.

Avrupa Futbolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa Futbolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Ekim 16, 2010

Nuri Şahin Rulez


Dün akşam oynanan Dortmund - Köln maçının 89. dakikasındayız. Köln'ün yıldızı Podolski Nuri'ye arkadan sert bir hareket yapıyor. Maç içerisindeki kazanma isteği ve hırs ile Nuri bu harekete çok kızıyor ve Podolski'nin üzerine yürüyor. Alman forvet de aynı sertlikte cevap veriyor bu tepkiye. Daha sonra bu ikili arasında sözlü tartışmalar oluyor. Olay dönüp dolaşıp geçen hafta oynanan Almanya - Türkiye maçının skoruna geliyor. Podolski Nuri'ye 3-0 yaparak milli maçı anımsatıyor.

Neyse faul kullanılıyor, maç devam ediyor. Sağ kanattan gelişen atakta ceza sahasının içerisinde top Nuri Şahin'in ayağına geliyor. Aslında Nuri topa kötü vuruyor ancak meşin yuvarlak rakibe çarpıyor ve havalanıyor. Sonrasında top kale çizgisini geçiyor 90+1'de. Tahmin edebileceğiniz gibi Nuri Şahin gol sonrasında santra noktasında yıkılmış olan Lucas Podolski'ye doğru koşuyor ve müthiş bir kapak yapıyor. Maçı Dortmund 2-1 kazanıyor, sarı siyahlılar çılgınca seviniyor. Maç sonunda ise Polonya asıllı futbolcu Nuri'den yaptığı hareketten dolayı özür diliyor ancak bu olay unutulmazlar arasına giriyor bile.

Olayın videosu için buraya göz atabilirsiniz.

Cuma, Ekim 15, 2010

Holigan Sorunsalı


















Cenova'da oynanan İtalya - Sırbistan maçı bitime 6 dakika kala tatil edildi. Sırp taraftarların çıkardığı olaylar yüzünden yarıda kalan Euro 2012 eleme maçında karşımıza önemli bir şahsiyet çıktı. Daha önceden adam yaralama ve kaçakçılıktan sabıkası olan Ivan Bogdanov Cenova'da yerini almıştı, hem de tellerin üzerinde.

Ancak bu sefer tedbirliydi korkunç Ivan. Kar maskesini kafasına geçirmiş, kendince tanınmayacağını sanıyordu. Fakat giydiği kısa kollu tişört ele verdi Sırp holiganı. Dövmeleriyle ünlü olan Ivan Bogdanov, İtalyan polisi tarafından bir otobüsün bagajında bulundu, sonra da basına afişe edildi.

Yakalanan korkunç Ivan ve arkadaşlarının üstünden neler mi çıktı ? Neler çıkmadı ki, her boyutta bıçak, çakı, matkap, golf sopası, kerpeten stat turnikelerinde ortaya çıkmayan emanetler. Avrupa maçlarında Türk taraftarların nasıl arandığını hatırlayınca biraz daha gülümsüyor insan.

Cumartesi, Ekim 09, 2010

Vatan Haini Özil !?

 
Berlin'de oynanacak Almanya - Türkiye maçı öncesinde takımlardan çok Mesut Özil konuşuluyordu. Mesut baskıyı kaldırabilecek mi ? Gol atarsa sevinecek mi ? gibi sorular özellikle Türk medyasında en çok konuşulan konular olmuştu. 

Böyle bir ortamda başlayan maçta gelin görün ki Mesut Özil Almanya'nın ikinci golünü attı. Türk-Alman birçok kişi gol sonrasında Mesut'un ne yapacağına odaklanmıştı. Mesut da mantıklı davranarak ve geleceği düşünerek ( Türkiye'de oynanacak Türkiye - Almanya maçı ) attığı gole sevinmedi. Daha önce Hakan Yakın ve Eren Derdiyok'un da yaptığı gibi kendi adına doğru olanı yaptı genç futbolcu. Güzel futbolunun yanında hiçbir tahrik içeren harekette bulunmamasına rağmen bazı çevrelerce maç sonrasında vatan haini olarak ilan edildi. Ancak normaldi bu, 3-0'lık Almanya yenilgisinin yanında Mesut'un da gol atması can evinden vurmuştu bizleri. Çünkü biz Türkler duygusal biz milletiz, kaldıramayız aynı anda iki ulusal yenilgiyi.

Pazar, Eylül 26, 2010

Ne Yapıyor Bu Liseliler ?


İnci Sözlük'ten ortaya çıkan bir terim "liseli" olmak. Genellikle çaylak, acemi ve ezik olanlar için kullanıyor. Sözlük içerisinde kullanımı daha çok beyin yaşı olarak hâlâ lise seviyesinde kalmış insanlar için. Bunun yanında ani ve beklenmedik çıkışlar yapan çaylak kişiler içinde bu "liseli" terimi kullanabiliyor.

İşte BundesLiga ve Ligue 1'de pozitif anlamda iki tane liseli var. Biri önceki sezon 2.Lig de mücadele etmiş bir takım, diğeri ligden düşmeme mücadelesi vermiş. Takımların kadrolarındaki futbolcular da bir o kadar liseli. Dünya futbol piyasasında pek adı geçmeyen, geri planda kalmış futbolcular. Kimi yeniden bir çıkış yakalamaya çalışıyor, kimi büyük takımların dikkatini çekip, transfer olmaya çalışıyor.

Avrupa futbolunun iki liseli takımı, Mainz ve Siant Etienne kendi domestik liglerini şu an itibariyle domine ediyor. Mainz 05, BundesLiga'da oynadığı 6 maçı da kazandı ve 18 puanla lider konumda. St. Etienne ise 7 maçta topladığı 16 puan ile yine Ligeu 1'de birinci sırayı kapmış durumda. Mainz, 14 gol atıp 5 gol yiyip +9 averaja sahipken, St. Etienne de +7 averaja sahip. Ayrıca bu iki takım bu hafta kendi liglerinin ağır toplarını deplasmanda mağlup ettiler. St. Etienne Lyon'u 1-0, Mainz ise Bayern Münich'i Allianz Arena'da 2-1 yendi.

Geçtiğimiz sezonlarda da bu tip liselileri görmüştük yine bu liglerde. Fransa'da Montepellier, Almanya'da Hoffenheim'ın yaptığı çıkış hafızalarda hâlâ taze. Ancak bu tip takımlar yine liseli gibi davranarak, performanslarını sezon sonuna kadar koruyamamış ve konumlarını kaybetmişlerdi. Bakalım Mainz ve St. Etienne tipik bir liseli davranışı mı gösterecek, yoksa üniversiteli mi olacak ilerleyen haftalarda, hep birlikte göreceğiz.

Perşembe, Eylül 16, 2010

Çaylaklar İyi Başlamadı


UEFA Başkanının Michel Platini olmasıyla Avrupa futbolunda değişen en önemli özelliklerden biri de farklı ülke takımlarının Şampiyonlar Ligi'ne katılımı olmuştu. Geçtiğimiz sezondan itibaren gözle görülen bu değişiklik bu sezonda tüm hızıyla devam etti. Devler Ligi'ne 2010-2011 sezonu için Bursaspor'un da içinde bulunduğu 6 yeni takım ilk kez adım attı. Bursaspor'un dışındaki bu 5 takım ise şunlar; Zilina, Partizan, Tottenham, Hapoel Tel-Aviv ve Braga.

Dünyanın en büyük futbol organizasyonuna ilk kez katılan 6 takımın ilk hafta ortak özelliği vardı; galibiyet alamamaları. Hatta İngiliz temsilcisi Tottenham dışında puanı yoktu bizim çaylakların. Braga, Zilina ve Bursaspor ise toplam 14 gol yemişti daha birinci haftadan. 

Ayrıca Portekiz temsilcisi Braga, Arsenal önünde öyle zor dakikalar yaşadı ki maç çok daha farklı olabilirdi. Şampiyonlar Ligi'ndeki tek temsilcimiz Bursaspor ise bütün beklentilerin altında kalarak genç Valencia karşısında farklı bir mağlubiyete boyun eğdi. Partizan ise büyük mücadele verdiği maçı serbest vuruş mağduru olarak kaybetti. Srna'nın frikiğine mağlup olan Partizan, çaylak takımlar arasında kötünün iyisi olarak dikkat çekti. Çaylak takımların içindeki en iyi performans gösteren takım Tottenham'dı. Werder Bremen deplasmanında iki farklı öne geçen Londra takımı, acemiliğinin kurbanı olarak üstünlüğünü ikinci yarıda koruyamadı ve bir puana razı oldu.

Salı, Eylül 14, 2010

Gel Otur Yeğen, Önce Bir Soluklan


Geçtiğimiz sezonu şampiyon olarak tamamlayarak büyük bir başarıya imza atmıştı Bursaspor. 4 büyük hegamonyasını kırıp, lige yeni bir hava katmıştı. Tabii ki bu başarı kuru kuru ödüllendirilecek bir başarı değildi. Primler, destekler, yardımlar derken asıl ödül Şampiyonlar Ligi vizesiydi. Bursaspor, bir ilki gerçekleştirerek "Devler Ligi"ne girmeyi başarmıştı, gelen şampiyonlukla.

Sezon öncesi hazırlıklar ve transferler, bu organizasyona göre yapılmıştı tabii ki. Eleme maçlarından sonra oluşan tabloda, Türkiye'yi dev arenada temsil edecek tek Türk takımıydı Bursaspor. Şampiyonlar Ligi'ni sadece ayak bastı parasından ibaret görmemeliydi Timsahlar. Sahada verilecek mücadele, hem Bursaspor hem de Türk futbolu için çok önemliydi.

Nitekim yeşil-beyazlı takım bugün devler arenasına ilk adımını attı ancak pek olumlu bir adım olmadı bu. Karşısında iyi durumda olan ve dersine çalışmış bir Valencia buldu temsilcimiz. Sert ve mücadele dolu bir organizasyondu Şampiyonlar Ligi. Bu ligde başarılı olabilmek için geleneğinizin olması gerekir kanımca. Bir sezonluk patlayan ve çıkış yapan takımların bir sonraki sezon ne halde olduklarını hep birlikte gördük. Bursaspor'un Avrupa'daki temel amaçlarından biri de Avrupa kupalarında maç oynama kültürünü yaratmak olmalıdır zannımca.

Evet, yabancı bir arenaya atılmıştı Bursaspor. Daha çok toy ve garip kalmıştı devler sahnesine son Süper Lig şampiyonu. Normaldi belki de bu durum, bekleniyordu çoğu kesimce. Ancak bu kadar vasat ve çekingen bir oyun Bursaspor'a yakışmadı, hem de kendisini fazlasıyla kanıtlaması gereken bir ortamda. Neyse bu mağlubiyeti biz Bursaspor'un tecrübesizliğine verelim. Umarım bu yenilgi Bursaspor'un Şampiyonlar Ligi ile ilgili düşünceleri ve planları için pozitif ışık tutar, tutmalıdır da.

Cumartesi, Eylül 04, 2010

Mesut Mesut Mu ?


Hatırlayacağınız üzere 15 Ağustos Pazar günü Real Madrid Werder Bremen ile özel bir maç yapmıştı. Ancak özel maç sonunda gözler maç skorunda değil Mesut Özil transferinin son durumundaydı. Herkes heyecanlı bir şekilde basına konuşacak Real Madrid antrenörü José Mourinho'yu bekliyordu. Fakat Mourinho'nun ağzından çıkan sözler transferin zora girdiğini gösteriyordu. Tabii konuşan teknik direktör Real Madrid'in başında olunca işlerin ne olacağı hiç belli olmuyor.

17 Ağustos Salı günü transferin zor olduğunu söyleyen Madrid tarafı bu sefer de transferin bittiğini ve ısrarla istedikleri Mesut Özil'in artık Real Madrid forması giyeceğini açıklıyordu. Böylece Almanya'da oynanan hazırlık maçının transfere yarar sağladığı anlaşılıyordu. Mesut tam 19 gün önce Real Madrid forması giymek üzere İspanya'nın başkentine geliyordu. Türkiye'de ve özellikle medya çevresinde bu transfer çok ilgi görmüş ve dakika dakika haberleri verilmişti. Türk(!) bir futbolcu ilk kez eflatun-beyaz formayı giyecekti.

Mesut Özil transferinden sonra, İspanyol devinin kadrodan gönderilecek üç ismi orta saha bölgesinden seçmesi Türk asıllı futbolcuya olan güveni gösteriyordu bir anlamda. Özellikle de (daha sonra Tottenham'a transfer olan) Rafael Van der Vaart'ın gönderilecekler listesinde olması Mesut'un forma şansını bir kat daha arttırıyordu. 

Real Madrid, Mesut Özil transferinden önce orta sahayı güçlendirmek için Stuttgart'tan Sami Khedira'yı transfer etmişti. Aslında bu iki futbolcunun hayatları birbirine benziyordu. Khedira'da Tunuslu bir ailenin çocuğu olarak Almanya'da dünyaya gelmişti. O da Real Madrid forması giyecek olan ilk Tunuslu olacaktı.

Ancak bu iki kader arkadaşı bu zamana kadar resmi maçlarda forma şansı bulamadı. Gerçi durumu fazla abartmamak lazım şunun şurasında Real Madrid resmi maç olarak 1 tane lig maçı oynadı. Ancak uyum sürecini de atlamış durumda değil iki kafadar. İspanyolcalarının İngilizcelerinden iyi olmadığını söylesem sanırım durumu biraz anlarsınız. Takımın geri kalanıyla çok az iletişim içindeler. Zaten iki futbolcu da karakter olarak sessiz ve içine kapanık. Takıma yararlı olmak istiyorlarsa bir an önce arkadaşlarına ısınıp, ortama alışmaları gerek. Yoksa onları zor günler bekliyor olacak.

Perşembe, Ağustos 26, 2010

Şampiyon Bursaspor'un Şampiyonlar Ligi Macerası


Yerel liglerde şampiyon olmanın amacı nedir ? En üst düzey Avrupa kupalarında yer alabilmektir. Yani kolay yoldan Avrupa macerasına atılabilmek için yerel liglerde şampiyonluk amaçlanır. Ancak bizim ülkemizde bu durum böyle düşünülmüyor. Şampiyon olan takım ezeli rakibini ezme aracı olarak görüyor, şampiyonluk kupasını. Benim kupalarım senin kupalarını döver hesabı yani.

Bursaspor, geçen sezon kazandığı şampiyonluk ile yerel ligdeki tüm rakiplerini dövdü. Sıra en önemli sahnede. Dünya futbolunun en üst seviyesi olan Şampiyonlar Ligi'nde boy gösterecek Bursaspor. Rakipleri ise belli oldu; Manchester United, Valencia, Rangers FC.  

Gruba şöyle bir bakınca, zor desen hiç değil, kolay desen o da değil. Orta şeker bir grup C grubu kanımca. Bursaspor iyi futbol oynarsa, şans da yanında olursa iyi işler yapablir. Kötü oynayıp, rekorları kırmaya doğru giderse, bileğinin hakkıyla dördüncü olur. Onun için Bursaspor tam dişine uygun takımları bulmuş, bu seviyede.

Manchester United ve Valencia, kendi yerel liglerinde şampiyonlar olmasalar da, grubun en büyük iki favorisi olark duruyor. Rangers FC ve Bursaspor ise şampiyon olan takımlar olarak bir adım geride şu an için. Eğer Bursaspor, Bursa'da oynanacak maçlarda iyi işler çıkarırsa 6-7 puan alabilir, bu da en azından Avrupa kupalarında devam etmek için yeterli puandır. Zaten Bursaspor'un da temel amacı grupta en azından üçüncü olmaktır. Bu da hayal olarak gözükmüyor.

Fikstüre de şöyle bir bakacak olursak;

1.Hafta :  Bursaspor - Valencia
2.Hafta :  Rangers FC - Bursaspor
3.Hafta :  Bursaspor - Manchester United
4. Hafta : Manchester United - Bursaspor
5. Hafta : Bursaspor- Rangers FC
6.Hafta : Valencia - Bursaspor

Şampiyonlar Ligi Değerlendirmesi



Bir Şampiyonlar Ligi ön elemesi daha sona erdi, futbolun en büyük organizasyonuna katılan 32 takım belli oldu. Gruplar öncesi torbalar nasıl oluştu diye sorarsanız, cevap yukarıdaki fotoğrafta. Bursaspor'un da içinde bulunduğu 6 takım, ilk kez devler sahnesinde boy gösterecek.

UEFA başkanı Michel Platini'nin yerleştirmek istediği "Şampiyonların Ligi" uygulaması yine sürpriz sonuçlar verdi. Yeni uygulamaya göre şampiyonlar kendi aralarında, şampiyon olmayan takımlar kendi aralarında karşılaşıyordu ön eleme turlarında. Böylece küçük futbol ülkelerinin şampiyonları da, Şampiyonlar Ligi'ne katılma fırsatı buluyorlardı. Uygulamanın bu sezon ki meyveleri Zilina, Kopenhag, Partizan ve Hapaoel Tel-Aviv oldu.

Yarın yapılacak kura çekimi öncesinde Bursaspor 6.890 puan ile Şampiyonlar Ligi'ne katılan takımlar içinde en düşük puana sahip takım durumda. Dezavantajlı bir vaziyet gibi gözükse de, Bursaspor şanslı bir kura çekmesi halinde iyi işler yapabilir. 1.torbada ayrım yapmak yanlış olur. O yüzden direk ikinci torbaya geçeyim. Werder Bremen - Shaktar Donetsk - Panathinaikos, Bursaspor'a daha uygun rakipler olarak düşünüyorum. Ancak bildiğiniz üzere Bursaspor taraftarlarında uzunca bir süredir Real Madrid rüyası var. Yeşil-beyazlı takımın taraftarları, Real Madrid'i Bursa'da ağırlamak istiyor. Fakat bunun faturası ağır olabilir. Çünkü 1.torbadan gelebilecek Chelsea- Man. United - Arsenal - İnter - Bayern Münih gibi rakipler, Real Madrid ile birleşirse, Bursaspor'un canına fena halde yakabilir. Üçüncü torbaya baktığımızda, Basel - Kopenhag - Spartak Moskova üçlüsünün tercih edilebilir olduğunu görüyoruz. Braga - Schalke - Tottenham üçlüsüne ise yaklaşmamak gerek.

Sallayan sallayana diyerek, ben de kendi içimden geçen grup tahminlerimi yapayım. Şunu da belirtmeden geçmeyeyim, şu ana kadar hiç grupları doğru bilmişliğim yoktur.

En Uygun Grup : AC Milan, Panathianaikos, Basel, Bursaspor.
En Can Yakabilecek Grup : Chelsea, Real Madrid, Benfica, Bursaspor.

Cumartesi, Ağustos 21, 2010

Mesut - Krasic & Diego Çıkmazı


Aslında bu yazıyı kafamda tasarlarken başlığı Mesut - Krasic - Diego şeklinde atmayı planlıyordum. Ancak Diego - Juventus - Werder Bremen üçlüsünde şu an için işler çıkmazda. Daha önce olsa 17 milyon avroluk teklifi kabul etmeye hazır olan Juventus, Werder Bremen'in istekliliğini görünce işi yokuşa süremeye başladı. Başarısız bir yıl geçiren Diego'ya, Bremen'in teklifi ise cazip. Bu nedenle Diego'nun gönlü de eski kulübünde. Tahminimce bu transfer bir hafta içinde açıklığa kavuşur. Gelelim asıl meselemize. Şöyle bir düz mantık ile düşünürsek Mesut Özil Werder Bremen'den Real Madrid'e, Mesut'un boşluğunu doldurması için Diego Juventus'tan Werder Bremen'e ve Krasic'te CSKA Moskova'dan Juventus'a transfer oldu-olacak. Bugün için baktığımız Mesut 15 milyon avro karşılığında Madrid'de, "Yeni Nedved" Milos Krasic 15 milyon avro karşılığında Juventus'ta. İkisi de gittikleri takımlara büyük katkı sağlayacak kapasitedeler -her ne kadar Krasic fazla şişirme bir futbolcu olsa da. Üçünün de gittikleri veya gidecekleri takımlar, son sezonlarını iyi geçirmemiş, yeni arayışlar içinde olan takımlar. Üç futbolcu da çıkış yakalama amacında. Bence üçü de kendilerine uygun kulüplere doğru yelken açıyorlar. Üçünü de bu sezon ayrı seyretmek lazım.

Cuma, Ağustos 20, 2010

Niang Gider Gignac Gelir Remy N'olur ?


Son Fransa şampiyonu Marsilya, transfer dönemini hareketli olarak geçiren takımlardan. Aslında kadrosunu korumak amacıyla yaz dönemine giren Marsilya bunu pek başarabilmiş değil. Mamadou Niang'ın 8 milyon avro karşılığında Fenerbahçe'ye transfer olmasından sonra Marsilya transfer girişimlerini hızlandırdı. Niang'ın ayrılmasından sonra elinde Brandao dışında gerçek bir forveti kalmayan Marsilya, Toulouse'un golcüsü André Pierre-Gignac ile anlaştı. Ligue 1'de 2008-09 sezonu gol kralı olan Gignac'ı kadrosuna katan Marsilya bununla da yetinmeyerek, Fenerbahçe'nin de gündeminde olan Loic Remy ile anlaştı. Ancak 15 milyon avro bonservis bedeli ile transfer edilen Remy de sağlık sorunları tespit edildi. Sağlık kontrolünden geçirilen Remy'nin kalbinde MRI adında bir sorun olduğu açıklandı. Gerekli kontroller yapıldıktan sonra pazartesi günü transferin son durumuna dair açıklama yapılacak.

Genel bir Marsilya toparlamasından sonra naçizane görüşlerimi de belirteyim. André Gignac'ı ne kadara aldılar bilmiyorum -ki 15-20 milyon avro diyorlar- ama gerçekten yararlı bir transfer. Hücum hattında gözünüz kapalı güvenebileceğiniz, Fransa liginde iyi işler yapmış, kendine göre bir hızı olan ve şutu da belli derecede iyi olan bir forvet. Tamam, belki birinci sınıf bir forvet değil ama daha 24 yaşında. Kendini geliştirme ihtimali var -ki ben bu ihtimali yüksek görüyorum. Gignac için ise Marsilya transferi olumlu. Avrupa'nın en üst seviye kulüplerinden önceki son basamağa da gelmiş oldu böylece.

Loic Remy, Gignac'tan bir yaş küçük 23 yaşında bir forvet. Bu sezon Liverpool'un Fernando Torres'in alternatifi olarak düşündüğü bir oyuncuydu. Bir ara Fenerbahçe için de adı çok geçti. Yine Liverpool'da oynayan forvet N'Gog'tan çok farkı olduğunu söyleyemem. Tabii ki 23 yaşında olması ona artı katıyor. Sağlık durumuna gelirsek, MRI damarlarla ilgili bir sağlık sorunu. Kalp damarları ile ilgili olumsuz bulgular elde edilmiş. Bunun ciddiyetini ilerleyen günlerde göreceğiz. Artık imzalar atıldıktan sonra tekrar anlaşma bozulur mu, orasını bilemeyeceğim. Alternatif var mı derseniz, şu an ön plana çıkan bir isim yok. Zaten sözleşme imzalayan bir oyuncunun hemen alternatifi olması etik bir durum değil kanımca.

Mesut Geldi Biz Kaçar


Real Madrid'den resmi açıklama geldi ve üç futbolcuya kapı gözüktü. Rafael Van der Vaart, Fernando Gago ve Lassana Diarra takımdan ayrılacak oyuncular olarak Jorge Valdano'nun ağzından çıkan isimler oldu. Dikkat çeken nokta; bu üç futbolcunun da orta sahada oynaması. Kaka'nın 3 ay forma giyemeyecek olmasına rağmen Madrid tercihini bu yönde kullanmış. Ayrıca İspanyol devinin bu üç futbolcuya 59 milyon avro (13+27+19) verip, daha sonra mâkul bir fiyata elden çıkarmak istemesi de garip. Gerçi adı geçen kulüp Real Madrid olunca bu tip durumlara pek şaşırmamak lazım. Diğer bir yönden bakarsak, Jose Mourinho transfer döneminde ısrarla istediği Mesut Özil'e ilk 11'de şans vermeyi düşünüyor. Mesut Özil'in de yapması gereken tek bir şey var; Jose'nin güvenini boşa çıkarmamak.

Kaptan Yeniden Evinde



Alman futbolunun yetiştirdiği en büyük yeteneklerden biri olan Michael Ballack evine döndü ve ilk maçına çıktı. Bayer Leverkusen ile yeniden anlaşan Ballack, sahaya çıktığı ilk maçta da etkili bir performans sergiledi. Bir gol atıp, bir de asist yapan Ballack formda olduğunun mesajını verdi. Kaptanın istekli ve futbola aç olması hem bizim için hem de Leverkusen taraftarları için güzel.

Çarşamba, Ağustos 18, 2010

Mesut Özil Artık Devler Sahnesinde


Transfer döneminin bir bilmecesi daha mutlu sona ulaştı. Mesut Özil Werder Bremen'den ayrılarak, İspanyol devi Real Madrid'e imza attı. Özil'in Barnebau yolunu tutmasının bedeli ise 15 milyon avro olarak bildirildi. Mesut ise yıllık 5 milyon avrodan 6 yıllığına R.Madrid ile sözleşme imzaladı. Bunlar transferin resmiyet kazanmış tarafları, gelelim transferin kağıda dökülmeyen yanlarına.

Almanya'da Serkan Çalık, Barış Özbek ve birçok Türk futbolcunun parladığı kulüp olan Rot-Weiss Essen'den yetişen Mesut, uzun bir İspanya macerasına başlıyor. Mesut Özil'in 22 yaşında olması, onun oynadığı futbolun daha da göze batmasını sağlıyor. Ancak İspanya'ya her adım atan futbolcu kariyerini bir üst seviyeye taşıyamıyor, hatta sert bir düşüş yaşıyor. Özellikle de transfer olduğunuz takım Real Madrid ise kariyerinizin düşüşe geçme olasılığı yüksek şu son yıllarda. Çünkü Real Madrid gibi bir takımda, her anlamda iyi olmak zorundasınız. Hem futbolunuzu en üst seviyede oynamak hem de sosyal yaşamınızı geri planda bırakmamak mecburiyetindesiniz. Medyada ön planda olan, her Real Madrid taraftarının aklının bir köşesinde olan bir futbolcu olmalısınız, kalıcı olmak istiyorsanız. Taraftarların akıllarında her anlamda güçlü ve kaliteli bir futbolcu profili yaratmalısınız. Bunların hepsini bir arada gerçekleştiremeyen futbolculara, iki Los Galacticos döneminde de ne olduğunu hep birlikte gördük.

Ayrıca Mesut sahada iyi futbol oynamanın öncesinde, eflatun beyalı forma için mücadele edecek. Hem Schalke'de hem de Werder Bremen'de forma kapma mücadelesine pek girmeyen Mesut, Real Madrid'de  dünya yıldızlarıyla yarışacak. Bu durum bazı futbolcularda olumlu etki yaratırken, bazı futbolculardan olumsuz sonuçlara neden olabilir. Mesut'un bu savaştan ne sonuçla çıkacağını merakla bekliyoruz.

Cumartesi, Ağustos 14, 2010

Parayla Rezil Olmak


Sezon öncesinde Machester City geleneği bozmamış, transfer için milyonlarca sterlin harcamaya devam etmişti. Bu çerçevede, Aleksandar Kolarov, Jerome Boateng, David Silva, Yaya Toure ve Mario Balotelli takıma katılmıştı. Bu beş futbolcunun City formasını giyme bedeli ise 105 milyon avro olmuştu. Avrupa piyasasının en hareketli takımı Manchester City ne yazık ki bu hareketliliğini, Premier Lig'in ilk maçında sahaya yansıtamadı. Transfer edilen beş oyuncunun üçü bugün sahada yer alıyordu. Ancak oynanan futbola vasat bile demek ayıp olurdu. Bu arada hemen söyleyeyim, buradan büyük ahkamlar kesmek istemem. Ancak ilk maçtan City'nin oyun mentalitesine dair bazı sinyaller aldık. Tek bir maçla değerlendirmenin ötesinde City, yanlış İtalyan oyun anlayışını benimsemiş durumda. Premier Ligin kümede kalmak isteyen takımları gibi oynuyorlar. Sahada böyle bir futbol oynanacaksa, bu kadar para harcamanın mantığı nedir ? Bence bunun tek açıklaması var. Parayla rezil olmak.

Cuma, Ağustos 13, 2010

İtalya'nın Şımarık Çocuğu City'de


Yaz transfer döneminin en önemli bilmecelerinden biri daha sonuçlandı. Mario Balotelli, İnter'den 28 milyon avro karşılığında Manchester City'e transfer oldu. Böylece Manchester City, bu yaz 5 futbolcunun bonservis bedellerine toplam 105 milyon avro ödemiş oldu.

İnter'de oynarken şehrin diğer takımı Milan taraftarı olduğunu açıklayan, hatta Milan forması ile barda maç izleyen Balotelli, eski hocası José Mourinho'nun da söylediği gibi disiplinsiz bir futbolcu. Futbolu kafaya fazla takmayan, hayatın eğlencesinde biri Gana asıllı forvet. Ben Mario Balotelli'yi Colin Kâzım'a çok benzetirim. İkisi de Allah vergisi yeteneğe sahip ancak bu yeteneklerini kullanmak istemiyorlar. Kâzım şu an sert bir düşüşle dibe doğru ilerken, Balotelli kariyerini zirveye ulaştırma şansını yakaladı. Balotelli, kendisine çok uygun olan bir ligde oynayacak. Bu noktadan sonra her şey genç forvetin elinde...

Perşembe, Ağustos 12, 2010

Portekiz'den Beslenen Şeytan


Manchester United, Portekiz pazarından beslenmeye devam ediyor. Cristiano Ronaldo, Nani ve Anderson'dan sonra 20 yaşındaki Bebe'de Manchester'ın yolunu tuttu. Vitoria Guameraes'ten 7.4 milyon avro karşılığında transfer olan Bebe'nin ilginç bir hikayesi var. Lakabı çocuk anlamına gelen 'Bebe' olan Tiago Manuel Dias Correia, 1 ay öncesine kadar Portekiz 3.liginde top koşturuyordu. Önce Estrala Amadora'dan Vitoria Guameares'e transfer olan Bebe, Carlos Quierioz'un tavsiyesi ile İngiliz devine katıldı. Eski Portekiz sömürgesi olan Angola kökenli Bebe, hücuma dönük orta saha olarak oynuyor. Kanatlarda da iyi işler çıkaran Bebe'nin en önemli artısı ise hızı. Yetimhanede büyüyen ve birçok zorluğa göğüs geren Bebe, küçüklüğünde sokaklarda çöp bile toplamış. Bir dönem evsiz olarak sokaklarda yaşayan Bebe, eski günlerini unutmadığını söylüyor.

Kırmızı Şeytanların taraftarları ise bu transferden pek mutlu değil. Transferden mutlu olmamalarının iki sebebi var. Birincisi Bebe'ye verilen paranın yüksek olması. İkincisi, Bebe'nin ikinci bir Manucho felaketi olmasından korkuyorlar. Bildiğiniz üzere Manucho Angola'dan büyük umutlarla transfer edilmiş ancak yeterli performansı gösteremeyip, Bucaspor'a transfer olmuştu.

Çarşamba, Ağustos 11, 2010

Sen Nereye Ben Oraya


Portekizli defans oyuncusu Ricardo Carvalho, manevi babası José Mourinho'nun peşinde gitmeye devam ediyor. Porto'da 2 sezon, Chelsea'de 3 sezon beraber çalışan ikili, bu sefer de İspanyol devi Real Madrid'de buluştu. Carvalho, Chelsea'de oynadığı 5 sezonun ardından 6.7 milyon avro karşılığında Real Madrid'e transfer oldu. Mourinho - Carvalho ilişkisi biraz Ziya Doğan - Ayman Abdelaziz ve Fabio Capello - Emerson ilişkilerine döndü galiba.

Salı, Ağustos 10, 2010

Stephen Appiah Yeniden İtalya'da


Onu sağlam ve güçlü fiziki yapısıyla tanıdık. Sahada koşmadık yer bırakmayan bir futbolcuydu Appiah. Gün geldi devran döndü; Appiah müzmin sakat konumuna düştü. Dizindeki sakatlık yüzünden bir daha futbol oynayamayacağı söylendi. Bir de bu durumun üstüne İtalya dışında oynadığı tek kulüp olan Fenerbahçe'nin kendisine açtığı davayı kaybetti, tazminat ödemek zorunda kaldı. Zor günlerde kendisine Gana Milli takımı sahip çıktı, forma şansı verdi. Dünya Kupasında oynayınca, futbola geri dönme şansı yakaladı. Bu şansını yine İtalya'da deniyor bugünlerde Appiah. Ganalı yıldız, Cesena ile 1+1 yıllık sözleşme imzaladı. Futbol dünyasının onun gibi futbolculara ihtiyacı var, umarım kısa sürede eski günlerine döner.

Cumartesi, Ağustos 07, 2010

Tuncay Out Loic Remy In

Avrupa'da top koşturan futbolcularımızdan Tuncay Şanlı hakkında transfer dedikodularının ardı arkası kesilmiyor. Son olarak Tuncay'ın Blackburn Rovers yolunda olduğu yönünde haberler medyada yer aldı. Özellikle Stoke City'nin bu transferin gerçekleşmesini istediği gelen haberler arasında. Stoke City'nin hedefinde ise bir ara Fenerbahçe'nin de gündeminde olan Loic Remy var. İngiliz ekibi, Tuncay'ın Rovers'a satılmasından gelecek tahmini 10 milyon avroyu Remy için kullanmayı düşünüyor. Stoke City'e transfer olduğundan beri bir türlü uyum sağlayamayan Tuncay için takımdan ayrılmak en iyisi olacaktır kanımca.

Kaynak : Daily Mail


  ©EmreCeSpor - Todos os direitos reservados.

Template by Dicas Blogger | Topo