power-forvet Vladimir Golubovic ile anlaştı.

- Boston Celtics, guard bölgesini Von Vafer ile takviye etti. Von Vafer, geçen yılı Olympiacos'ta geçirmişti.

Perşembe, Temmuz 29, 2010

Yetmez Demirören


Geçen sezon İnönü tribünlerinde en çok duyulan tezahürattı "Yeter Demirören". Takımın  yönetiliş tarzından memnun olmayan Beşiktaş taraftarları, Yıldırım Demirören'i bu tezahürat ile protesto ediyordu. Sezon bitti, Fenerbahçe şampiyon olamadı, Bursaspor şampiyon oldu. Her şey halının altına süpürüldü, her şey unutuldu. Bu durumu lehine kullanan Demirören, kendine yeni bir şans yaratma şansını ıskalamamıştı. Yıldırım Demirören ve tayfası, gelecek sezon için Beşiktaş kadrosuna yıldız isimleri katıyordu, büyük bir hızla.

Sansasyonel transferlerin ardından sezonun ilk resmi maçı bugün Çek Cumhuriyetinde, Plzen şehrinde yapıldı. 7.250 kişilik stadı olan Viktoria Plzen'in taraftar baskısı yoktu, saha şartları mükemmeldi, hava harikuladeydi. Fakat sahada Beşiktaş yoktu. Sahada tam anlamıyla bir Viktoria Plzen rüzgarı vardı, bilhassa ilk yarıda. Birçok net pozisyon yakalayan Çek takım, Avrupa'da oynadığı maçlarda ortalama 3 golden fazla yiyen Hakan Arıkan'a takıldı. Hakan için belki de eski günleri(8-0) silme çabasıydı bu. Atamayana atarlar kuralı yine işledi sahada ve Tomas Rada'nın yaptığı gereksiz hamle, Beşiktaş'a penaltı kazandırdı.  İkinci yarı ise sanki Beşiktaş güçsüz olan tarafmış gibi rakibi uyutmaya çalıştı. Skorun üstüne yatıp, nasıl olsa İnönü'de eleriz mantığı vardı ikinci yarıda.

Fakat skorun bir önem yok, özellikle de rakip ilk yarıda yakaladığı pozisyonları atamadıktan sonra. Önemli olan, Beşiktaş'ın şu sıralar benimsediği mentalite. Savaşan ve koşan futbolcuları -Ferrari ve Fink- arka plana itip, göze hoş gelen futbol oynamak istiyor sanırım Beşiktaş. Fakat bunu yapması şuan ki durum ile çok kolay değil. Özellikle de orta sahayı Quaresma, Delgado, Hilbert üçlüsünden kuruyorsanız. Forvet bölgesinden ise hiç bahsetmiyorum. 'Mert' Nobre, geçtiğimiz sezon ağları sadece bir kez havalandırdı. Hem de çok ağır bir sakatlık geçirmemesi rağmen 20 maçta sadece ve sadece 1 gol atabilen bir forvet Nobre. Gerisini size bırakıyorum, boşlukları eminim ki rahatlıkla doldurursunuz.

Yapılan transferler sonrasında coşan ve mutlu olan Beşiktaş taraftarı, bu maçı izledikten sonra İnönü'de "Yetmez Demirören" diye bağırmaz umarım. Hani transferlerin sonu gelmemesi anlamında...

"Oldu da Bitti Maşallah" Tadında


Maç öyle güzel gidiyordu ki, her şey yolunda... 2 farklı üstünlüğü bulmuş, iyi bir skor avantajı ile sahada top çeviriyor Galatasaray. İnsanın bu sözlerden sonra biraz uyuyası geliyor gerçekten. Adnan Polat bile tribünde yerine kurulmuş izliyor maçı, tabii ciddiyeti bozmadan.

Fakat güzel bir rüyadan uyanır misali, 79. dakikada Galatasaray tatlı rüyadan uyanıverdi. Krstic'in attığı gol, herkeste "n'oluyoruz ya" duygusunu yarattı. Herkeste bir endişe ve skoru koruma amacı belirdi. Aman bir gol daha yemeyelim nasıl olsa orada turu geçeriz mantığı işledi sahada Galatasaraylılarda. Fakat olmayacak duaya amin demenin anlamı yoktu. Gol geliyorum diyordu. Nitekim öyle de oldu, maçın sonunda Injac'tan gelen gol, herkesin omuriliğinde soğuk ter etkisi yarattı. 10 dakika önce, skor avantajı ile rüyadan rüyaya gezen Galatasaraylı futbolcular, yüzlerine soğuk su çarpılmış gibi oldu. Golü yedikten sonra deli dana gibi koşturmaya başladı Galatasaraylı futbolcular, başta kaptan olmak üzere. Fakat iş işten geçmişti artık. OFK Belgrad, maçın son dakikalarında işi "oldu da bitti"ye getirip, üst üste 2 gol buldu ve evine gitti.

Amerika Kadroyu 15'e İndirdi


Bildiğiniz üzere Amerika Birleşik Devletleri, Türkiye'ye rüya takımı ile gelmiyor. Birçok süper yıldız bilimum sebep göstererek milli takımdan affını istedi. Kimi sakatlık, kimi nikah, kimi yeni takımı nedeniyle Türkiye'de yer alamayacak.

Bu şartlar altında oluşturulan Amerika kadrosu 21 kişilik genç bir kadroydu. Fakat lanet bu kadronun da peşini bırakmadı. Önce David Lee, orta parmağından sakatlandı ve 5 hafta parkelerden uzak kalacağı açıklandı. İkinci fire ise Amar'e'den geldi. New York Knicks ile 5 yıl için 100 milyon dolara anlaşan yıldız pivot, takımından izin alamayınca İstanbul'u göremeyecekler listesine eklendi. Böylece kadro 19'a inmiş oldu. İlk hazırlık maçını kendi arasında oynayan Amerika, kadro seçimi için bu maçı çok önemsiyordu. Koç K, takımdaki oyuncuların birçok pozisyonda oynamalarını istiyordu. Bu duruma uymayan, pozisyonuna göre kısa ve ince kalan basketbolcular elenecekti. Ayrıca Amerika'nın büyük bir uzun sorunu vardı. Kadroda Tyson Chadler, J. McGee, Robin Lopez, Kevin Love, Lamar Odom olmak üzere 5 uzun vardı. Fakat kadrodan son olarak çıkarılan 4 ismin arasında J.McGee de olunca, uzun rotasyonu 4 kişiye düştü. Robin Lopez ve Kevin Love'ın çok tecrübesiz olması ve Lamar Odom'un fiziksel olarak yeterli olmaması, Amerika'yı uzun konusunda oldukça zorlayacak gibi gözüküyor. J. McGee'nin yanında, sakatlığı olan Tyreke Evans, hazırlık maçında kötü bir performans gösteren Gerald Wallace ve pozisyonunda birçok seçenek olan O.J Mayo Türkiye'ye gelemeyecek isimler oldu.

FIBA'nın yeni kuralına göre Dünya Şampiyonasında takımlar kadrolarında 14 oyuncu bulundurabilecek. Fakat maç sırasında 2 oyuncu benchin arkasında oturacak. Bu durum düşünüldüğünde, Amerika kadrosundan bir kişi daha Türkiye'yi göremeyecek.

5 Adımda Türkiye 2010 #4

Birinci, ikinci ve üçüncü yazımızdan sonra sıra geldi serinin dördüncüsüne. Bu yazıda Türkiye'de çıkış yapabilecek sürpriz takımları inceleyeceğiz.


1. Porto Riko 


Genellikle Amerika Birleşik Devletleri'nin baskısı altında kalan bir ülke olarak tanınır Porto Riko. Basketbolunda da bu etkiyi net bir şekilde görebiliyoruz. Kadrodaki birçok oyuncu Amerika Üniversitelerinde oynamış, Amerikan sistemi ile yetişmiş kişiler. Atletik ve hızlı oyunu seven bir tarzları var.

Türkiye 2010'da sürpriz yapabilecek takımlar arasında Porto Riko. Güçlü olan birçok takım oyuncularını kaybederken, Porto Riko'da büyük bir eksiklik yaşanmadı. Kadroda J.J Barea, Carlos Arroyo, Lary Ayuso, Daniel Santiago, Renaldo Balkman gibi isimleri bulunduran Porto Riko, yüksek skor gücüne sahip. Türkiye ile aynı grupta yer alan Porto Riko, eğer grup aşamalarında iyi bir performans çizerse, çeyrek final ve ötesini görme şansına sahip.

2. Avustralya 


En büyük yıldızı olan Andrew Bogut'u kaybeden Avustralya, turnuvaya güç kaybetmiş olarak geliyor. Fakat kadrolarında hala önemli oyuncular var. David Andersen, Matt Nielsen, Patrick Mills, Brad Newley gibi üst düzey basketbolcular Avustralya'yı, kimsenin beklemediği yerlere taşıyabilir.

Dış şutları ile rakiplerine üstünlük sağlayabilecek Avustralya'da en büyük sorun pota altı. Özellikle de savunma bölgesinde iyi bir uzun oyuncunun eksikliğini fazlasıyla hissedecekler. Eğer takım olmayı başarırlarsa, çeyrek final görmeleri muhtemel olur.

3. Brezilya


Aslında turnuva öncesinde ön plana çıkmasa da Brezilya turnuvanın favorilerinden. Özellikle de Amerika kıtasından, Amerika Birleşik Devletleri ile birlikte gelen en güçlü takım görüntüsünde Brezilya. Sert oyun stilleri ile turnuvada önemli işlere imza atabilirler.

Kadrolarında Tiago Splitter, Leandro Barbosa, Nené Hilario, Anderson Varejao, Marcelo Machado gibi önemli isimler var. Pota altında çok güçlü olan Brezilya, eğer son Dünya Şampiyonasında yaşadığı takım içi sorunları tekrarlamazsa yarı final görmesi sürpriz sayılmaz.

4. Lübnan


Lübnan yukarıda yazdığım diğer takımlardan biraz ayrılıyor. Üst taraftaki takımlar, madalya yolunda sürpriz yapabilecek takımlar. Fakat Lübnan'ın sürpriz olan tarafı, gruptan çıkabilme ihtimali. Çok zor bir grupta bulunmuyorlar. Yeni Zellanda, Litvanya, Fransa, İspanya ve Kanada rakipleri. D Grubunda ilk dörde girmeleri benim için sürpriz olmaz.

Lübnan'ın koçluğunu tanıdık bir isim yapıyor. Daha önce 2 Dünya Şampiyonasında Yeni Zellanda'nın başında koçluk yapan Tab Baldwin, bu sefer Lübnan ile Türkiye'ye gelecek. Başarılı koçun takıma bir ivme kazandıracağı kesin. İlginç olan diğer nokta ise Lübnan'ın kadrosunda birçok Amerika ve Kanada doğumlu basketbolcunun olması. Bunlardan ikisi Amerikalı devşirme oyuncular. Lübnan, kendi ülkesine yakın bir yerde yapılacak bu turnuvada, grup aşamasını geçebilir.

5. Slovenya


Kadrosunda çok önemli oyuncuları barındıran Slovenya, son dönemdeki turnuvalarda başarı sağlayamıyor. 2006 Dünya Şampiyonasında ikinci tur mücadelesinde Türkiye'ye yenilen Slovenya, bu sefer daha ileri gitmek istiyor. Slovenya'nın kadrosunda Erazem Lorbek, Primoz Brezec, Sani Becirovic, Goran Dragic, Jaka Lakovic gibi önemli oyuncular yer alıyor.

Güçlü kadrosuna rağmen bir türlü takım olmayı başaramayan Slovenya, bu turnuvada bunu tersine çevirme amacında. Huzursuzluk yaratan Beno Udrih'in de kadrodan çıkartılması ile Slovenya biraz daha rahatlamış gibi. Takım kaptanı Jaka Lakovic önderliğinde Slovenler, çeyrek final ve ötesini görme amacında.

Çarşamba, Temmuz 28, 2010

Yemişim Yapacağınız Savunmayı Arkadaş




Fenerbahçe, Young Boys ile deplasmanda oynadığı maçta 2-2 berabere kaldı. Goller Emre, Stoch, Budor, Costanzo'dan geldi. Oynadığı futbola göre çok iyi bir sonuç olan Fenerbahçe, halen tura yakın taraf. Bu kısım işin hikaye tarafı, ben biraz ayrıntıya inmek istiyorum.

1 - Fenerbahçe savunma yapmayı bilmiyor. Dikkat edin savunma yapamıyor demiyorum, bilmiyor. Fenerbahçe tarihinden gelen bir alışkanlık bu. Yıllar boyu Fenerbahçe savunma yapmayı sevmez ve başaramaz. Savunmaya dayalı bir futbol oynatmaya çalışan teknik direktörler de hep başarısız oldular. O yüzden Fenerbahçe'den, Aykut Kocaman gibi öncelikle hücumu düşünen bir antrenör döneminde, sağlam bir savunma yapmasını beklemeyiz.

2-  Sahada savunma yapmayı bilen futbolcu yok. İsviçre'de sahaya çıkan takımın içinde savunma yapmayı bilen futbolcu yoktu. Diego Lugano ve Gökhan Gönül'ün olmadığı bir Fenerbahçe savunması zaten evlere şenlikti. Önder Turacı, Fabio Bilica ve Bekir İrtegün, modern futbol dönemine uygun defans futbolcusu değil. Bir de André Santos'a değinmek istiyorum. Sanırım Santos, 1 aylık tatil döneminde ne bulmuşsa içine atmış. Sahada, tartıda 100 kilogramı görmüş bir Santos vardı. Bu Fenerbahçe için iyi bir gösterge değil.

3- Bu maç 2-2'yse bunun sebebi Volkan'dır. Maç içinde sakatlanmasına rağmen müthiş bir performans gösteren kaleci Volkan, Fenerbahçe'nin İsviçre'den avantajlı bir şekilde dönmesini sağladı. Fakat sakatlanması, önümüzdeki günlerde oynanacak maçlar için aklımızda soru işareti bıraktı. Umarım ciddi bir sorunu yoktur.

4- Tam bir kanat oyuncusu Miroslav Stoch. Kendisinden bekleneni en azından bu maçta vermeyi başardı Stoch. Kanat ataklarında etkin olarak gözüktü. Golü ise performansını taçlandırdı. Sahada yer alan Fenerbahçe'nin Volkan ile birlikte en iyi oyuncusuydu.

5- Kazım, profesyonel bir futbolcu mu ? Bu soru gerçekten kendisine ciddi ciddi sorulmalı. Bizim halı saha maçlarında yapmadığımız sorumsuzluğu, Şampiyonlar Ligi mücadelesinde yapıyor Bay Kazım. Gördüğü kırmızı kartla oyunun gidişatını çeviren isim oldu yine Kazım Kazım. Bakalım bekliyoruz artık, Kazım mı dünyayı anlayacak yoksa dünya mı Kazım'ı.

6- Şanssız Young Boys forvetleri. Hayatımda daha önce izlemediğim Afrikalı forvetlerin adını buraya yazarak, gösteriş yapmak istemiyorum. Fakat Afrikalı forvetlerin sahada gösterdikleri performans çok ilginçti. Girdikleri birçok pozisyondan yararlanamayan bu forvetler, Young Boys'un fark atmasını engelledi.

7- Gökhan Ünal ve Semih Şentürk. İkisi de benim modern futbol görüşüme zıt düşen futbolcular. Ne gariptir ki bu iki forvet Fenerbahçe'de buluştu ve dönüşümlü olarak oynuyorlar. Hız ve çalım yeteneklerinden yoksun, hava toplarında çok güçlü olmayan, uzaktan şutları iyi olmayan bir futbolcu tipini yansıtıyor bu iki forvet. Karşı alanda baskı kurduğunuz zaman yararlı olabilecek, karambol toplarında başarılı olabilecek tipte forvetler bu arkadaşlar. Fenerbahçe Futbol takımına yakışmayacak seviyedeler.

Sonuç olarak Fenerbahçe, 2-2 gibi avantajlı bir skor alarak Türkiye'ye dönüyor. Her şeye rağmen büyük bir ihtimalle Fenerbahçe turu geçen takım olacak. Turu geçtiğinde yine bu sorunlar, halının altında süpürülecek, ne deyim artık...

Altın Kız Elvan


Elvan Abeylegesse, Avrupa Atletizm Şampiyonasında 31.10.24 derecesi ile şampiyon oldu ve altın madalyanın sahibi oldu. Kariyerinin ilk Avrupa Şampiyonluğunu kazanan Elvan, Türkiye'ye tarihteki ikinci altın madalyayı getirdi.

Diğer bir Etiyopya kökenli atletimiz Meryem Doğan'ın da yarıştığı Kadınlar 10 bin metre yarışında, Elvan tek başına yarıştı. Son 5 bin metrede, en yakın rakibi Jessica Augusto'dan yaklaşık 100 metre önde koşan Abeylegesse, altın madalyayı kazanmayı bildi. Elvan böylece 2002'de Münih Olimpiyat Stadında 1.500 metrede altın madalya kazanan Süreyya Ayhan'dan sonra Türkiye'ye ikinci altın madalyayı getirdi.

Elvan Abeylegesse şampiyonluğun sinyallerini organizasyondan önce yarıştığı Diamond League'de bize göstermişti. Lozan'da kariyerinin en iyi ikinci derecesini yapan Elvan'ın formda olduğunu biliyorduk. Zaten yarış içinde büyük bir rakip çıkmayınca, Elvan yarışı güle oynaya kazandı. Diğer atletimiz Meryem Doğan ise yarışa çok iyi başlamıştı. Bir ara Elvan'ın arkasında yarışı ikinci götüren 20 yaşındaki atlet, daha sonra yarışın temposuna ayak uyduramayınca 5.sırada yarışı tamamladı.

Elvan Abeylegesse böylece Türkiye'ye tarihteki 5. madalyayı getirmiş oldu. Ben de Elvan Abeylegesse'yi tüm içtenliğimle kutluyorum, eminim ki Elvan ilerleyen zamanlarda da çizgisini koruyarak, Türk atletizminin parlayan güneşi olmaya devam edecek.

5 Adımda Türkiye 2010 #3

Yazı dizisinin birinci ve ikinci basamağını yazmıştık. Sırada üçüncü yazı var. İlk iki yazıda genç ve dikkat çekebilecek oyuncuları yazmıştım. Bu yazıda daha çok takımının tecrübeli ve en önemli silahı olan basketbolculara değineceğim.

1. Vassilis Spanoulis / 1982 Yunanistan


Yunanistan turnuvaya, takımın beyni olan Theodoros Papaloukas'tan yoksun olarak geliyor. Koç Jonas Kazlauskas ile anlaşamayan Theo, kadrodan çıkarıldı. Bu durum sonucunda bütün yük tecrübeli guard Vassilis Spanoulis'in üstüne kaldı. 28 yaşındaki başarılı guard, takımını tek başına sırtlayabilecek kapasitede.

Eurobasket09'da, takımın en iyi oyuncusu olarak gözüken Spanoulis, Yunanistan'ın bronz madalya almasında büyük rol oynamıştı. Turnuvanın en iyi beşine seçilen Spanoulis, bu sene  Panathinakos'dan ayrılarak, ezeli rakibi Olympiacos'a transfer oldu. NBA tecrübesi de olan Spanoulis, yanında Dimitris Diamantidis ve Ioannis Bourousis'i bulunca eminim kendi seviyesini de bir üst seviyeye taşıyacaktır. Yunanistan'ın turnuvanın favorileri arasında olduğunu da düşünürsek, Spanoulis Türkiye'de parlayan oyuncular arasında olabilir.

2. Luis Scola / 1980 Arjantin


Arjantin'in yakaladığı büyük jenerasyonun devri yavaş yavaş kapanıyor. Çok büyük bir ihtimalle bu basketbolcular son Dünya Şampiyonalarını oynayacaklar. Luis Scola, Manu Ginobili, Fabricio Oberto, Pablo Prigioni, Pepe Sanchez dönemi artık kapandı kapanacak. Bu oyunculardan Türkiye'ye gelenler arasında en önemli basketbolcu Luis Scola olarak dikkat çekiyor. Avrupa basketbolunun en önemli isimlerinden biri olan Scola, Arjantin'in en önemli skor gücü olacak Türkiye'de.

Tau Ceremica formasıyla Avrupa'da birçok başarı kazanan Scola, kendini NBA'de de kabul  ettirdi.. Houston Rockest forması ile NBA'ye de uygun bir basketbolcu olduğunu gösterdi. Takımını üst seviyelere taşıyabilirse, Dünya Şampiyonası bakımından kariyer kapanışını güzel bir şekilde yapacaktır.

3. David Andersen / 1980 Avustralya


Yıllarca Avrupa'da izlediğimiz Andersen, takımın yıldızı olan Andrew Bogut'un yokluğunda büyük görevler üstlenecek. Danimarka doğumlu olan Andersen, Avrupa basketboluna damga vurmuş isimlerden. Kinder Bologna, CSKA Moskova ve Regal Barcelona'da oynayan Andersen, Avrupa'da birçok kupa ve madalya kazandı.

Yine Avrupa'dan NBA'in yolunu tutan pivotlardan biri olan Andersen, 2.10 cm'in üzerinde olup, çok iyi bir şuta sahip olan nadir uzunlardan. Şut tehditi ile rakiplerini zor durumda bırakabilen Andersen, Avustralya'yı çeyrek final ve ötesine taşımak isteyecek. Takım arkadaşlarından da alacağı desteğe bağlı olarak David Andersen, göze çarpan isimlerden biri olabilir.

4. Tyson Chandler / 1982 Amerika Birleşik Devletleri


Bildiğiniz üzere Amerika Birleşik Devletleri rüya kadro ile Türkiye'ye gelmiyor. Olimpiyat kadrosundan hiçbir oyuncunun yer almadığı kadro, genç ve atletik oyunculardan oluşuyor. Fakat  birçok sakatlık ve verilen ilginç kararlardan sonra Amerika'da büyük bir uzun sorunu doğdu.

Kadroda uzun olarak sayılabilecek sadece 3 oyuncu var. Bunlardan belki de bir tek elde tutulur olanı Tyson Chandler. Sağlam bir fiziki yapıya sahip olan Chandler, rakip oyuncuları potadan kışkırtabilecek bir uzun. Tyson Chandler,  Jamaal McGee, Kevin Love ve Lamar Odom'dan yeterli desteği aldığında turnuvada büyük işlere imza atabilir.

5. Kerem Tunçeri / 1979 Türkiye


Türkiye'nin en güven vermeyen bölgesi oyun kurucu olarak gözüküyor. Türkiye'nin ne zaman ne yapacağı belli olmayan guardları, Türkiye'nin turnuvadaki kaderini çizebilir. Turnuvaya iyi başlayıp, kötü bitirme özelliklerinden de vazgeçtikleri zaman her şey güzel olabilir.

Takımın oyun kurucu bölgesinde güvenebileceği en önemli isim Kerem Tunçeri. 31 yaşındaki tecrübeli guard, oynadığı takımları sahada çok iyi yönetebiliyor. Ortalama seviyede skor katkısı da yapan Tunçeri'nin en önemli sorunu ise kondisyon. Kısa sürede birçok maçın oynandığı turnuvaların sonuna doğru, gerekli performansı veremeyen Tunçeri eğer bu eksikliğini kapatırsa Türkiye'ye büyük yarar sağlayacaktır.

Dadadadamiiir Mrrrsic !


Yıllardır Abdi İpekçi'nin kirişlerinde yankılanan efsane anonstur başlıkta yazdığım. 3 sayı çizgisinin gerisinden, potaya gönderilen bombaların sesidir adeta bu anons. Bu anonsu duyduğunuz zaman, bilin ki Fenerbahçe Ülker taraftarı ayakta çılgınca seviniyordur.

Evet, Türkiye'ye Bosna-Hersek'teki savaştan kaçıp gelenlerden biriydi Mrsic. 1989 yılında başladı büyük Türkiye yolculuğu. Oyun kurucu olmak için biçilmiş kaftandı büyük kaptan. Dribbling eğitimi Yugoslav ekolünden almış, skorer bir guarddı Mrsic.

Hani hep söyleriz Hagi mi, Alex mi, Pascal Nouma mı diye; işte bu tartışmanın basketbol çapındaki tartışmasız iki isminde biridir benim açımdan. Belki bazıları bunu ağır olarak değerlendirebilir ama Mrsic benim için gerçekten o kadar özel bir oyuncuydu. Petar Naumoski ile Türkiye'ye adım atmış en iyi iki basketbolcudan biridir benim gözümde Damir. Tabii ki çok iyi Amerikalılar gelmişti 90'lı yıllarda fakat benim izlemeye yetişebildiklerim arasında en iyi iki oyuncudan biriydi.

Türkiye'deki NETAŞ macerasından sonra aşık olduğu İzmir'e gitti. İzmir'de 4 sezon basketbol oynayan büyük kaptan, sayı krallıkları elde etti. Ardından Fenerbahçe'nin yolunu tuttu. Giderek bizden biri oluyor dediğimiz anda uçuverdi, gitti Türkiye'den. Rusya'nın soğuk yollarına düştü. Unics Kazan ve Dinamo Moskova'da 2 yıl boyunca oynadı. Daha sonra efsane haline geleceği kulübe tekrardan geldi. Fenerbahçe serüveni, bir daha başlamıştı.



Mrsic, Fenerbahçe'de tekrar forma giymeye başladığında 34 yaşındaydı. Yani veteran olma yaşına hızla ilerliyordu. Fakat Damir'in iyi bir fiziki yapısı vardı. Başkaları için 34 Damir için 28 demekti. Fenerbahçe'ye çok şeyler vermek için gelmişti. Kısa zamanda eski Fenerbahçe basketbol taraftarının en sevilen ismi oldu.

Takımın cefasında da sefasında da hep ayakta kalan isim oldu. Ülker ile sözleşme imzalanmadan önceki dönemde takımın bir numaralı yıldızıydı. Yanından birçok önemli yıldız geçse de, o hep takımın bir numaralı skoreri olarak kaldı. 100.yıl yaklaşıyordu, Damir Mrsic kendisine tapan taraftarlara büyük bir ödül vermek amacındaydı. Bu amacını da sezon sonunda gerçekleştirecekti.

Ülker ile sponsorluk anlaşması yapıldıktan sonraki 4 yılda 3 şampiyonluk kazanan takımın kaptanıydı. Takıma geldiği yaşın tecrübesiyle, abilik yaptı, genç oyunculara hep yardımcı oldu. Ömer Aşık, Semih Erden, Oğuz Savaş gibi genç yıldızlar ile hep iyi dialoglar içinde oldu. Bu arada Türk vatandaşlığına geçti. Demir Kaan ismini aldı.


Artık kariyerini sonlardırma vakti  gelmişti. 25 Ekim 1970 doğumlu olan Damir Mrsic, Türkiye'de iki sayı krallığı unvanı, bir asist krallığı unvanı, 3 Türkiye Ligi şampiyonluğu, bir Türkiye Kupası ve bir Cumhurbaşkanlığı Kupası kazandı. Kazandığı kupalardan ziyade büyük kaptan, Fenerbahçe taraftarının gönlünü kazandı.

Mrsic, basketbolu bu sezon sonunda bıraktığını açıkladı. Artık Fenerbahçe'de büyük ihtimalle genel menajerlik yapacak. Umarım menajerlik hayatında da, basketbol hayatında olduğu gibi başarılı olur. Fenerbahçe maçlarına gittiğimde önünde secde yaparak eğildiğim, efsane üçlükleri sonrasında çılgınca sevindiğim, ismini sesim kısılana kadar bağırdım kişinin adıdır Dadadadamiiir Mrrrsic ! Yeni hayatında başarılar büyük kaptan...

Salı, Temmuz 27, 2010

Somon Değil Pembe Hiç Değil, Onun Adı 'Mercan'

Galatasaray'ın 2010-2011 sezonu için giyeceği formalar belli oldu. 3 farklı forma giyecek olan Galatasaray'ın en çok 'mercan' rengi forması dikkat çekti. Özellikle siyah şort ile tamamlanması ilginç bir ayrıntı olmuş. Diğer formaların adı ise 'parçalı' ve 'aslan forma'.


                              
                                      

Raptors Koçu Triano'nun Geri Planda Kalmış Öyküsü


                  

Son günlerde Hidayet Türkoğlu'nun Toronto Raptors'dan takas olup, Phoenix Suns'a gitmesi üzerine birçok yazı yazıldı. Ben de EmreCeSpor olarak, olayı farklı bir boyutla sizlerin önüne sunmak istiyorum. En kaliteli basketbol haberlerinin yapıldığı Salsa Basket'in konuk yazarı Yiğiter Uluğ'un yazısından esinlenerek, Hido'nun eski koçunu biraz tanıyalım.

Kanadalı bir şutör olan Triano, kariyerindeki başarıların çoğunu Kanada forması altında yaşadı. Üniversite Oyunlarında, Kanada ile şampiyonluk kazanan Triano, basketbolcu olarak Kanada'nın gelmiş geçmiş en önemli oyuncularındandı.

Triano, NBA'de oynama fırsatı bulamadı. Lakers tarafından draft edilmesine rağmen, en üst düzey basketbolun oynandığı ligi tercih etmedi. Müthiş bir şutör olan Triano'nun yolu, 1985-86 sezonunda Türkiye'ye düştü. Fenerbahçe ile anlaşan Triano, basketbolun Türkiye'de ilerlemesine büyük katkılarda bulunmuş biri. Kusursuz şutları ile örnek bir basketbolcu olan Triano, Türkiye'den ayrılırken bile arkasında olumlu izler bırakmış nadir kişilerdendi.

Özellikle 80'li yılların ortasında, Galatasaray ile oynanan maçlar, futbolun önüne geçecek seviyedeydi.Takımlar kadrolarında iki yabancı bulundurabiliyorlardı. Dolayısıyla taraftar, genellikle bu iki yabancının üzerine yoğunlaşıyordu. Kendi özel seyircisini bile oluşturmuştu Triano. Şutları ile Spor Sergi'deki, Fenerbahçe taraftarlarını ayağa kaldıran isimdi. Fakat Fenerbahçe, o sezon şampiyon olamadı. Aksine Galatasaray ile oynadığı 3 maçı da kaybederek Play-Off'lara erken veda edip, sezon sonunda Galatasaray'ın şampiyonluğunu izledi.

Daha sonra Jay Triano Türkiye'den ayrıldı. Yeniden ülkesine döndü. 1988 yılında, 30 yaşındayken basketbola veda etti Triano. Bu noktadan sonra koçluk kariyerine başladı. 2002 yılında Toronto Raptors'da yardımcı koçluk ile başlayan serüveni şimdi headcoach olarak devam ediyor.

Fakat biz genç neslin,  Jay Triano'ya bakış açısı ise çok farklı. Zamanın gençliği, Jay Triano'ya büyük nefret besliyor. Onu sadece Hido ile anlaşamayan huysuz bir koç olarak tanıyor. Belki haklı da bu görüşünde. Fakat ben de son günlerde, adına gruplar açılan, akla gelmez küfürler edilen  'kötü' adamı, geri planla kalmış öyküsü ile hatırlatayım dedim yine de.

We are Turkish Airlines 'Euroleague Basketball'


Artık dünya çapında ismini duyurmak isteyen şirketler sponsorluk yoluna başvuruyorlar. Özellikle de spor alanına yönelen şirketler, sponsorluk anlaşmalarından oldukça kârlı bir şekilde çıkıyorlar. Bu yolu izleyen Türk şirketlerinden biri de Türk Hava Yolları.

Son yıllarda büyük atılım yapan THY, spor alanında yaptığı sponsorluk anlaşmaları ile adını tüm dünyaya duyurmayı başardı.  Barcelona ile imzalanan sözleşme, THY için büyük bir adım olmuştu. Daha sonra Manchester United'a, Yunanistan Basketbol Ligi takımlarından Maroussi'ye, Almanya Basketbol Ligi takımlarından Giants'ın salonuna sponsor olmuştu THY. Geniş çaplı büyümesine devam eden Türk Hava Yollarının yeni hedefi, Avrupa Basketbolunun en önemli organizasyonu Euroleague oldu. Euroleague ile 10 yıllığına anlaşan THY, basit bir sponsorlukta kalmayıp, isim sponsorluğu için anlaştı. Artık Euroleague'in yeni ismi Turkish Airlines Euroleague Basketball olacak. THY'nin dünya sporuna verdiği önemi tebrik ederek, Türkiye sporuna yapacakları katkıları bekliyoruz.

5 Adımda Türkiye 2010 #2

Yazı dizisinin ilkini yazmıştık burada. Ana tema, yaklaşan Dünya Şampiyonasında dikkat çekebilecek genç ve yetenekli basketbolcuları tanıtmaktı. Bu yazı dizisinin ikincisi geliyor şimdi de.

1. Ricky Rubio / 1990 İspanya


16 yaşında oynadığı basketbol ile dünya basketbol kamuoyunu heyecanlandırmıştı. 18 yaşında İspanya Milli takımının oyun kuruculuğunu üstlendiğinde ise Rubio'ya herkes bir kez daha hayran kalmıştı. Her seferinde beklentileri karşılayan bir yapısı var genç guardın.

Minnesota Timberwolves tarafından draft edildi ama o NBA'ye gitmeyi tercih etmedi. Biraz daha Avrupa tecrübesi edinmek istedi. Bence çok da doğru yaptı. Regal Barcelona ile anlaştı. Pas yeteneği ve asistleri, izleyenlerin hafızlarına kazındı. 20 yaşında Euroleague şampiyonluğu yaşadı. Dünya Şampiyonasının büyük favorilerinden biri olan İspanya'nın guardı olacak Rubio, José Calderon ile birlikte. İspanya'nın çizeceği performansa da bağlı olarak, Rubio turnuvanın yıldızlarından biri olabilir.

2. Heiko Schaffartzik / 1984 Almanya


Zor bir hayat hikayesi olan Heiko Schaffartzik'in, 13 yaşında lösemi hastası olduğu açıklandı. Uzun süre basketboldan uzak kalan Heiko, 2002 yılında tekrar basketbola döndü. Almanya'nın son dönemde büyük beklentiler içinde olduğu bir oyun kurucu idi. Fakat o kendini ilerleyen yıllarda geliştiremedi. Ta ki Eurobasket09'a kadar bir daha adını duymaz olmuştuk. Fakat Polonya'da öyle bir Schaffartzik izledik ki, aklımızdan hiç çıkmadı. Dirk Nowitzki'nin yokluğunda takımı tek başına taşıyan Alman guard, turnuvanın en skorer isimlerinden biri oldu.

Uzak mesafeli üçlükleri ile patlamaya hazır bir bomba gibi olan Schaffartzik, turnuvaya iddialı bir şekilde gelmeyen Almanya'nın en büyük kozlarından biri olacak. Eğer Almanya, çeyrek final ve ötesini görürse okuması zor olan Schaffartzik ismini çok duyabiliriz.

3. Ersan İlyasova / 1987 Türkiye


Aslen Kırım Türkü olan Ersan İlyasova, son dönem Türk basketbolunun en önemli basketbolcusu. Ünlü 1987 kuşağının, en başarılı temsilcisi. 2010 Dünya Şampiyonasında da Türkiye'nin en büyük skor kozu.

Ersan , 2004 yılında Ülkerspor altyapısında parladıktan sonra, Türkiye'de bir dakika bile durmadı ve NBA'in yolunu tuttu. Milwaukee Bucks ile sözleşme imzalayan Ersan, 19 yaşında olmasının dezavantajını gördü. Geliştirme liginde forma giyen İlyasova, Avrupa'ya geri dönüş kararı aldı. Regal Barcelona'da 2 sezon forma giyen Ersan, kendini geliştirmiş bir şekilde NBA tekrar döndü. Ev sahibi Türkiye'nin en büyük silahlarından biri olan Ersan, Türkiye'nin başarısıyla da doğru orantılı olarak, hem turnuvanın yıldızı hem de en skorer oyuncusu olmaya aday.

4. Nando de Colo / 1987 Fransa


Bildiğiniz üzere Fransa, Türkiye'ye güçlü bir kadro ile gelmiyor. Özellikle en önemli oyuncusu Tony Parker'ın milli takımdan af istemesi ile kadro iyice zayıfladı. Fakat Fransa, bu tür turnuvalarda her zaman madalya için mücadele vermiş bir takım. Lübnan'a yenildikleri Tony Parker'sız 2006 Dünya Şampiyonasında bile bizim bir sıra önümüzde 5. olmuşlardı.

Evet, bu Fransa takımının dikkat çekici oyuncularından biri de Nando de Colo olacaktır. Erman Kunter ile Cholet Basket alt yapısından dünya basketboluna sunulan genç forvet, skorer ve atletik özellikleri ile dikkat çekiyor. EuroCup şampiyonu olan Power Electra Valencia'nın da en önemli parçalarından olan Nando de Colo NBA'ye göz kırpıyor. Bakalımi turnuvada ne yapacak, hep birlikte göreceğiz.

5. Linas Kleiza / 1985 Litvanya


Litvanya, Dünya Şampiyonasına 'wild card' sayesinde gelen ülkelerden biri. Çok kötü bir şekilde oynadıkları Eurobasket09'dan sonra toparlanma dönemindeler. Polonya'da 1 galibiyet 5 mağlubiyet ile, Litvanyalıları çok üzmüşlerdi. Şimdi bu yıkıntıyı toplamak amacı ile Türkiye'ye geliyorlar.

Kadronun en önemli ismi ise 25 yaşındaki Linas Kleiza. Geçen sezonu Olympiacos'da geçiren Kleiza, tekrar NBA dönerek Toronto Raptors ile anlaştı. Daha önce kariyerinde Denver Nuggets macerası bulunan Kleiza'nın turnuvanın en kaliteli ve en değerli basketbolcularından biri olduğunu söylememize gerek yok, diye düşünüyorum. Litvanya'nın kaderi 2.03 boyundaki Linas Kleiza'nın elinde gibi gözüküyor.

Pazartesi, Temmuz 26, 2010

Basketbolda Transfer Piyasası #6





- Stephan Marbury, Çin'in Shanxi Zhongyu takımı ile tekrardan anlaştı. Geçtiğimiz sezonu da Çin Ligi(CBA)'de geçiren Marbury, 22.9 sayı ve 9.5 asist ortalamaları tutturmuştu.

- Damir Mrsic kesin olarak basketbolu bıraktığını açıkladı. 39 yaşındaki tecrübeli oyun kurucu, 7 sezon Fenerbahçe forması giymişti. Mrsic'in genel menajer olabileceği, söylentiler arasında.

- Paulius Jankunas, eski takımı Zalgiris Kaunas ile anlaştı. Evine dönen Jankunas geçen sezonu Rus takımı BC Khimki'de geçirmişti. Jankunas, Litvanya Milli takımının da önemli parçalarından.

- İspanyol guard Carlos Cabezas, BC Khimki'den ayrıldığını açıkladı. Cabezas'ın İspanya'ya dönme ihtimali çok yüksek. Seçenekler arasında ise en yakın tercih olarak, eski takımı Unicaja Malaga duruyor.

- Los Angeles Clippers, forvet Rasual Butler ile anlaştı.

- BC Khimki, uzun takviyesi yaptı. Hırvat Kresimir Loncar ve Rus Alexey Savrasenko, gelecek sezonda BC Khimki forması giyecek.

- Tecrübeli guard Dusan Kecman, Partizan ile olan sözleşmesini uzattı. Kecman, bir dönem Efes Pilsen ve Panathinaikos formaları giymişti.

Pazar, Temmuz 25, 2010

Yeni Süper Güç İspanya


Olimpiyat Oyunlarının açılış törenlerinde görürüz hep; Amerika Birleşik Devletleri, Çin, Rusya, Avustralya yüzlerce sporcu ile katılır organizasyona. Neredeyse her spor branşında iddialıdır bu ülkeler. Yarıştıkları bütün mücadelelerde, madalya almak asıl amaçlarıdır. Oyunların sonunda geldiğimizde, madalya sıralamasında yine bu ülkelerin isimlerini görürüz en yukarıda. 21.yüzyılda sporda süper güç olarak nitelendirebileceğimiz bu ülkelere, yeni bir halka daha eklendi kanımca.

İspanya, baskıcı 'Franco' rejiminden kurtulduktan sonra, sporun her alanında yapılanmaya başladı. Aslında bu yapılanma kararı çok geç alınmıştı. Fakat bir yerden başlamak gerekiyordu. Her şey 1992 Olimpiyat Oyunlarının Barcelona'ya verilmesi ile başladı. O yıla kadar, herhangi bir spor branşında büyük bir başarıları yoktu İspanyolların. 1992 yılında yapılan Barcelona Olimpiyatları, ülke sporunu baştan yapılandırmak için büyük bir hediye olmuştu. Olimpiyatların etkisi ile her spor branşına yatırım yapılmaya başlandı İspanya'da.

Başta futbol kalkındırıldı. 1950 ve 1960'lı yıllarda kazanılan birkaç kupa ve 1970'li yıllarda kazanılan birkaç başarı dışında büyük başarılar elde edemiyordu, İspanyol futbol takımları. Spordaki devriminin etkisi ile futbolda da büyük değişimler yaşandı İspanya'nın her bölgesinde. Dünya futboluna hakim olmaya başladı İspanyollar. Real Madrid, Barcelona ve Valencia gibi takımlar, Avrupa'da kupalara ambargo koymaya başladılar. La Liga, dünyanın en kaliteli ve en çok izlenen futbol liglerinden biri oldu. İspanya Milli futbol takımı ise, son yıllarda futbolun tek hakimi. Son Avrupa ve Dünya Şampiyonu olmaları, oluşan durumu gayet net olarak açıklıyor.

1992 Barcelona'dan sonra, İspanya basketbolunda büyük gelişmeler olmuştu. 1990'lı yıllarda dünya devlerine kafa tutamayan İspanya, 21.yüzyılda basketbolun yeni devi olduğunu tüm dünyaya ispat etti. Son 10 yıllık dönemde, bir Dünya Şampiyonluğu, bir Avrupa Şampiyonluğu, bir Avrupa ikinciliği yakalayan İspanya, 2010 Dünya Basketbol Şampiyonasının da favorilerinden. NBA'de son 3 yılda 2 kez şampiyon olmuş, Los Angeles Lakers'ın en önemli parçalarında biri yine İspanyol Pau Gasol. Ayrıca Avrupa'nın en iyi basketbol ligi yine İspanya Basketbol Ligi(ACB) olması, Barcelona, Real Madrid gibi takımların Euroleague'de yakaladığı başarılar, İspanya'nın basketbolda geldiği yeri gösteriyordu bize.

Teniste son dönemde iki efsane sporcunun çekişmesi var. Biri İsviçreli Roger Federer, diğeri İspanyol Rafael Nadal. Kariyerinde 8 Grand Slam şampiyonluğu bulunan Nadal, son 1-2 yılda, Federer'e üstünlük kurmuş durumda. 25 yaşındaki tenisçi, Federer'in elinde olan en çok Grand Slam kazanma rekorunu kırmaya en yakın isim. İspanyollar, tenis dünyasına tek bir tenisçi sunmuş değil son yıllarda. Fernando Verdasco, Tommy Robredo, David Ferrer dünya klasmanında ilk 20'de yer alan, diğer İspanyol tenisçiler. İlk 20'de 4 İspanyolun bulunması gerçekten çok ilginç bir durum.

Formula 1, son yıllarda eski etkisini kaybediyor. Bunun nedenleri olarak, belki puanlama sistemi üzerinde çok oynanması ve Michael Schumacher'in artık eski formunda olmaması gösterilebilir. Schumacher'den sonraki en büyük pilot, şüphesiz ki İspanyol Fernando Alonso. Zaten istatistiklerde bu yönde. Schumacher'in yedi şampiyonluk döneminden sonra, 2 şampiyonluk kazanan, -özellikle de üst üste- tek pilot şuan Fernando Alonso. İspanya'nın motor sporlarındaki diğer temsilcileri ise Moto Gp'de. İspanyol pilotların etkisi hissediliyor şuan Moto Gp'de; her ne kadar Valentino Rossi faktörü olsa da. Jorge Lorenzo ve Dani Pedrosa, son dönemdeki İtalyan gücünü kırmış durumda. Jorge Lorenzo, 2010'da şampiyonluğun en büyük favorisi konumunda.

Tour de France, bugün sonuçlandı. Aslında turun kazananı sürpriz olmadı. Son şampiyon Alberto Contador, Paris'te yine sarı mayoyu giyen bisikletçi oldu. 3.kez bu zafere ulaşan Contador, şu an bisiklet dünyasının bir numarası konumunda. İspanyol bisikletçi, katıldığı son 5 büyük bisiklet turundan galip olarak ayrıldı. Yeni bir efsane olma yolunda hızla ilerliyor, İspanyol Contador.

Atletizmde de İspanyollar var. Uzun mesafe yürüyüşte dünyanın bir numarası İspanya. 20 km. yürüyüşte hem bayanlar hem de erkeklerde İspanya hanedanlığı var. Ayrıca 3000 metre engellide Marta Dominguez, kadınlar 100 metre engelli de Nnkiruka Josephine Onyia, İspanya'yı atletizmde temsil eden başarılı atletler.

Hentbol ve senkronize yüzmede, yine madalya için en büyük favoriler arasında İspanya var. 2008 Pekin Olimpiyatlarında altın madalya kazanan İspanya Senkronize yüzme takımı, 2009'da Avrupa Şampiyonu oldu. 2007 yılında Avrupa şampiyonluğu yaşayan İspanya Hentbol takımı yine büyük turnuvalarda madalya peşinde.

Evet, şöyle bir toparlayacak olursak; futbol, basketbol, tenis, formula 1, bisiklet, atletizm, hentbol, senkronize yüzme gibi birçok spor dalında dünyanın zirvesinde İspanyollar. Neredeyse her spor branşına el atan İspanya, dünyanın yeni süper gücü olma yolunda hızla ilerliyor. Ne diyelim, belki bir gün Amerika veya Çin'in hanedanlığını kırarlar, Olimpiyat Oyunlarında.

Bo McCalebb'in Yeni Durağı İtalya

Partizan'ın başarılı oyun kurucusu Lester Bo McCalebb'in gözünün yüksekte olduğunu yazmıştık. Partizan'da geçirdiği başarılı sezonun ardından, Avrupa'nın büyük takımlarından birçok teklif almıştı McCalebb. Amerikalı guard sonunda tercihi yaptı ve Siena'nın yolunu tuttu.

Ahmet Kandemir'in oyuncu radarı sayesinde Avrupa'ya adım atan Bo McCalebb, Mersin B.Ş.B'de geçirdiği mükemmel sezonun ardından, Partizan'ın yolunu tutmuştu. Partizan'da da büyük başarılara imza atan McCalebb, Euroleague'de Final-Four oynama şansını yakalamıştı. Partizan ile hem Sırbistan Ligi hem de Adriyatik Ligi şampiyonluğu kazanan McCalebb'in hedefinde artık daha büyük takımlar yer alıyordu. Daha önceden yazdığımız gibi McCalebb'in taliplileri arasında, Regal Barcelona, Real Madrid ve Caja Laboral gibi İspanya üç büyük devi vardı. Fakat Lester Bo McCalebb, tercihini İtalya'dan yana kullandı. Montepaschi Siena ile 3 yıllığına anlaşan başarılı guard, Siena'dan ayrılıp, Unicaja Malaga'ya transfer olan Terrel McIntrye'ı aratmamaya çalışacak.

Dağların Kralı Hat Trick Yaptı



Fransa Bisiklet Turunun 20. ve son etabı bugün koşuldu. Etap öncesinde İspanyol bisikletçi Alberto Contador, en yakın takipçisi Lüksemburglu Andy Schleck'in 39 saniye önünde yer alıyordu. Büyük bir aksilik olmazsa, "Dağların Kralı" 3 kez mutlu sona ulaşacaktı.

20. etapta asıl beklenen mücadele yeşil mayo içindi. Yani sprint krallığının düğümü bu etapta çözülecekti. Yeşil mayo, etap öncesinde üç bisikletçiye gidebilirdi. Bunlar; Alessandro Petacci, Mark Cavendish ve Thor Husvod. Petacci 213 puanla birinci, Husvod 203 puanla ikinci, Cavendish 197 puanla üçüncü sırada yer alıyordu. Yeşil mayonun sahibi, takımından en çok destek gören bisikletçiye gidecek gibi duruyordu. Yine alışıldık kaçan ve yakalanan küçük gruplar oldu Paris'te. Fakat son 10 km içinde sprint finişi olacağı belli olmuştu. İddialı takımlar ön bölümdeydi. İlk ataklar 2,5 km kala başladı. Ana grupta büyük kopmalar yaşandı. Tahmin ettiğimiz üç isim ön plana çıktı. Son viraj dönüldüğünde her şey belli oluyor gibiydi.Champs Elysees(Şanzelize)'ye doğru uzun düzlük görüldüğünde asıl ataklar başladı. Sprint konusunda büyük bir yeteneği sahip olan Mark Cavendish, sağ taraftaki boşluktan yaralanarak müthiş bir şekilde atağı kalktı. O kadar hızlıydı ki, atağa kalkmasıyla etabı bitirmesi bir anda olmuştu sanki. Böylece Mark Cavendish Fransa Bisiklet Turunda 5.etap zaferini kazandı. Fakat yeşil mayoya uzanamadı. Etap öncesi lider konumunda olan Alessandro Petacci, 2.sırada geçmişti finiş çizgisini. Sarı mayonun mutlak favorisi Alberto Contador ise ana grup olan Peloton'un içinde yarışı bitirerek, kariyerindeki üçüncü Tour de France zaferini yaşadı. İlginç olan nokta ise Fransa Bisiklet Turunun kazananı olan Alberto Contador etap kazanmazken, Mark Cavendish 5. etap birinciliğine sahip olmasına rağmen, yeşil mayodan uzak kalması oldu. Bu durumda klasikleşmiş bu büyük tur hakkındaki, bazı soru işaretlerinin akıllara gelmesine neden oldu.

Stefano Domenicali : "Takım Sana Canım Veda"


Formula 1 Almanya Grand Prix'si, alışıldık bir olaya sahne oldu. Yarışı ikinci tamamlayan Felipe Massa, genel klasman iddiası bulunan, takım arkadaşı Fernando Alonso'ya yol verdi. Alonso, yarışın kazananı olurken Felipe Massa, Almanya'da ikincilik kürsüsüne çıkmakla yetindi.

Yarışta dikkat çeken nokta ise Brezilyalı pilot Felipe Massa'nın, Alonso'ya bir nevi yol vermesiydi. Bu tür hareketleri daha önce de çok görmüştük. Özellikle ikinci pilotluğu kesin olarak kabullenmiş sürücüler, eğer takım arkadaşının önündeyse bu geçişlere rahatlıkla izin verirdi. Bu durumu en çokta Rubens Barrichello'da görürdük. Hatta 2001 yılında Barrichello'nun, Michael Schumacher'in son 200 metrede, kendisini geçmesine izin vermesi hafızalara kazınmıştı. Fakat Rubens bu durumu kabullenmiş bir pilottu. Kariyerinin hiçbir döneminde şampiyonluk için yarışmamış bir sürücüydü. Bu yüzden, bu izinler ona -argo tabir ile- 'koymuyordu'. Fakat bu kez yol veren isim, kariyerinin büyük bir bölümünde birinci pilot olmak için çaba göstermiş, Felipe Massa idi. Bu durum onun kariyerine pek uygun düşmezdi. Fakat Massa'nın elinde olan bir durum değildi bu karar. Takım direktörleri bu yönde bir karar almıştı. Ona da bu direktifi uygulamak düşerdi. Massa, bu geçişe izin verdi vermesine de, içinde hep bir burukluk vardı. Yarış sonunda bunu açık bir şekilde görebiliyorduk. Massa, üzüntülü bir şekilde takım direktörü Stefano Domenicali'ye sarılıyordu. Domenicali'de, Massa'nın kulağına hafifçe bir şeyler fısıldıyor gibiydi; her şey takım için.

Cumartesi, Temmuz 24, 2010

Oldu Mu Şimdi Bu ?


Kadın Voleybol Milli takımımız, bu sezonun belki de en önemli maçına bu akşam çıktı. Avrupa Ligi Final Four'una ev sahipliği yapan Türkiye, şampiyonluk için ümitliydi. Kura da bizim tarafımızdaydı sanki. En azından biz öyle sanıyorduk.

Avrupa Ligi Final Four'una Sırbistan, Bulgaristan ve İsrail'in yanı sıra ev sahibi Türkiye katılıyordu. Bildiğiniz üzere Türkiye, İsrail ile yaşadığı siyasi sorunlardan dolayı, bu organizasyona bazı çekinceler ile başlıyordu. Cuma günü çekilen kuralarda, İsrail'in çıkmaması ile şans biraz yüzümüze gülüyordu. Hem en güçlü rakibimiz Sırbistan'dan hem de güvenlik sorunları nedeniyle çekindiğimiz İsrail'den kurtularak, Bulgaristan ile eşleşmiştik. Kağıt üstünde Bulgaristan, dörtlü finalin en zayıf halkası olarak gözüküyordu. Kadrolarında değil dünya çapında voleybolcu, Avrupa çapında voleybolcu bulmak epey zordu.

Her şey güzel devam ediyordu Filenin Sultanları için. Fakat maçın başından itibaren sahada, öyle bir Bulgaristan takımı ve antrenörü vardı ki, tam anlamıyla bizi bozguna uğrattı. Bulgarlar, maçı alacaklarına çok iyi bir şekilde inanmışlardı. Her sayıyı, yüreklerini ortaya koyarak oynuyorlardı. Türkiye'nin durumunu ise ancak Sir Bobby Robson'ın söylediği şu söz açıklanırdı;"Onları küçümsemedik. Sadece düşündüğümüzden çok daha iyi çıktılar." Türkiye, ilk iki set boyunca şaşkınlığı üzerinden atamadı. Seyirci desteği ile geri dönüldü, maçı kazanma şansı yakalandı ama olmadı.

Türkiye, 2-0'dan 2-2'ye getirip, 12-6 öne geçtiği tie-break setini 15-13 kaybederek, Avrupa Ligi şampiyonu olma fırsatını kaybetti. Dolayısıyla Dünya Grand Prix'ne doğrudan katılma hakkını da kaybetti. Artık zorlu bir grupta, eleme maçları oynayacağız. Bu durum kadınlarımıza hiç mi hiç yakışmadı...

Kurtoğlu Tekrar Kuqo Oldu


Uzun zamandır bazı aksaklıklardan dolayı ertelediğim Ermal Kuqo yazısını ancak bugün kaleme alabildim. Bildiğiniz üzere; Ermal Kurtoğlu, içinde hep bir ukde olarak kalan Arnavutluk Milli takımı formasını giymeyi başardı. Peki bu nasıl oldu ? Bir basketbolcu iki farklı A Milli takımın formasını giyebilir miydi ?

Ermal Kurtoğlu'nun babası, Arnavutluk'ta uzun zaman basketbol oynamış, tanınmış bir basketbol adamıydı. 126 kez milli takım forması giymesinden bunu anlıyoruz. Ayrıca Arnavutluk'ta "Kuqo" soyadı bilindik ve saygı duyulan bir soyisimmiş. Bu nedenle genç yaşta ülkemize gelen Ermal Kurtoğlu'nun hayallerinde bir gün Arnavutluk forması giymek varmış. Hem de babasına ait milli takımda en çok forma giyme rekorunu kırmak istiyormuş 30 yaşından sonra.

Ermal Kurtoğlu, Türkiye ile bağları çok iyi olan, sıcakkanlı bir basketbolcu. Fakat milli takımlar arası yatay geçiş yapması, bize yansıttığı genel kişiliği ile pek uyuşmadı. Bu yatay geçiş, biraz da öz vatanı olan Arnavutluk'a yaranma çabası olarak düşünüyorum, kanımca. Çünkü Kuqo, Türkiye Milli takımını seçtikten sonra Arnavutlar, baya bir sinirlenmişlerdi.

Ermal'in bu 'yaranma' fikrine, Türkiye Basketbol Federasyonundan olumlu bir tepki gelmişti. Sanırım onlar da, artık sevenler kavuşsun istiyordu. Peki FIBA böyle bir olaya nasıl izin vermişti ? Bir ülkenin A Milli takımında oynayan bir basketbolcu, 30 yaşına geldikten sonra başka bir ülkenin A Milli takımının formasını nasıl giyer ? Daha önce çok görmüştük, Ümit Milli takımlarda başka ülkede oynayıp, A Milli takımlarda başka ülkede oynayanları. Fakat bu olayda durum farklıydı, Kuqo iki farklı ülkenin 'A' Milli takımlarında forma giyecekti. Sanırım Kuqo'nun ana vatanının Arnavutluk olması, doğuştan Arnavutluk pasaportuna sahip olması, gerekli işlemleri kolaylaştırdı. Bir de Turgay Demirel'in bilek gücünü hesaba katarsak, FIBA'dan izin almak pekte zor olmadı herhalde. TBF'nin bu hamlesi acaba, Emir Preldzic'in durumunu kolaylaştırmak için miydi ? Orası tabii ki bilinmez.

Basketbolda Transfer Piyasası #5


- Geçtiğimiz sezonu Miami Heat'te geçiren Fransız forvet Yakhouba Diawara, İtalya Ligi takımlarından Enel Brindisi ile anlaştı. Diawara, daha önce de İtalya'da Fortuna Bologna forması giymişti.

- Efes Pilsen ve Fenerbahçe Ülker, Milan Macvan'ın peşinde. Hemofarm'ın genç pivotu, Avrupa'nın gelecek vaat eden uzunları arasında gösteriliyor.

- Antalya B.Ş.B, Amerikalı guard Devon Downes ve Barış Herkes ile her konuda anlaşma sağladı.

- Fenerbahçe Ülker'in Euroleague'deki rakiplerinden Montepaschi Siena, Lynn Greer ve Darius Washington'ın peşinde.

- Spartak St.Petersburg, Amerikalı pivot Stephan Lasme ile anlaştı. Lasme, geçen sezonu Maccabi Tel-Aviv'de geçirmişti.

- Stephan Marbury, Miami'de oynamanın ilginç olduğunu söyledi. Marbury, en son Çin Basketbol Liginde forma giyiyordu.

- Geçtiğimiz sezonu Aliağa'da geçiren Jack McClinton, İsral şampiyonu Gilboa Galil ile her konuda anlaştı.

O Şimdi Hem Koç Hem Eş



Bir zamanlar Avrupa'nın bir numaralı skoreriydi. Birçok kupa kazandı. NBA'ye gitmesi ile her şey değişti. Tekrar Avrupa'ya döndüğünde eski formunu bir daha bulamadı. Ve 2010'da basketbolu bıraktığını açıkladı. 19 Haziran günü Litvanya Ligi takımlarından Perlas Vilnius'un yardımcı koçu oldu. Bugün ise dünya evine adım attı. Sevgilisi Victoria ile evlenen Arvydas Majiauskas'a mutluluklar diliyorum.

5 Adımda Türkiye 2010 #1

Türkiye'de düzenlenecek 2010 Dünya Şampiyonasının başlamasına 35 gün kala yeni bir yazı dizisine başlıyorum. Belirli aralıklarla yazacağım bu yazı dizisinde, 5 basketbolcu hakkındaki görüşlerimi belirteyeceğim. Bunlar genellikle turnuvada parlamasını beklediğim, genç basketbolcular olacak.

1. Miloš Teodosić / 1987 Sırbistan


Turnuvada dikkatle izlememiz gereken basketbolculardan biri de Milos Teodosic. Sırp ekolünü tam anlamıyla parkelere yansıtan başarılı guard, çok yönlü oyunu ile dikkat çekiyor. Gerek perdelerden sonra potaya doğru driveları ile gerek perdeden sonra attığı mesafe tanımaksızın şutları ile durdurulması zor bir oyuncu haline geliyor Teodosic. Hem Olympiacos'da hem de Sırbistan Milli takımında beraber çalıştığı koç Dusan Ivkovic'in genç guard'ın bugünlere gelmesindeki etkisi büyük.

23 yaşındaki oyun kurucu, 3 sezondur Olympiacos forması giyiyor ve son 2 sezonda Euroleague'de Final-Four gördü. Son Euroleague sezonunun en değerli oyuncusu seçilmesi de kalitesini gösteren diğer bir öge. Sırp ekolünün yetiştirdiği en önemli oyun kuruculardan biri olan Teodosic, daha çok set hücumlarında etkili ve başarılı olan bir basketbol stiline sahip. Açık saha ve serbest oyuna uygun bir yapısı olduğu söylenemez.

Tekrar milli takıma dönersek, Teodosic alt yaş gruplarında, yaşıtlarına göre dünyanın en iyisi kabul ediliyordu. Alt yaş gruplarında birçok dünya şampiyonluğu kazanan Teodosic, genç yaşta Sırbistan A Milli Takımının yükünü taşımak zorunda kaldı. Fakat bu yükü başarıyla taşıdı ve oynadığı basketbolla adından sıkça söz ettirdi. Eurobasket09'da Sırbistan'ı finale taşıyan en önemli parçalardan biriydi. Turnuvada gösterdiği performans ile turnuvanın beşine de seçilmişti.

Evet dediğim gibi Milos Teodosic, büyük bir sakatlık problemi ile karşılaşmaz ise turnuvanın yıldızı olmaya aday. Sırbistan'ı, büyük yıldızların olmadığı bir turnuvada madalyaya doğru taşıyabilir.

2. Timofey Mozgov / 1986 Rusya


2.16 boyundaki Rus pivot, turnuvada parlayabilecek oyuncular listesinin başında yer alıyor. Mozgov, milli takımımız ile aynı grupta yer alan Rusya'nın en büyük silahlarından biri olacaktır. Bu sezon sonunda, 2006'dan beri formasını giydiği BC Khimki'den ayrılarak, NBA'in yolunu tuttu. New York Knick ile 3 yıllığına anlaşan Mozgov, NBA'de kalıcı olabilir.

Ömer Aşık ile benzer özelliklere sahip Mozgov, pota altında atletik oyunu ve ayak çabukluğu ile dikkat çekiyor. Eurobasket09'da adeta yıldızlaşan Mozgov, ülkemizdeki organizasyonda Rus guardlar tarafından iyi beslenirse, turnuvanın yıldızı olmaya aday.

3. Ante Tomic / 1987 Hırvatistan


Son yıllarda Hırvatistan basketbolunda birçok önemli uzun yetişti. Nikola Prkacin, Nikola Vujcic, Marko Banic, Mario Kasun bir çırpıda sayabildiğimiz isimler. Fakat bu isimler, günümüze gelindiğinde eski dominantlığını kaybetmiş durumda. Yeni yüzlere ihtiyacı olan Hırvatistan basketbolu için, bulunmaz bir mücevher çıktı.

Ante Tomic, 2.18 boyunda modern dünya basketboluna uygun basketbol stili, çabuk ayakları, atletik özellikleri ile çok iyi bir gelecek vaat eden genç bir pivot. Hırvatistan'da yetiştikten sonra geçen sezonu Real Madrid'de geçirmişti. Özellikle Euroleague maçlarında büyük dikkat çekmişti. 2008 yılında Utah Jazz tarafından draft edilen 23 yaşındaki pivot, Dünya Şampiyonasında Hırvatistan'ın en büyük kozlarından biri olacak. Hırvatistan'ın turnuvadaki durumuna da bağlı olarak, Tomic şampiyonanın sürpriz yıldızlarından olabilir.

4. Tiago Splitter / 1985 Brezilya


Brezilya her zaman Arjantin ile birlikte, Güney Amerika Basketbolunun en büyük temsilcisi olmuştur. Son dönemde bu basketbol kültürünün yetiştirdirdiği, en önemli basketbolculardan biri de Tiago Splitter. 25 yaşındaki pivot, Avrupa geçirdiği 9 müthiş sezonun ardından NBA'in yolunu tuttu. NBA'ye giderken arkasında, İspanya'nın Bask bölgesinde büyük izler bıraktı 9 yılda.

Splitter'in artık farklı bir hedefi var. Bunlardan biri de milli takımda başarı kazanmak. 2006 Dünya Şampiyonasında başarılı olamamışlardı. Eğer Tiago Siplitter, takım arkadaşlarından yeterli desteği alırsa, turnuvanın yıldızların biri olabilir.

5. Goran Dragic / 1986 Slovenya


Slovenya, neredeyse tüm turnuvalara güçlü bir kadro ile gelir. Takımdaki oyuncuların hepsi birbirinden önemli basketbolculardır. Çoğu kariyerlerinin zirvesindedir. Fakat turnuva başlar ve biter, Slovenya madalya alamaz. Kuşaklar boyu süre gelen bu alışkanlık, bir türlü anlaşılamaz. Fakat 2010 kadrosunda, bu kaderin böyle işlemesine engel olabilecek kapasitede bir isim var, Goran Dragic.

Phoenix Suns forması giyen 24 yaşındaki oyun kurucu, takımın makus talihini kırmasına yardımcı olabilir. Dragic, eğer büyük bir şansızlık yaşamazsa, turnuvanın en önemli guardlarından biri olmaya aday.

  ©EmreCeSpor - Todos os direitos reservados.

Template by Dicas Blogger | Topo