.

Çarşamba, Temmuz 27, 2011

2.45 Reşit Oldu

Bundan tam 18 yıl önce 27 Temmuz 1993 yılında son olimpiyat şampiyonu Javier Sotomayor, Salamanca'da pistteydi. O gün öyle bir yüksekliği geçti ki Kübalı, 18 yıldır gökyüzüne en çok yaklaşan atlet olma unvanını koruyor.

Komünist toprakların bir başka etkiye sahip olduğu bir atletizm dalı olan Yüksek Atlamada, kadınlarda Sovyet Stefka Kostadinova (24 yıllık rekor hala kırılamadı) erkeklerde Kübalı Javier Sotomayor günümüz futbolundaki Barça etkisini atletizm pistlerine taşıyorlardı. Sotomayor, 8 Eylül 1988'de 2.43 ile ele geçirdiği rekoru öyle iki atlayışla perçinledi ki Yüksek Atlamada kendi çıtasını yarattı. Bugün ben o perçinlediği çıtalardan en yüksek olanına değinmek istiyorum; tam tamına 2.45 olanına.
Doping söylentileri ile geçen 80'lerin ardından (bkz: 100 metre kadınlar rekoru) bir nevi sıklaşan kontrollerin arasında rekor kırmak eskisine göre zorlaşmıştı. '92 Barcelona'da 2.40 ile altın madalyayı kazanan Sotomayor, '93 Dünya Şampiyonası öncesinde İspanya'nın Salamanca şehrine uğrayacaktı. 22 Ağustos'taki Dünya Şampiyonası öncesinde Kübalı atlet için iyi bir deneme olacaktı. Kariyerinde daha önce bir de olimpiyat bronz madalya ve 2.30 ve üzerini 227 geçme başarısı bulunduran Sotomayor, Salamanca'da akşam üzeri vakti son hakkı öncesinde 2.41 ile birinciliği garantilemişti. Son hakkını dünya rekoru seviyesine çeken Javier, yüksek atlamacıların klasik denemesini yaptı. Belki de kendisi bile inanamadı bu atlayışa. 6. ve son hakkında 2.45'i zor da olsa (bar düşmemek için çok direndi) geçmeyi başaran Sotomayor, haklı başarısını kazanmış oldu. Rekordan yaklaşık bir ay sonra Toronto'da 2.41 ile altın madalyaya uzanan Kübalı atlet tüm dünyaya bir numara olduğunu göstermişti.

Daha sonra Sevilla ve Mar de Plata'da 2.42 ve 2.40'lık derecelere imza atan Sotomayor, 2000 Haziran'ın da Pan-Amerikan Oyunları'nda doping yaptığı gerekçesiyle ceza alınca atletizme 34 yaşında veda etti.

Perşembe, Haziran 23, 2011

Enis Kentır

Avrupa'da 1992 doğumlu basketbolcular arasında bir numara gösterilen, kıt'a Avrupa'sındaki en büyük rakibi Dejan Musli Caja Labarol benchinde otururken Cavs mi T'wolves mu hesabı yapan, bütün yılı boş geçse de tüm yılı Euroleague oynayarak geçiren Jonas Valanciunas'ın önünde seçilmesi beklenen basketbolcunun tellafuzu başlıkta yazan. 2 yıl öncesine kadar düz lise öğrencisi seviyesinde İngilizce'ye sahip olan Enes Kanter, 2011 draftları öncesinde kendi ismini Amerikan basınına böyle söylüyor, bize de başka türlü yazmak düşmezdi elbet.

Türkiye'den gidişine-kaçırılışına kızdım, kızıyorum Enes'in. Belki de Fenerbahçeli olmam nedeniyle derinlerde sarı-lacivert tutku beni o yöne doğru yönlendiriyor ancak sağ salim oturup düşündüğümde de yanlış yaptığı sonucuna varıyorum. Bu yanlışın ondan götürdükleri kadar kazandırdıkları da oldu. Başta dil problemini çözdü ve ufak da olsa Kristof Coulomb'un ülkesine kendisini tanıttı. Sanırım kazandırdıkları Enes için çok daha önemliydi. Saygı duymak lazımdı, duyuyorum.

Enes'in bu geceki draftlarda ilk dört içinde seçilmesi kesin. Gelin Enes için elimizdeki seçenekleri değerlendirelim.


  • Washington Wizards:

Wizards'ın 6. sıra hakkını Enes için takas edebileceği söylentileri var. John Wall, Jordan Crawford ve Enes Kanter üzerine bir takım oluşturmak istiyorlarmış. Hem Washington DC'nin New York'a yakın olması hem de kendi üzerine takım kurulacak olması Enes'in Wizards'a sıcak bakmasını sağlıyor. Ayrıca menajeri Max Ergül'ün de başkent ekibi (bu terim geçince aklıma hep Gençlerbirliği gelir) ile olan yakın bağları bu takasın olma ihtimalini güçlendiriyor.

"Boş gezenlerin boş takımı" olarak düşündüğüm Wizards eğer kadroyu silip, yukarıda saydığım üç oyuncu üzerine kurarsa Enes için iyi başlangıç olabileceği kanısındayım. Ancak bu seçimin dezavantajı sırası(6). T'Wolves ile draft sırasında takasa giderlerse en büyük şansı Wizards'a veriyorum eğer takas gerçekleşmezse şansları yok.


  • Utah Jazz:

Jerry Sloan  ve Derron Williams'ın ayrılması ile "L.A Clippers modu"na giren Utah Jazz, Enes Kanter ile ismi en az geçen takım dört takım arasında. Ancak onların en büyük kozu seçim sırası(3). Eğer Cavs Kyrie Irving sevdasından vazgeçmez ve T'Wolves Derrick Williams'a güvenirse Enes Kanter üçüncü sıraya düşecek. Jazz'ın bir uzun seçmek istediği biliniyor, o nedenle ellerinde pek fazla seçenek kalmıyor. Enes'in yerine Enes'in her karşılaştığında "tokatladığı" Jonas Valanciunas'ı veya küçük Sergei Ibaka Bismack Biyombo'yu seçmek akıllıca değil.

Enes için ısrarcı olmasalar da önlerindeki en iyi tercihi yapacaklarını düşünüyorum. Böyle bir riski alacaklarını da tahmin ediyorum eğer Enes üçüncü sıraya kalırsa. O nedenle gecenin plasesi Utah Jazz.


  • Minnesota Timberwolves:

Kevin Garnett sonrası "çürük pazar malı" misali oyuncuları bir araya getirerek başarı yakalamaya çalışan  T'Wolves son iki sezonda akılcı hamleler yapmaya başladı. Gerek Kevin Love'in ön plana çıkarılması gerek Michael Beasley'e terapi yapılıp hayata kazandırılması gerek şut özürlü ama müthiş saha görüşüne sahip Ricky Rubio'nun takıma katılması Minnesota'yı geçen sezonlara nazaran cazip hale getiren sebepler. Ancak Enes'in oyununu geliştirmek için olumlu bir takım mı, tartışılır.

Kevin Love, Nikola Pekovic (lock out olsa da olmasa da Avrupa'ya dönme olasılığı yüksek) ve Darko Milicic gibi kendisine benzer üç beyaz uzunla aynı takımda oynamak isteyeceği sanmıyorum özellikle de Wizards'ın teklifi düşünülünce. Yukarıdaki satırlarda da dediğim gibi Enes de ikinci sıradan seçilirse Wizards tarafından olmasını istiyor, takasın olmasına dua ediyor.


  • Cleveland Cavaliers:

Enes Kanter'in ilk dört içinde seçileceğini düşündüğümüzde ve Cavs'in ilk dört sıranın ikisine sahip olduğunu göz önüne aldığımızda, basit bir matematik işlemiyle LeBronzede Cavs'in Enes için %50 şansa sahip olduğunu görebiliyoruz. 1 ve 4 sıra hakları elinde bulunduran Cavs'in hayali ise ilk sıradan Kyrie Irving'i, dördüncü sıradan Enes'i seçmek. Ancak böyle bir strateji uygularlarsa Enes'i kaybetme olasılığı oldukça yüksek. İlk sıradan Irving'i aldıktan sonra takas riskine de gireceklerini düşünmüyorum.

Cleveland kağıt üstünde %50 şansa sahip gibi görünse de eli kolu bağlı şu an. Bu gece tek yapabilecekleri T'Wolves-Wizards ve Jazz üçlüsünün Enes'i seçmemesini beklemek. Ancak ben bu durumun oldukça zor olduğu kanısındayım.

Bu geceye dair Emrece tahminler:

  1. %35 Washington Wizards
  2. %30 Utah Jazz
  3. %25 Cleveland Caveliers
  4. %10 Minnesota Timberwolves

Draft2011'de dikkat edilmesi gereken isimler:

Jan Vesely, Bismack Biyombo, Kemba Walker, Brandon Knight, Marcus Morris. Ayrıca Avrupa'dan Nikola Mirotic'in Spurs tarafından ve yeni Fenerbahçeli Bojan Bogdanovic'in Bulls tarafından seçilmesini bekliyorum.

Cuma, Haziran 17, 2011

Biri 5/5 Mi Dedi?

Bu tablodan sonra söylenecek çok az şey var aslında. Tüm bu branşlarda mücadelede eden sporculara ve teknik kadroya sonsuz teşekkürler. Dünyanın en büyük spor kulübünü bu başarıları kazanmasında emeği olan herkese binlerce kez teşekkürler. Doktor Alex'ten Kaptan Ömer'e, Nevriye'den Arslan Ekşi'ye, Nati'den Gökhan Gönül'e, Roko'dan korkunç Ivan'a, Birsel'den Volkan'a, Naz Aydemir'den Oğuz'a kadar herkese teşekkürler.

Çarşamba, Haziran 08, 2011

El Diego 5

Otobiyografisinde "hayal kırıklığı" olarak adlandırdığı 1982 Dünya Kupası öncesi kimlik kartı için fotoğraf çekimindeki Diego.

Ayrıca Maradona 1982 Dünya Kupasını şöyle yorumluyor:
Boca'ya veda maçlarına dönen Mar del Plata'daki o yaz turnuvasından sonra, İspanya 1982 Dünya Kupası için dört ay milli takımla hazırlık yaptım. Turnuva başladığında, kupayı çoktan kazandığımızı düşünüyorduk. Unuttuğumuz bir detay vardı: Kazanmak için önce oynamalısın. Belki de 1978 ve 1979'da işler çok iyi gittiğinden bunun burada da kolay olacağını düşünüyorduk. Fakat başka bir şey vardı, hayati bir şey: Fiziksel durumumuz berbattı. Bunun ilk defa şimdi söyleyebiliyorum, bu en büyük yanlıştı. Benim gibi, tüm şampiyonayı oynadıktan sonra dosdoğru milli takıma gelen bir çocuğu böyle değerlendiremezsin. Bunu yapamazsın! Bu beni tüketti, eminim diğerlerini de. Yani kimse bana çok çalışmadığımı söyleyemez, bunu sahip olduğum her şeyle savunurum. Fakat Prof. Ricardo Pizzarotti'nin bize yaptığı şeyle 1982 Dünya Kupası'na yorgun ve aşırı antreman yapmış halde geldik. Ölü gibi. Markam haline gelen o fırlama yeteneğim, kıvılcım olmadan. Sanırım bu bize kupayı kaybettiren diğer sebepti.
 El Diego/sayfa 73.

Cumartesi, Nisan 30, 2011

Finito?

Bitmedi, bitmeyecek kardeşim. İsterse araya YGS girsin, isterse LYS. İsterse de aile ve dersane baskısı. Tamam ara veriyorum ve vereceğim ama bitmeyecek. 2012 yaz aylarında daha dinç, daha az paslı bir kafa ile burada, evimizde olacağım. O zamana dek düzenli yazmayacağım, yazamayacağım. Zaten baksana blog'a özel olarak hazırlanan son post 27 Şubat'ta. Yani 2 ay önce. Yine siz siz olun, dostluğumuzu unutmayın ayda bir bu adresi kolaçan edin, belki birkaç şey zırvalamışımdır. Ancak biraz önce de dediğim gibi 'çılgın proje' 2012'nin yaz aylarında başlayabilecek.

Ha bir de unutmadan söyleyelim, yine aklıma esince, rahat ve sakin ortamı bulduğum da şu adreslerde de bulunabilirim.

http://lifedoesnotforgiveweakness.tumblr.com/
http://bolbasket.com/

Herkese sevgiler, saygılar.

Pazartesi, Mart 28, 2011

Ömer İlk Basamağı Geride Bırakırken


7 yıl kimine göre büyük kimine göre o kadar da uzun bir süreç değildir. Ancak düşünün ki 7 yıl içerisinde yeni doğan çocuğunuz okula başlar, altıncı sınıfta okuyan bir öğrenci üniversite kapısına dayanır, üniversiteye başlayan genç zor da olsa üniversite diplomasını alır, denk gelirse 7 yılda San Antonio Spurs 3, Chicago Bulls 6 defa şampiyon olur. Tamam, 7 yılda 'Dünya değişir, Fenerbahçe Türkiye Kupasını alır.' demiyorum ama 18 yaşındaki bir çocuk bu sürede NBA'de kendini kabul ettirebilir.
Bursa'da doğan, boyu ankarenormal bir şekilde uzayan, 18 yaşına kadar profesyonel olma amacıyla basketbol oynamayan sonrasında Fenerbahçe tarafından keşfedilen biri Ömer Aşık. Bundan 7 yıl öncesine kadar belki de gece kalkmaya üşenip, canlı NBA maçı seyretmeyen Ömer, bugünlerde düşler sahnesinde adını kabul ettirmeye başlıyor. Aleaddin Yakan tedrisatından geçen 2.14'lük Ömer, basketbol terimiyle betonlaşmış ellerini ilk kez bu aşamada 'sert' mertebesine çekti. Neredeyse sıfır parmak ucu hissiyâtına sahip Aşık, ilk kez bu basamakta tanıştı Molten, Spalding salon toplarıyla. Modern basketbol anlayışı içinde 'sırık' pivot anlayışının değer kazanması ile bir adım daha kazanan Ömer Aşık, Alpella forması ligde ile smaç-blok partisi yapmaya başlayınca Fenerbahçe'ye doğru dev adımını attı. 
İlk Euroleague sezonunda; Top16'da blok kralı olan Ömer, NBA'ye göz kırpmaya başlamıştı. Bu göz kırpmanın bir platonik aşka dönüşmesine izin vermeyen Okyanus ötesi, Ömer'i görmezden gelmedi ve Chicago'ya adını kaydettirdi. Bir sezon daha oynaması ve geçmişte attığı o uzun adımlardan bir tane daha atması beklenen Ömer, neredeyse bir sezonu off geçirince basamak atlama işi bir başka bahara kaldı. Ancak geç gelen bahar, güzel geldi; Dünya Şampiyonası Ömer için muhteşem geçti. NBA öncesinde tüm leveller zor da olsa tamamlanmış, artık oyunun zor bölümlerine geçmişti genç pivot.
Bir paragraf öncesinde de bahsettiğim 'sırık' pivot anlayışındaki oklar tam anlamıyla Ömer Aşık'ı gösteriyordu. Bir nevi 80'lerin futbolundaki süpürücü rolü, Bulls'ta Ömer için biçilmişti. Üçüncü veya dördüncü pivot rolü ile sezona başlasa da ona biçilen görevi yaptığı takdirde NBA'deki ilk basamağı aşacağı aşikardı. Ancak...Ömer'in artık doğuştan gelen bir problem mi bilmiyorum ama hücum sendromu vardı. Henüz oturmayan bir pivot oyununun olmayışı, her ne hikmetse topu pota altında aldığında parkeyi öpecek kadar eğilmesi, neredeyse olmayan şutu ve efsaneleşmiş serbest atış yüzdesi Ömer'in ilk görevi yani kendini kabul ettirme aşamasını bir türlü geçememesine neden oldu. Normaldi, NBA'ye Avrupa basketbolunun tersine sayıya ve kişisel beceriye dayalı bir oyun stilindeydi. Maç başına 2.1 sayı yapan bir pivotun ilk beşe yerleşmesi, Türkiye'nin 100 metrede sprinter çıkarması ile aynı anlama geliyordu. Bu tip özelliklere sahip olan bir uzunun ilk aşamayı kolay aşmasını beklemeyemezdik. Bunun için bellli üst düzey performanslar ve özellikler gerekiyordu.
Ömer ilk üst düzey performansını Doğu'daki en büyük rakiplerinden Orlando'ya, Dwight Howard'a karşı verdi. Yakaladığı çıkış ile Doğru Konferansı finalindeki en büyük rakibi Orlando'ya karşı bir çare bulmak isteyen Bulls ve koç Tom Thibodeau, çözümü arkasındaki benchte buldu. Dwight Howard'ı belki de ligde bu sezon en fazla yavaşlatacak performansı sergileyen Ömer, takıma ve yönetime takas malzemesi olmayacağı güvenini verdi ki Houston Rockets'ın Courtney Lee-Ömer Aşık takası reddedildi. Ardından Rockets'a giden Hasheem Thabeet'ten çok daha iyi olduğu da aşikardı Aşık'ın. Son olarak rutinde götürdüğü sezonu dünkü New Jersey Nets maçındaki performası ile taçlandırdı ve NBA'deki ilk basamağı atlamayı başardı. İlk double-double'ını yaptığı maçın ardından takım içinde ve taraftarlara kendini kabul ettirmeyi başardı Ömer. Ne zaman sakatlanacağı belli olmayan Carlos Boozer ve yaşlı Kurt Thomas'ı düşündüğümüzde Ömer'e biçilen görevin sınırları gün geçtikçe artacaktır.
Sıra geldi atıp tutarak yazıyı bitirme bölümüne. Ömer bu tip performansını rutine dönüştürürse ve biraz da şansı yaver giderse en fazla NBA'in ikinci Dikembe Mutombo'su olur -ki Mutombo seviyesine çıkması çok zor. O nedenle kısa vadede olmasa bile Ömer'in kendine farklı bir yol çizmesi lazım. Belki 2-3 sezon sonrasında bir Hansbrough gibi olmasa da orta mesafe şutu olan, serbest atış yüzdesini %50'nin üzerine çıkaran ve kritik anlarda zayıf halka olmayan, aşağı eğilmeden güçlü bir bitirici gibi özellikleri repertuarına eklerse Ömer'i farklı seviyelerde görmemiz mümkün. Ancak unutulmamalı ki Ömer şu an için ilk görevini yerine getirmiş durumda. Şanssızlık olmazsa geleceğe dair Ömer'e güvenim tam, yürü be Ömer.

Pazar, Şubat 27, 2011

Umutlar İspanya'ya Sürüklenirken...








...hem savunma hem de hücum anlamında sezonun en önemli maçında uzunlara büyük iş düşecek, umarım büyük beklentiler yarattığımız sezonu yüzümüzün akıyla tamamlarız.

Pazar, Şubat 13, 2011

Geyiği Tedavi Etmek

İlk ve tek şampiyonluğunu kurulduktan 3 yıl sonra Lewis Alcindor ya da bizim 'müslüman çocuk' olarak tanıdığımız Kareem Abdul-Jabbar önderliğinde kazanan Milwaukee Bucks o günden beri şeytanın değil ayağını tırnağını bile kıramamakta. 1974 yılındaki Konferans şampiyonluğu ve dolayısıyla gelen 'NBA finalisti' lakabı ise köklü Milwaukee'lilerin gönüllerinin köşesinde duran diğer bir başarı. Bu küflenmiş başarıları tarihin karanlık köşelerine gönderenler ise bizzat Bucks'ın komşuları. Bucks taraftarına en çok komşu Chicago Bulls'un 90'lı yıllardaki performansını hayranlıkla izlemek değil de, diğer ufak komşular Wisconsin ve Michigan'ın da gölgesinde kalmak koymuştur.

Gelin görün ki 'Geyik'lerin 2000'li yıllarda umudu biraz olsun çoğalmıştı. Bu ümitsizliğin ve ezik duygunun kaybolmasının tek nedeni ise Amerika dışından ilk kez birinci sıradan draft edilen Andrew Bogut'tu. Avustralyalı olmasına rağmen Amerikan basketbol disiplininden geçmiş olan Bogut, Bucks'ın kilerin en diplerinde kalmış yüzünü aydınlığa çıkarabilecek bir potansiyele sahipti. Andrew Bogut kadroya katılırken bizi -Türkiye'yi- ilgilendiren tek nokta ise Ersan İlyasova'nın erken bir şekilde NBA'ye adım atışıydı. Gelin görün ki 18 yaşındaki -ki gayr-i resmi yaşı 22- yıldımızın yolu bahtsız bedevi konumundaki Milwaukee Bucks ile kesişti. 2 senelik git-gel döneminden sonra Ersan takımdaki ana rolünü kazandı. Tabii ki bu rolü kazanmasında Barcelona'da oynadığı sezonun büyük etkisi var. Ancak bu kazanç Ersan adına iyi mi oldu derseniz, oklar pek artıyı göstermiyor. All-Star olamasa bile o seviyede oynayıp, kendini tüm NBA'ye ispatlıyacağı takımın Milwaukee Bucks olduğunu düşünmüyorum Ersan'ın.
2005 yılından beri 2.13'lük pivotuyla yatıp kalkan Bucks, hâli hazırda 5 sezonda herhangi bir somut başarı elde edemedi. Ha, hemen atılıp sorarsanız 'peki bu sezon bi' cacık olur mu?' diye, şahsıma münhasır fikrimi bir duygu ikonu ile ifade etmek isterim; cık. Tabii 'bi' cacık olur mu?' ifadesi göreceli bir kavram. Bucks'ın alacağı galibiyet sayısının kaybedeceği maç sayısına değil eşit, yanına yaklaşacağını düşünmüyorum. An itibariyle de Milwaukee Bucks beni yanıltacakmış gibi gözükmüyor; 20-32. Her ne kadar rekortmen Cavs'in önünde olsalar da Pacers'ın 3,5 maç arkasında olduklarını söylersem durumu net olarak anlarsınız.
Bucks 1971 yılında yaban domuzu sanılarak 'domdom' kurşunuyla vurulmuş, 1974 yılında revire giriş yapmış ancak 37 yıldır revirden çıkamamış bir takım hüviyetinde. Bucks'ı revirden çıkaracak operasyonunun figüranlarının ne Carlos Delfino, ne Ersan İlyasova, ne Earl Boykins, ne de Brandon Jennings değil, operasyon kaptanı Andrew Bogut hiç değil. Eğer Bucks ölü sezonlarından biraz olsun sıkıldıysa ve şehirde ufak da olsa bir heyecan yaratmak istiyorsa kan değişimine gitmesi, gereken şart olarak karşımızda duruyor. Ya 'Geyik' son teknolojik aletlerle tedavi edilecek ya da kan kaybından ölmesi beklenecek.

Cuma, Şubat 11, 2011

Modern Kulüp Orduspor

Anne tarafının Ordulu olmasından dolayı Orduspor'a yabancı olmayan hatta doğru hamleler karşısında sempati duyduğum bir kulüptür Karadeniz temsilcisi. Dedem küçüklüğümde beni Trabzonsporlu yapmaya çalışırdı, garipti. Çünkü dedem Ordu doğumlu ve Orduspor tribünlerinden gelme biriydi. Demek ki o bile Orduspor'dan ümidini kaybetmişti ki "Fenerli olacağına Trabzonsporlu olsun." diyordu. Ancak yıl oldu 2011, işler ve şartlar değişti. Değişenler listesinin başında da Orduspor geliyor. Eminim bugün dedemin kucağındaki 4 yaşındaki Emre olsam, Ordusporlu yapılmaya çalışılırdım.

11 Şubat itibariyle Orduspor Bank Asya 1.Lig'in lideri. Yıllardır play-off çevresinden debelenen, ya play-off'u son anda kaçıran ya da play-off mücadelesinde yüzü gülmeyen bir kulüp görünümündeydi Orduspor. Şadi Çolak'ın gol kralı olduğu, mor ve beyaz renklerin dalgalandığı 19 Eylül Stadyumu'nda taraftarın yüzü tam olarak bir türlü gülmedi. Hep bir tebessüm vardı ama ağızlar kulaklara varacak seviyede değildi.

2009 yılına kadar "Ağbi gel şu kulübü devral" sistemiyle işleyen Orduspor, son başkan Nedim Türkmen ile doğru hamleler yaptı. Modern ve çağdaş kulüp olma yolunda önemli adımlar attı. İsterseniz önemli bir Süper Lig takımı olma yolundaki Orduspor'un atılımlarını inceleyelim.

1. Orduspor Store :

Modern bir kulübün temel ekonomik kaynaklarından biri lisanslı ürünlerdir. 24 Eylül 2010 tarihinde açılan Orduspor, açıldığı andan itibaren büyük ilgi görmüştü. Bölge halkının takımı özlemesi, forma fiyatlarının 25 lira olması, takıma duyulan aidiyet duygusu Orduspor Store'un başarılı olmasını sağlayacak başlıca nedenler. Orduspor Store Karadeniz gibi futbola aşık bir bölgede düzenli ve sağlam bir marka haline gelirse kulübe maddi açıdan çok şey kazandıracağı kesin.

2. Orduspor Taraftar Kart :

Bu uygulamanın en önemli etkisini Fenerbahçe'de görmüştük. 100.yılda satılan 100 bini aşkın taraftar kart hem kulübe hem de kart sahiplerine önemli faydalar sağlamıştı. Ordu gibi nüfusu 1 milyonu aşkın bir şehir için gayet mantıklı bir uygulama taraftar kart. Salı günü satışa çıkacak kart ile gerekli bilgiye bu ve bu adresten ulaşabilirsiniz.

3. Orduspor Dergisi :

Nedim Türkmen'in başkan seçilmesi ile birlikte yapılan hamlelerden biri de Orduspor Dergisi'ydi. Bir yılı aşkın süre önce yayına başlayan dergi kendi 'seviyesinde' kaliteli sayılır. Dergilere ve dergilerle ilgili bilgiye ulaşmak için bu adresi kullanabilirsiniz.

4. Mor Göden Kampanyası :

"Göden" kelimesi anne tarafından dolayı yabancı gelmiyor bana. Ordu'ya gittiğimde mutlaka bu hayvanı görüp, bu kelimeyi duyarım. Göden diye tabir edilen hayvan bildiğimiz kurbağadır, yöresel kullanım işte. Ancak Orduspor bu yöresel kullanımı çok daha yararlı bir projede kullanmayı hedefliyor. Mor Göden kampanyası tribünlerdeki küfürlü tezahüratları engellemeyi amaçlıyor. Sloganı ise;
Bundan sonra maçlara yengeniz Gödengül ile birlikte gidicez. Aman hacı, kötü tezahürat küfür müfür olmasın artık.
Kampanyanın üç afişine ulaşmak için buradan buyurun.

5. Sosyal Ağlarda Orduspor :

Halka ve taraftara açılmak günümüz futbol kulüplerinin en önemli görevlerinden biri. Orduspor buna kaliteli bir biçimde gerçekleştirmiş nadir Bank Asya 1.Lig takımlarından. Orduspor Twitter'da nerede derseniz burada, Facebook'ta nerede derseniz burada vesselam.

6. Fiorentina ile İşbirliği :

İtalyanın mor menekşesi AC Fiorentina ve Türkiye’nin mor menekşesi Orduspor Kulübü önemli bir işbirliğine imza atıyor.
Çarşamba günü Floransa’ya gidecek olan Orduspor Kulübü Başkanı Dr. Nedim Türkmenve Projeyi gerçekleştiren Başkan danışmanı Necmettin Çelikhan, AC Fioretina CEO’su Sandro Mencucci ve Sportif Direktör Pantaleo Corvino  ile buluşup beraber hem AC Fiorentina & Inter Milan maçını seyredecek hem de işbirliğinin imzalarını atacaklar. Anlaşmanın içeriğinde;A takımların sezon başı açılış maçını İstanbul’da yapmaları. AC Fiorentina A takım oyuncularının kiralık satın alma opsiyonu ile  Orduspor’a verilmesi. Altyapı teknik adamlarının bilgi alışverişi. AC Fiorentina’nın oyuncu izleme ve transfer politikalarını aktarması. Orduspor altyapı sporcularının AC Fiorentina kulübünde eğitim alması. Her iki takım ürünlerinin taraftar mağazalarında satışa sunulması. İşbirliği için özel ürünler üretilmesi ve satışa sunulması. İşbirliğinden doğacak gelirin belirli bir kısmının hayır kurumlarına bağışlanması konularını içeriyor 1926 yılında kurulan AC Fiorentina maçlarını 47.000 kapasiteli Artemio Franchi stadyumunda oynamaktadır, AC Fiorentina 2 defa Serie A, 6 defa İtalyan kupasını, 1 defa İtalya Süper Kupa ve 1 defa da UEFA Kupası şampiyonlukları elde etti. Sezona Süper lig hedefi ile başlayan Orduspor, sportif anlamda Bank Asya 1. liginde lider konumunu sürdürürken aynı zamanda yaptığı işbirliği ile Spor Toto Süper Lige idari ve vizyonelanlamda da hazır olduğunu gösteriyor.

Aslında yazıyı yazma amacım bu işbirliği anlaşmasıydı. Ancak yazmış iken bütün adımları yazalım dedim, hem de diğer faaliyetlerin okunabilmesi için bu maddeyi sona sakladım. Nice mutlu ve umut dolu yıllara Orduspor.

Pazar, Şubat 06, 2011

Sportif Gudubetler #2

Ben 5 vakit namaz kılan bir insanım, doping yapmam.
Doping yaptığı iddiaları üzerine Gençlerbirliği'nin defans oyuncusu Orhan Şam'ın verdiği ibretlik cevap.

Ankara Arena İzlenimleri #9

Serinin ilk 3 yazısını Efes World 9 için kalan 5 yazıyı da Dünya Basketbol Şampiyonası odaklı yazmıştım. 5 aylık bir aranın ardından Ankara Arena Günlüğü'mün 9 yazısı için bugün TBL All-Star maçındaydım. Gelin hep beraber bakalım günlüğe neleri not düşmüşüm.

Salon çevresinden başlamak lazım. Dünya Şampiyonası'ndan sonra bir hayli düzelme olmuş, kumlu kaldırımlar ve iş makineleri yoktu en azından salon çevresinde. Çocuklara yönelik organizasyonlar da, organizasyon ile ilgili günlüğe düştüğüm pozitif notlardan. Ancak salona giriş oldukça farklı oldu Dünya Şampiyonası'ndan. Herhangi bir dış güvenlik araması olmadan 3 kapıdan giriş yapıldı-ki Ankara Arena 8 giriş kapısına sahip bir salon.

Bu sefer ki gelişimde daha bir burjuva olmuştum. Efes World Cup ve Dünya Şampiyonası'nda saha içi bölümüne hiç geçememiştim, herhalde pis içime oturmuştu gittim saha içinin ortasından aldım bileti. Önümde Neven Spahija ve Melih Gümüşbıçak gibi isimlerle "sıcak-soğuk" dengesini kurarak izledim. Salonda kazandığım tişörte Neven Spahija imzasını çaktırınca "sıcak" dengeleri alt üst etti tabii.

Salon içi gösterileri tek tek ele alacak olursak; dans gruplarını bir yana koymak lazım. Özellikle Russian Bar Trio'nun yaptığı gösteri günün en iyisiydi. Kadın zıplamıyor, uçuyor hocam... Biraz ukâlılık gibi olsa da CSKA Moskova kızlarını pek beğenmedim, hele ki Dünya Şampiyonası'ndaki Ukraynalı grubu hatırlayınca. Ancak gösteri çokluğu ve güler yüzleri geçer notu aldı. Atiye denen pop şarkıcısı ise tam bir felaket. Daha önce Efes World Cup'a da gelmişti bu hanımefendi. Tek kelime playback dışı kelime etmeden sönüp gitmişti. Bugün yine aynısı oldu, salonda 11 bine yakın(abartmıyorum, cidden salon ağzına kadar doluydu.) izleyici dönüp Atiye'nin playback performansına bakmadı, bakmak ayıp olurdu.

Smaç yarışması, smaç yarışması, smaç yarışması...Marcus Haislip, Jeff Trepagnier, James White gibi usta atletleri gördükten sonra TBL'de bile NBA standartını arar olmuştuk. Ancak bugün için herhangi bir beklenti içine girilmemesi gerektiği en başından belliydi. Altan Erol, İlkan Karaman, James Christopher ve Tyler Smith isimlerini görünce beklenti-karşılık oranında hüsrana uğramadım. Smaç vurduğundan şüpheli olduğum Altan Erol ve kas yapayım derken atletizmini kaybetmiş İlkan'ın ilk tur mücadeleleri tamamen zaman kaybıydı. Tyler Smith'in bu smacı onuru biraz kurtarır gibi oldu ama yine de yarışmanın 'fos' kelimesinin ardına taşınmasını sağlayamadı. Üçlük yarışması için uzun uzun yazmaya gerek yok, Ömer reyiz kazandı seyircinin gazıyla. Fakat yarışma için benim dikkatimi çeken nokta Alvin Snow'un performansıydı. İlk turda 21 sayı bulan Alvin Snow, finalde 7 sayıda kaldı. Sanırım tribünlerden etkilendi.

Tribünler demişken hemen söyleyeyim salonun bu kadar dolu olmasını beni epey şaşırttı. Dünya Basketbol Şampiyonası'nın etkileri bir çığ gibi büyüyerek devam ediyor. Başkent'te basketbola bu kadar duyarlı 'kaliteli' seyirci olduğu görmek güzel. Özellikle bunu gerekliliğinden şüphe duyduğum All-Star maçında görmek çok daha heyecan vericiydi. Dünya Basketbol Şampiyonası'nın diğer bir etkisi de tribünlerin oyunculara olan tepkileri. Bir örnek ile açıklamak gerekirse;
Artık hemen hemen herkes Kerem Tunçeri'nin pick oyununu, Ömer Onan'ın sıkrin çıkışı üçlüğünü, Kerem Gönlüm'ün hücum ribauntlarını, Oğuz'un post hücumunu ezbere biliyor, ona göre yorum yapıyordu. 
All-Star'ın eğlenceli yönlerinden biri de özellikle maçın ikinci yarısındaki saçmalamalardı. Topu dışarıya çıkartmayan hakem Altuğ Köserli'den, oyuna ayağı ile başlatan Nikola Vujcic'e, hızlı hücumu turnike ile bitiren hakem Fatih Söylemezoğlu'ndan, arkadaşının yardımı ile smaç basan David Holston'a keyif veren bir maç oldu. Ancak buradan söylemek istiyorum ki Fatih Söylemezoğlu ayıp etti. Şöyle ki; maç öncesinde iddiaya girmiştim kardeşimle ve ben Yabancı karmasına basmıştım 10 lirayı. Bildiğiniz üzere maç 128-127 yani tek sayı fark ile bitti. Bunun tek sorumlusu attığı turnike basketi 3 sayı diye yazdıran hakem Fatih Söylemezoğlu'dur. Acilen meslekten ihracını istiyorum.

***
Buraya kadar yazdıklarım salon içinde kafama takılanlardı. Bir de klavyemin tuşunu All-Star'a laf atanlara dokundurmak istiyorum. Ha maça gittim, o yüzden koruma moduna geçtiğimi düşünenler varsa yazının devamını okumasınlar bir zahmet. Adamlar NBA standartlarında organizasyon ve basketbol bekliyor. Ulan ligde bir Jason Richardson, bir Nate Robinson, bir Andre Igoudala, bir Rudy Fernandez vardı da  biz mi izleyemedik. Bu ligden bu çıkıyor, yapılabilecek en üst ve en iyi organizasyon bu. Senin ligin bu. Senin liginin Andre Igoudala'sı Altan Erol, senin liginin Jason Kapono'su Yunus Çankaya. Ne bekliyorsun ki, maç sırasında triplere giriyorsun? "Yok izleme ağbi değiştir" nedir lan? 10 senedir tip olarak aynı organizasyon, bilmiyor mu bir bok olmadığı izleyen adam da sen artistlik yapıyorsun? Tabii suç siz de değil, beklentileri zamanında yükselten Marcus Haislip de, James White da.
foto: tbf.org.tr

Çarşamba, Şubat 02, 2011

Bir Tivitin Ardındaki Maç

Maçın başlamasından 2 dakika sonra yani saat 20:17'de şöyle bir tivit geçmişim;
Zalgiris maçının anahtar kelimeleri; Ömer Onan, taraftar, Marjanovic, Marcus Brown, Murat Kosova-İhsan, Mirsad, Emir, Saras, Pocius ve Ukic. 
Bu tivitin ardından gelişen maçı da tivite saygısızlık yapmadan bu çerçevede değerlendirmek istiyorum. Hazırsanız tek tek anahtar kelimelere göz atalım.

Ömer Onan : Maç öncesinde gelen hasta olduğu haberi üzerine listeye dahil etmiştim kendisini. Ömer Onan'ın eksikliği veya hasta hasta oynaması bizim açımızdan kilit noktalardandı. Zira iki post önce değindiğim gibi lideri konumundaydı Ömer Onan. Ancak korkulan maç içinde gerçekleşti, Ömer'i hastalığı büyük ölçüde etkilemişti. Bir 2 sayılık bir de 3 sayılık basket isabetinden öteye gidemedi kaptan.

Taraftar : Bir dolu yerde konuşuldu 'bilinçli' taraftar sorunu. Taraftarın eğitilmesi, belirli bir seviyede basketbol taraftarı haline gelmesi uzunca bir süre alacak sanki. Pınarbaşıların, arkası dönük olarak yapılan ototatminkâr bilimum tezahüratların takıma fayda etmediği anlaşıldığı an basketbol tribünlerinin devrimi olacaktır.

Marjanovic : Önceki hafta Olympiakos karşısında oynadığı basketbolu izlediğim 2.21'lik Boban Marjanovic, Sinan Erdem'deki maç için bana korku salan nadir isimlerdendi. Kaya'nın da olmamasına rağmen dev pivot beklediğim korkuyu yaratamadı pota altında. İkisi serbest atışlardan olmak üzere 4 sayı ile tamamladı maçı Sırp pivot.

Marcus Brown : Maç öncesinde Mantas Kalnietis'in oynamayacağına güvenerek dahil etmiştim listeye Marcus Brown'ı. Ancak o da 'Yeşil'lerde bekleneni veremeyenlere öncülük etti. Tabii ki yaşı çok ilerledi, 37 yaşına merdiven dayadı. Ben yine de Avrupa'nın en iyi şutörüne dikkat edilmesi taraftarıydım öyle de yaptı bizim cengaverler. Fazla göz açtırılmayan Marcus Brown 2'de 2 üçlük isabetiyle 6 sayıda kaldı.

Murat Kosova - İhsan Bayülken : Murat Kosova adı için hafızamda 1 yıl önce 'ara' butonuna bassanız genellikle olumlu şeyler söylerdim. Amma velakin son bir yıl içinde Murat Kosova ile ilgili çok şey değişti beynimde. Önce TRT-NTV arasındaki gelgit hareketleri, ardından futbol basketbol fark etmeden yaptığı anlatımlar. Mübalağa oranının en üst düzeyine çıkan anlatımlar özellikle Fenerbahçe Ülker maçlarıyla gün yüzüne çıktı değil vurdu. Yapma be Murat ağbi, yıllar boyu gösterdiğin emeği olan bu olumlu düşünceyi 1 yılda silme. Gel yine heyecanlan, bağır çağır, hatta 2006'daki gibi mikrofon patlat ama yerinden yap. Gerisi sana yakışmıyor.

Mirsad : Ömer Onan ile birlikte takımın hem liderliğini hem de ağbiliğini üstlenmiş bir ribaund canavarından bahsediyoruz. Onu listeye ekleyememiştim ama bu durum tamamen Twitter'ın azizliği. 140 karakter sorunu Mirsad'ı vurdu. Hem böyle olmasaydı bile bugün sahada oynadığı oyundan söz etmeden geçmek ayıp olurdu açıkçası. 13 sayı 14 ribaund'luk enfes-i şahane oyunu her şeyi anlatıyor aslında. Tek olumsuz veri vardı; o da 1/6 attığı serbest atışlar.

Emir : Sezon başında Spahija ile uyum sorunu yaşadığı aşikârdı. Manevi babası Bogdan Tanjevic'in kanatlarının altından çıkıp kel bir adamın başında kondu. Resmen dımdızlak açıkta kaldı Emir. Ancak kumaşı iyi oyuncu kendini her şekilde gösterir kuralı devreye girdi ve Preldzic kendini toparlamaya başladı. Önce çok kritik P.E. Valencia ardından Zalgiris Kaunas mücadelelerinin son 3 dakikasında maçı koparan isim oldu. 6/10 attığı serbest atış ise takım arkadaşlarına nispet yaparcasınaydı.

Saras : Efsane yavaştan yavaştan devreye giriyor. Oğuz'un, Mirsad'ın, Marko'nun ellerine bırakılan paslar takım için asist hanesinde yazancak sayılardan daha değerli konumda. Oğuz ile anlaşmaları her geçen gün artıyor, buna eyvallah diyoruz da Vilnius'taki Cemal Nalga-Saras oyununu gördükçe hâlâ tatminlikten uzak bakıyoruz açıkçası.

Pocius : Jankunas ile birlikte takımın skor gücü olarak dikkat çekiyordu 9 parmaklı genç forvet. İlk yarı özellikle drive'larıyla bizim başımızı oldukça yaktı. Dış şut tehlikesi savunmamızı oldukça rahatsız etti. Ancak ikinci yarıda farklı bir Pocius çıktı sahaya. Bu durumda Fenerbahçe Ülker'in de önemli bir katkısı vardı. Martynas Pocius tek üçlük isabetiyle, ilk yarıda attığı 6 sayı ile maçı tamamladı.

Ukic : İyi ki onu sona yazmışız. Maç esnasında gözle görülen bir düşüş ve farklılaşma döneminden geçtiğini söylemiştim, sözümün arkasındayım ancak ufak rötuş ile. Ukic Saras'ın gelmesiyle birlikte oyun stilinde değişikliğe gitmiş gibi duruyor. 'Reyizlik mertebesindeyim' havası var Hırvat guardda. Eskisi gibi sağ sola saldırıp, yardırıp, her şeyi ben yaparım havasına mukabil önemli anlarda doğru hareketleri yaparım havası esiyor Roko'nun kafasında. Buna kendisi mi karar vermiş yoksa teknik ekip mi söylemiş bilmiyorum ama çok da iyi olmuş.

Kinder Sürpriz Çaklıt - Alexander Capin : Kendisi bu tivitte yer bulamasa da Emre Yılmaz Offical Fan Page tarafından Wild kart ile listede yer aldı. Capin'in bu sezon ki Euroleague kariyerinde 5 sayı var. Oynadığı 2 maçta bulmuş bu 5 sayıyı. Euroleague'deki sayı rekoru kaç Capin'in ? 14. Fenerbahçe Ülker'e karşı kaç sayı attı Capin ? 12. Euroleague'deki rekor verimlilik puanı kaç Capin'in ? 17. Fenerbahçe Ülker'e karşı ne kadar verimlilik puanı almış Capin ? Tam tamına 14. Kendisi bence Wild kardı sonuna kadar hak etmiş.

foto: fenerbahce.org

Pazar, Ocak 30, 2011

Euroleague Tarihinin En İyi ve Komik Röportajı



Bizim Darius ve ikizi Ksistof ile röportaj yapılmış Montepaschi Siena - Fenerbahçe Ülker maçı öncesinde. Oldukça eğlenceli olmuş röportaj, kanımca Euroleague tarihinin en iyisi. Montepaschi Siena TV'nin gerçekleştiği röportaj İngilizce olmasına rağmen 5.sınıfı bitiren herkesin anlayabileceği bir seviyede. Gülerek geçireceğiniz beş dakika sizi bekliyor.

Cuma, Ocak 28, 2011

Kaptansın, Büyüksün, Reyizsin

Ömer Onan, tarihinin en doğru kadrolarından birini belki de en doğrusunu kuran Fenerbahçe Ülker'in neferi, komutanı, kaptanı olmak istedi sezon öncesinde. Hazırdı göreve hem de geçirilen bir Dünya Şampiyonası ve sakatlığın ardından. İsteğinin karşılığını hem takıma olumlu katkılar ile hem de bizlere tanımı mümkün olmayan sevinçlerle yaşattı Ömer. Barcelona ve Olympiacos maçlarının sonunda farkı arttırmak için attığı sayılar hepimizi büyük amaca kamçıladı. Dün oynanan Valencia maçı da bu amaç uğrundaki önemli bir adımdı.

Valencia karşısında da aynı hırs ve istek ile sahadaydı kaptan. Hiçbir zaman beğenmediğim şutları/şut stili bile kusursuza yakın hale gelmişti tecrübeli oyuncunun. 22 sayı attı Power Electronics Valencia'ya potasına ama en önemli katkıyı takımın düştüğü garabet anlarında takımı kamçılayarak yaptı Ömer. Belki 5 faul almasa o yapacaktı Emir'in Rafa Martinez'e yaptığı bloğu. Onun takıma getirdiği kazanma hırsı ve mücadele isteğinin somut görüntüsüydü Emir'in iki şapkası aslında.

Kaptansın, büyüksün, reyizsin Ömer Onan.

Salı, Ocak 25, 2011

El Diego 4

Kiefer Sutherland'in oynadığı 24 dizisinin hayranıyım. Jack Bauer'in bir saatini bile kaçırmıyorum. O benim idolüm. Bence zirvenin de zirvesinde.
"Maradona hakkında hiç kimsenin bilmediği bir şey söyleyin ?" sorusuna El Diego'nun verdiği cevap.

İlginç İsimler #3

Serinin bu ayağında yaptığı mesleğinin hakkını ismiyle veren bir kişi var; Andrei Vladimirovich Topchu. Adından da anlaşılacağı gibi kendisi futbolcu. Rusya'nın ücra köşelerinde icra etmiş mesleğini 30 yıllık hayatında. Son olarak da güç bela lige tutunmayı başaran Amkar Perm'de boy göstermiş. Orta saha olarak görev yapıyormuş. Daha önce izleme imkanım olmadı bu ağbiyi ama sanırım Aurelio tipi bir orta saha, şayet son 3 yılda ağlara 4 top göndermeyi başarmış.

Kısır Takım Kartalspor


Bank Asya 1. Lig takımlarından Kartalspor tarihinin en kısır dönemini geçiriyor. 62 yıllık geçmişe sahip köklü kulüp bu sezon ligde sadece 4 gol atabilmiş durumda. Evet, yanlış duymadınız 16 haftalık koca periyotta 4 gol atabildi Kartalspor. İlginç olan diğer bir durum ise Kartalspor'un attığı bu 4 golün üçünü aynı maça sığdırmış olması. Ligin 5.hafta mücadelesinde Diyarbakırspor deplasmanında 3-2 galip gelmeyi başarabilmiş İstanbul temsilcisi.

Ligde oynadığı 16 maçın 9'unda berabere kalan Kartalspor, 8 maçı 0-0 tamamladı. 10 haftadır gol orucunda olan takım en son Denizlispor karşısında sahadan beraberlikle ayrılırken gol atmayı başarabilmişti. Forvet bölgesindeki sorunlarıyla rekor kıran Kartalspor bir de pozitif özelliği ile dikkat çekiyor. Anadolu yakası temsilcisi ligin Samsunspor ile birlikte en az gol yiyen (12 gol) takımı konumunda.

Ancak katı savunma anlayışı ile gol yememeleri onları şu an için kümede tutacak gibi gözükmüyor. Ankaraspor'un hükmen bir alt lige düştüğünü düşünürsek, Kartalspor sadece bu sezon yendiği tek takım olan Diyabakırsporu altına alabilmiş durumda. Takımın yeni antrenörü Engin Korukır ise ikinci yarıdan umutlu. Eski antrenör Ergün Penbe'nin anlayışına zıt olarak asla savunma takımı olmayacakları belirtmiş resmi sitedeki röportajında. Sanırım Engin Korukır zorlu maratonda bir İkinci Lig efsanesi olan eski gol kralı Şadi Çolak'a güveniyor. Şadi'nin Orduspor günlerine flashback yapması lazım, şayet ligde 1 golü bulunuyor.

Cumartesi, Ocak 22, 2011

Serge Ibaka

Bir varlığa karşı sempati duymayı bazen nedenlendiremezsiniz, içinizden gelir o duygu. Elbette ortak noktanız vardır o varlıkla ama sebebini tam anlamıyla çözemezsiniz. Benim de nedenini bir türlü çözemeden sempati duyduğum ilginç sporcular var. Bunlardan ilk aklıma gelenini yazıyorum; Serge Ibaka.

Vasatın üzerinde bir NBA takipçisi olarak açıkça söylemeliyim ki Serge Ibaka ismini ilk kez 2K10'da görmüştüm. Kendime haksızlık etmeyeyim 2008 yılında draft edilmiş bir bench-warmer'ı tanımak için çok da geç kalmamışım aslında. Neyse efendim tanıdık işte bu ilginç insanı. Tanıdığım andan itibaren de ısındım genç Kongo'luya. Şimdi konu genç siyahi bir genç olunca bazı kısımlarca "gay amua goyim bu" ya çekilebilir ancak alakası yok. Hani olur, yıldız takımı maçına giden gencin velisi tribünden hep oğlunu izler ya onun gibi bir şeydi bendeki Ibaka sevigisi.

Şimdi birkaç post öncesi gibi güzel adam diyip şöyle bir fotoğraf koysam kesin gay damgasını yerdim. O nedenle usturuplu bir fotoğraf koyup postu bitiriyor...yeter lan vurmayın.

El Diego 3

Birkaç yıl önce eski takım arkadaşım Salvatore Bagni İtalya'da çocuklara yönelik bir futbol kampı için beni davet etmişti. Napolili bir kadın bizi çağırdı, kampın tarihlerini öğrendi ve "Oğlumu sizinle oynaması için göndereceğim." dedi.  Biz de ona oğlunun yaşını sorduğumuzda 28 yanıtını verdi. Tek isteği benimle tanışmaktı işte.
Bir taraftarın yanınıza gelebilmek için yaptığı en çılgınca şey neydi ? sorusuna Diego'nun verdiği cevap.

Katarzyna Ewa Skowrońska

Kasia benim adımın kısaltılmış hali. Lütfen bana Ewa diye seslenmesinler. Çünkü bu benim ikinci ismim ve bunu hiç kullanmıyorum.
Fenerbahçe Acıbadem'in başarılı voleybolcusu Kasia Skowrońska'nın Fenerbahçe Dergisi'nin Ocak sayısına verdiği röportajda en çok dikkatimi çeken bölüm yukarıdaki cevap oldu. Sanırım Ewa ismi Polonya'da, Türkiye'deki 'popüler' kızlarımızın kullanmadığı Ayşegül, Nur, Fatma'ya denk geliyor.

Güzel Adam

Modern basketbol tanımını yapıp, örnek verme kısmına geldiğimizde sayabileceğimiz birkaç Avrupalı basketbolcudan biri olduğun için güzel adamsın Marko Tomas. 

Cuma, Ocak 21, 2011

All Cops Are Bastards


#A.C.A.B

Pazar, Ocak 09, 2011

Total Futbolun Kurucusu : Jack Reynolds

Çoğu kişi için Jack Reynolds ismi bir anlam ifade etmez. Etmemesi daha doğru olanıdır aslında. Çünkü Reynolds 1881 yılında doğmuş, tarihin ilk futbolcu-menajerlerinden. Ancak musevi asıllı İngiliz'i meslektaşlarından ayıran bir özelliği var. Biz bunu iki kelime ile söyleyelim; total futbol.

Her futbolseverin tuttuğu takımda görmek istediği oyun stilidir total futbol. Genellikle 4-3-3 sistemine dayanan, herkesin her yerde oynadığı ve hücumu temel amacı olarak gören taktik anlayış olarak açıklayabiliriz bu ünlü sistemi. Tabii nerede total futbol sözcüğü geçerse geçsin hemen ardından kafalarda turuncu renk yanıp söner ve Hollanda akla gelir. Portakallar evrensel anlamda total futbolla özleşmiştir. Doğru; total futbolu ilk oynayan ve en iyi oynayanlar Hollandalılardır. Fakat bu anlayışı ilk bulan kişi bir Hollandalı değil, yukarı ki satırlarda yazdığımız musevi asıllı bir İngiliz'dir. Adı Jack Reynolds'tır.

Futbolun beşiğinde futbola başlayan Reynolds sahada takımın beyni gibidir. Bu özelliği ile Britanya'da adını kısa zamanda duyurmuştur ve zamanının en iyi takımlarında oynamıştır. Bunlar arasında Manchester City, Burton United, Grimsby Town, Sheiffield Wednesday ve Watford gibi ünlü ve iyi takımlar vardır. Ancak Jack Reynolds hem zamanının şartlarından dolayı hem de 30 yaşına gelmesinden dolayı 1911 yılında futbolu bırakır. İyi ki de bırakır. Futbol tarihinin en ihtişamlı sistemini oynatmak için Kıt'a Avrupa'sına doğru yola koyulur. İlk durağı İsviçre'nin St. Gallen takımdır. St. Gallen ile 2 yerel lig şampiyonluğu yaşar ve Almanya'nın yolunu tutar. Fakat yanlış zamanda Almanya Milli takımının başına geçer. Çünkü I. Dünya Savaş'ı patlak vermiştir. Reynolds'a yine yol gözükmüştür, bu sefer durak Hollanda'dır.

Ajax tarafından Hollanda'ya davet edilen Jack Reynolds kafasındaki sistemi bu kasaba takımına uygulayacaktır. Kısa zamanda meyvesini verir bizim bebek total futbol. Reynolds yönetimindeki Ajax, Eredivisie'de 20 yılda 8 şampiyonluk kazanır. Bu süreçte kazandığı şampiyonlukların yanı sıra kendi mentalitesini oyuncularına aktarır. Bu anlayışı benimseyenlerden biri de Rinus Michels'tir.

Rinus Michels ismi birçok kişi tarafından bilinecektir. Hollandalı futbolcu-menajer, 1970'li yıllarda dünyaya total futbolu gösteren, sevdiren, izleten teknik adamdır. Uluslararası anlamda ilk olarak total futbolu Rinus Michels'in öğrencileri oynamıştır, ya da diğer bir anlamda Jack Reynolds'ın öğrencileri. 1970'li yıllarda fırtına gibi esen total futbol mucizesinin baş uygulayıcısı Johan Cruyff da aynen Rinus Michels gibi antrenörünü örnek almıştır ve bu felsefenin devamını sağlamıştır.

Futbol bağları anlamında; Jack Reynolds'ın torunu Johan Cruyff 1990'lı yıllarda Barcelona efsanesinin temellerini atmıştır. Önce kendisi sonra Van Gaal, daha sonra Frank Rijkaard ve şimdi Cruyff'un öğrencisi Pep Guardiola. İşte herkesin ağzında bir sakız gibi dolaşan total futbolun kısaca hikayesi budur. 1900'lü yılların başından itibaren antrenör-futbolcu ilişkisi ile günümüze kadar gelen bir futbol mentalitesi.

Sos Cagon*

sos cagon, sos cagon, sos cagon, sos cagon, sos cagon, sos cagon, sos cagon, sos cagon! 
ay che bostero, vos sos ortiva, vos sos amigo, de la policia, en mar de plata, vos te escapaste, con los borrachos, como cobraste! 
sos cagon, sos cagon, sos cagon, sos cagon, sos cagon, sos cagon, sos cagon, sos cagon! 
ay che bostero, vos sos ortiva, vos sos amigo, de la policia,en mar de plata, esta es tu gente,la que te sigue, y te alienta siempre.
River Plate, River Plate, River Plate, River Plate, River Plate, River Plate, River Plate, River Plate !
a donde vayas, siempre estaremos, vos sos mi vida, lo que mas quiero, esta es tu hichada, esta es tu gente, la que te sigue, y te alenta siempre.
River Plate, River Plate, River Plate, River Plate, River Plate, River Plate, River Plate, River Plate !

Türkçesi ise şöyle ;
Hey Boca taraftarı, siz polisin dostlarısınız, Mar del Plata'da, bizle yüzleşemediniz. River taraftarları tarafından dövüldünüz. 
Korkaksınız, korkaksınız, korkaksınız, korkaksınız, korkaksınız! Nereye gitseniz orada olanlarız. Bu senin taraftarın, bu senin insanın. 
Her zaman seni izleyen ve destekleyen River Plate, River Plate, River Plate, River Plate! River Plate, River Plate, River Plate, River Plate!
*Sos Cagon İspanyolca'da 'korkaksın' anlamına gelmektedir.

Ayrıca bu efsanevi beste Galatasaray ve Bosna-Hersek taraftarlarına da örnek olmuş, Sos Cagon'a benzer beste yapmalarına yol açmıştır.

Cumartesi, Ocak 08, 2011

Sportif Gudubetler #1

Jasikevicius bu paslarıyla Tutku Açık'a rakip olacak gibi duruyor.
Nur Germen'in Mersin B.Ş.B - Fenerbahçe Ülker maçı esnasında ağzından çıkan cümle.

Cuma, Ocak 07, 2011

Horto Magico*

Günlerdir ağzımda dolaşan beste. 
in' ena horto magico, dhoste mou ligho ghia na pio, ton pao mou na onirefto ke na fonaks' os to theo: panatha mou, se aghapo, san heroini, sa skliro narcotico, san to hashish, to lsd, ghia/me sena pao mastouroni ol' i ghi, ol' i ghi. panatha mou, panatha mou, se aghapo, se aghapo, opou ki an pezis panda tha s' akoloutho, s' akoloutho, pao edho, pao edho, pao eki, pao eki, opou ki an pezis panda tha 'maste mazi, panda mazi.
Güzel besteymiş de Türkçesi nedir bunun derseniz :
Bu sihirli bir ot(esrar), bana biraz tadımlık ver, pao'yu düşlemek için ve Allah'ına kadar bağırmak için.. Panathinaikos'um, seni seviyorum , eroin gibi, narkotik madde gibi, haşhaş gibi. Senin için bütün dünya taşlaşır, seninle bütün dünya yüksek Panathinaikos'um, seni seviyorum, nerde oynarsan oyna seni takip ediyorum, Pao burda, Pao orda, nerde oynarsan oyna hep beraber olacağız.
*Horto Magico Yunanca sihirli ot anlamına gelmektedir.

Salı, Ocak 04, 2011

Top 16

Euroleague'de normal sezon maçlarının tamamlanmasının ardından ortalığı bir yaygara koparıverdi. Benim de dahil olduğum çoğunluk kısım grupların çok çok büyük oranla belli olduğunu düşünüyordu. Ancak öğle vakti Barcelona'da olan gelişmeler çoğunluğu ters köşeye yatırdı. İyi ki de yatırdı. Artık rahat rahat önümüze bakalım.

Kura öncesinde Panathinaikos'lu, Partizan'lı, Malaga'lı bir grup bekleniyordu; ulusal ve Avrupa basınında oldukça ye verilmişti bu gruplara. Fakat kâbus gerçekleşmedi -kura çekimini izlemedim, nasıl oldu böyle bir şey hiçbir fikrim yok- işler akla kara gibi değişti. Aslında normal sezon grupları sonucunda hak ettiğimiz bir grubu aldık; ikincilik için favorinin Fenerbahçe Ülker'in olduğu.

Pana gelecekti ilk torbadan Olympiakos geldi, hoşgeldi. Pota altından ziyade dış gücü potansiyelli olan bir takım Oly. Bu durum Fenerbahçe Ülker'in avantajına olacaktır. Gappy'nin yokluğunda zayıf nokta olarak duran pota altını 'çok' fazla deşmeyecek, deşemeyecek bir Yunan takımı zor bulunur kanımca. Ancak grup birinciliği için 'Avrupa'nın en pahalı takımı' ağır basan taraf.

Zalgiris Kaunas ve PE Valencia'yı birlikte değerlendirelim. Çünkü iki köklü takımı bu grup aşamasında birbirinden ayırmak pek kolay değil. Pesic yönetiminde tam gaz gelen bir Valencia mı yoksa Belgrad Arena'da 20 bin 'taraftar'a sahip Partizan mı derseniz, açıkçası ben Valencia derim. O nedenle bu noktayı pek kurcalamayıp, kadere razı olmak lazım. Mirza Begic hamlesini yapamayan Zalgiris'in Kaunas'taki maçların dışında galibiyet alması zor gibi. Ancak iç sahadaki performanslarını göz ardı etmemek lazım.

Komşu gruptaki Siena'ya rağmen bırakalım Oly 1 olsun, biz temiz kemiksiz yazdıralım adımızı Top 8'e. Sonra Siena düşünür, zor mu kolay mı Top 8'deki rakip diye.

En son olarak fikstür ise şu şekilde;
Olympiacos - Deplasman
PE Valencia - Sinan Erdem
Zalgiris Kaunas - Sinan Erdem
Zalgiris Kaunas - Deplasman
Olympiacos - Sinan Erdem
PE Valencia Deplasman

Son maçın grup ikinciliği için muhtemel rakibin sahasında olması handikap, onun dışında gayet olumlu bir fikstür.

Pazar, Ocak 02, 2011

Euroleague Trickshots

Malumunuz 4 Ocak yaklaşıyor; Euroleague Top 16 kuraları Barcelona'da çekilecek. Kuralar çekilecek çekilmesine de eski kura heyecanı yok maalesef. Format gereği gruplar neredeyse belli olmuş durumda; Barcelona'daki kura sadece bazı taşların yerini kesinleştirecek.

Hal böyle olmuşken formatı bir araştırayım, ne gibi olasılıklar var diye bir heyecanla Euroleague'in resmi sitesine atıldım. Atıldım atılmasına ama siteye girince benim dikkatimi başka bir şey çekti akşam akşam. Gözler ve vücut yorgun olunca, yarınında pazartesi olduğu düşünüldüğünde Top 16 grupları hakkında araştırma yapmak, bu linke tıklamak karşısında hiç işime gelmedi ve o yorgun gözlerim resmi sitenin sağ altındaki reklama çarptı. İyi de çarpmış, pazar akşamı keyifli bir yarım saat geçirdim.

Daha önce rastlamamıştım Sporting Bet'in Euroleague modüler oyununa. Basit bir oyun ama insan Euroleague takımlarını böyle bir platformda görünce keyif alıyor işte. Zaten benim en büyük şikâyetimdir; Euroleague takımlarının NBA 2Kvari bir oyununun olmaması. Neyse efendim oyunu ilk kez oynayacaklar için keyifli ve eğlenceli. Öldürülecek yarım saatim var diyorsanız sizi şu adrese alalım.

  ©EmreCeSpor - Todos os direitos reservados.

Template by Dicas Blogger | Topo