.

Ankara Arena İzlenimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Ankara Arena İzlenimleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Şubat 06, 2011

Ankara Arena İzlenimleri #9

Serinin ilk 3 yazısını Efes World 9 için kalan 5 yazıyı da Dünya Basketbol Şampiyonası odaklı yazmıştım. 5 aylık bir aranın ardından Ankara Arena Günlüğü'mün 9 yazısı için bugün TBL All-Star maçındaydım. Gelin hep beraber bakalım günlüğe neleri not düşmüşüm.

Salon çevresinden başlamak lazım. Dünya Şampiyonası'ndan sonra bir hayli düzelme olmuş, kumlu kaldırımlar ve iş makineleri yoktu en azından salon çevresinde. Çocuklara yönelik organizasyonlar da, organizasyon ile ilgili günlüğe düştüğüm pozitif notlardan. Ancak salona giriş oldukça farklı oldu Dünya Şampiyonası'ndan. Herhangi bir dış güvenlik araması olmadan 3 kapıdan giriş yapıldı-ki Ankara Arena 8 giriş kapısına sahip bir salon.

Bu sefer ki gelişimde daha bir burjuva olmuştum. Efes World Cup ve Dünya Şampiyonası'nda saha içi bölümüne hiç geçememiştim, herhalde pis içime oturmuştu gittim saha içinin ortasından aldım bileti. Önümde Neven Spahija ve Melih Gümüşbıçak gibi isimlerle "sıcak-soğuk" dengesini kurarak izledim. Salonda kazandığım tişörte Neven Spahija imzasını çaktırınca "sıcak" dengeleri alt üst etti tabii.

Salon içi gösterileri tek tek ele alacak olursak; dans gruplarını bir yana koymak lazım. Özellikle Russian Bar Trio'nun yaptığı gösteri günün en iyisiydi. Kadın zıplamıyor, uçuyor hocam... Biraz ukâlılık gibi olsa da CSKA Moskova kızlarını pek beğenmedim, hele ki Dünya Şampiyonası'ndaki Ukraynalı grubu hatırlayınca. Ancak gösteri çokluğu ve güler yüzleri geçer notu aldı. Atiye denen pop şarkıcısı ise tam bir felaket. Daha önce Efes World Cup'a da gelmişti bu hanımefendi. Tek kelime playback dışı kelime etmeden sönüp gitmişti. Bugün yine aynısı oldu, salonda 11 bine yakın(abartmıyorum, cidden salon ağzına kadar doluydu.) izleyici dönüp Atiye'nin playback performansına bakmadı, bakmak ayıp olurdu.

Smaç yarışması, smaç yarışması, smaç yarışması...Marcus Haislip, Jeff Trepagnier, James White gibi usta atletleri gördükten sonra TBL'de bile NBA standartını arar olmuştuk. Ancak bugün için herhangi bir beklenti içine girilmemesi gerektiği en başından belliydi. Altan Erol, İlkan Karaman, James Christopher ve Tyler Smith isimlerini görünce beklenti-karşılık oranında hüsrana uğramadım. Smaç vurduğundan şüpheli olduğum Altan Erol ve kas yapayım derken atletizmini kaybetmiş İlkan'ın ilk tur mücadeleleri tamamen zaman kaybıydı. Tyler Smith'in bu smacı onuru biraz kurtarır gibi oldu ama yine de yarışmanın 'fos' kelimesinin ardına taşınmasını sağlayamadı. Üçlük yarışması için uzun uzun yazmaya gerek yok, Ömer reyiz kazandı seyircinin gazıyla. Fakat yarışma için benim dikkatimi çeken nokta Alvin Snow'un performansıydı. İlk turda 21 sayı bulan Alvin Snow, finalde 7 sayıda kaldı. Sanırım tribünlerden etkilendi.

Tribünler demişken hemen söyleyeyim salonun bu kadar dolu olmasını beni epey şaşırttı. Dünya Basketbol Şampiyonası'nın etkileri bir çığ gibi büyüyerek devam ediyor. Başkent'te basketbola bu kadar duyarlı 'kaliteli' seyirci olduğu görmek güzel. Özellikle bunu gerekliliğinden şüphe duyduğum All-Star maçında görmek çok daha heyecan vericiydi. Dünya Basketbol Şampiyonası'nın diğer bir etkisi de tribünlerin oyunculara olan tepkileri. Bir örnek ile açıklamak gerekirse;
Artık hemen hemen herkes Kerem Tunçeri'nin pick oyununu, Ömer Onan'ın sıkrin çıkışı üçlüğünü, Kerem Gönlüm'ün hücum ribauntlarını, Oğuz'un post hücumunu ezbere biliyor, ona göre yorum yapıyordu. 
All-Star'ın eğlenceli yönlerinden biri de özellikle maçın ikinci yarısındaki saçmalamalardı. Topu dışarıya çıkartmayan hakem Altuğ Köserli'den, oyuna ayağı ile başlatan Nikola Vujcic'e, hızlı hücumu turnike ile bitiren hakem Fatih Söylemezoğlu'ndan, arkadaşının yardımı ile smaç basan David Holston'a keyif veren bir maç oldu. Ancak buradan söylemek istiyorum ki Fatih Söylemezoğlu ayıp etti. Şöyle ki; maç öncesinde iddiaya girmiştim kardeşimle ve ben Yabancı karmasına basmıştım 10 lirayı. Bildiğiniz üzere maç 128-127 yani tek sayı fark ile bitti. Bunun tek sorumlusu attığı turnike basketi 3 sayı diye yazdıran hakem Fatih Söylemezoğlu'dur. Acilen meslekten ihracını istiyorum.

***
Buraya kadar yazdıklarım salon içinde kafama takılanlardı. Bir de klavyemin tuşunu All-Star'a laf atanlara dokundurmak istiyorum. Ha maça gittim, o yüzden koruma moduna geçtiğimi düşünenler varsa yazının devamını okumasınlar bir zahmet. Adamlar NBA standartlarında organizasyon ve basketbol bekliyor. Ulan ligde bir Jason Richardson, bir Nate Robinson, bir Andre Igoudala, bir Rudy Fernandez vardı da  biz mi izleyemedik. Bu ligden bu çıkıyor, yapılabilecek en üst ve en iyi organizasyon bu. Senin ligin bu. Senin liginin Andre Igoudala'sı Altan Erol, senin liginin Jason Kapono'su Yunus Çankaya. Ne bekliyorsun ki, maç sırasında triplere giriyorsun? "Yok izleme ağbi değiştir" nedir lan? 10 senedir tip olarak aynı organizasyon, bilmiyor mu bir bok olmadığı izleyen adam da sen artistlik yapıyorsun? Tabii suç siz de değil, beklentileri zamanında yükselten Marcus Haislip de, James White da.
foto: tbf.org.tr

Cuma, Eylül 03, 2010

Ankara Arena İzlenimleri #8


Evet, bugün yazı dizisinin kapanış yazısını yazıyorum. İçimde hem hüzün hem de sevinç var. Bir daha canlı maç seyredememek üzüntüye neden olurken, milli takımı en iyi şekilde Ankara'dan uğurlamak da bana mutluluk veriyor.

Günün maçlarını kısa kısa değerlendirerek kapanış bölümüne geçmek istiyorum. Porto Riko - Fildişi Sahilleri arasında oynanan maçta yarı uyukluyordum, yarı izliyordum ki baktım maç heyecanlı geçiyor. Tabii ki maçın heyecan verici olmasının sebebi Fildişi Sahilleri'nin Porto Riko önünde maçı sürekli önde götürmesiydi. Bir an için Porto Riko'nun kendilerini yakalamalarına izin vermediler. Hatta son bölümde gerekli farkı yakalayarak gruptan çıkmayı bile düşündüler ancak başaramadılar. Son günde Ankara Arena'da büyük alkış topladılar.

Yunanistan - Rusya maçı için bilet alan seyirciler büyük hayal kırıklığına uğradı diyebilirim. Maçın nasıl gelişeceği, maçı kimin kazanacağı her halinden belliydi. Ioannis Bourousis, Diamantidis, Spanoulis'in hiç keyfi yerinde değildi veya bize öyle gözükmek istiyorlardı. Bildiğiniz üzere Yunanistan bu tür ayak oyunlarının dünyadaki bir numarası. Bu maçı Rusya'ya kaybedip, İspanya'dan kurtulmak için her şeyi yapacaklarını herkes biliyordu. Ancak Yunanistan kendi üzerine düşen görevi yerine getirse de, İspanya'dan kaçmayı başaramadı. Bu sefer yaptıkları basketbol mahkemesinde cezalandırıldı.

Türkiye, Ankara Arena'daki son maçına çıktı bugün. Gruptan çıktığını bilen Çin ise önemli iki oyuncusunu, Yi Jianlian ve Wang Zhi Zhi'ye süre vermedi. Dolayısıyla bu iki oyuncunun olmadığı bir Çin neredeyse bir okul basketbol takımı gibiydi. İlk çeyrekte 6, ikinci çeyrekte attıkları 7 sayı zaten her şeyi ortaya koyuyor. Gösteri maçı havasında geçen maçta Türkiye, Kerem Gönlüm, Kerem Tunçeri, Ersan İlyasova ve Ömer Onan'ı dinlendirdi. Hidayet'e ise sadece ilk çeyrekte süre verdi Tanjevic. Bogdan Tanjevic demişken, kendisi bugün salonda alkışlandı ve yıllar sonra Türk seyircisi ile arasındaki ilişkiler pozitif yönde oldu. Ayağa kalkarak bizi selamladı tecrübeli koç. 47 sayılık farkı ise maçı analiz etmeye gerek olmadığını gösteren diğer bir faktördü.

12 gün boyunca Ankara Arena'ya 8 kere gittim. 21 maç izledim, bunların 8'i Türkiye'nin maçlarıydı. Salona ulaşım için 16 lira ödedim. Yemek için 80 lira ödedim. Tişört ve diğer yan masraflar için 40 lira daha çıktı cebimden. 12 günün sonunda Ankara Arena macerası için toplam 420 lira ödedim. Geriye ne kaldı diye sorarsanız, 8 tane anı olarak kalacak Ankara Arena yazısı ve 50 yılda bir Türkiye'ye gelecek bir organizasyonu izlemenin verdiği keyif diyebilirim.

Şampiyona ile ilgili tüm ayrıntılar önümüzdeki saatler içerisinde EmreCeSpor'da olacak, takipte kalınız.

Günün Sonuçları :

A Grubu :

Sırbistan 84 - 82 Arjantin
Angola   55 - 76 Avustralya
Ürdün     73 - 91 Almanya

B Grubu :

Tunus       57 - 92 Amerika Birleşik Devletleri
Slovenya  65 - 60 İran
Brezilya     92 - 74 Hırvatistan

C Grubu :

Porto Riko 79 - 88   Fildişi Sahilleri
Yunanistan 69 - 73 Rusya
Türkiye        87 - 40 Çin

D Grubu :

İspanya 89 - 67 Kanada
Lübnan  66 - 84 Litvanya
Fransa    70 - 82 Yeni Zellanda

Perşembe, Eylül 02, 2010

Ankara Arena İzlenimleri #7


Bugün daha çok parke üzerindeki oyun hakkında yazacağım. Çünkü parke üzerindeki basketbol dışında bugün Ankara Arena'da sönük bir hava vardı. Buna birçok neden gösterebiliriz tabii. Dün oynadığımız Yunanistan maçı, herkeste adrenalinin en üst seviyeye vurmasını sağladı. Artık rakibimiz Porto Riko deyince insanlara, "Yeneriz be ağbi." mantığı oluştu. Zaten en önemli yanlış da buydu.

Günün ilk iki maçına değindikten sonra Türkiye maçı ile ilgili birkaç şey söyleyelim. Eve geldiğimde adını bir an için unuttuğum ilk maç Yunanistan ile Fildişi arasında oynandı. Maçın kimler arasında oynandığını unutmam biraz normaldi. Sönük ve tatsız bir havada geçen maçta, bir de fark erkenden açılınca maç, dakikalar geçtikçe sıkıntı vermeye başladı. Son periyotta şov beklentisi ile izlediğimiz mücadeleden bunu da alamayınca, aklımda "zaman kaybıydı ya." düşüncesi oluştu. Bir ara arkadaşlarımla fark 60 olur diye tartıştığımız maç hakkında fazla konuşmaya gerek yok sanırım.

Günün ikinci maçında gözler bu kez Rusya ile Çin arasında oynanacak maça çevrilmişti. Bakın bu maçın kimler arasında oynandığını şak diye hatırladım. Ancak diğer günlerin aksine bu sefer de kaç kaç bittiğini hatırlamıyorum. "Bu ne lan, adam sarhoş mu demeyin." gerçekten konsantre olunabilecek maçlar değildi, bugün oynananlar. Bugün için Türkiye maçına odaklanmıştık. Ha enteller gibi de yerimizden kalkıp gitmedik, adam akıllı oturduk maçımızı izledik. Ancak bu maçlar benim hafızamda pek fazla bir şey bırakmadı. Maç boyunca Çin, hep bir adım gerideydi. Ya iki sayı ya üç sayı geriden takip ediyordu Rusya'yı. Ne zaman maçta son üç dakikaya girildi, Rusya bir "Yeter be!" dedi ve maçı kopardı. Maçı koparırken de fazla bir sorun yaşamadı. Dediğimiz gibi Rusya kazanması gereken maçları kazanıyor, kaybetmesi gereken maçları kaybediyor şu ana kadar. Gruptaki ve turnuvadaki geleceklerini yarın oynayacakları Yunanistan maçı belirleyecek. Ancak ben Rusya'dan bu karşılaşma için umutlu değilim.

Gelelim günün assolistine. Yunanistan maçındaki atmosfer, herhalde Ankara Arena tarihinde bir daha zor olur. O nedenle ne kadar seyirci gelse de "Bugün az seyirci, bugünkü seyirci ateşli değil." diyeceğiz. O yüzden taraftar konusuna girmek istemiyorum, bence iyiydik. Saha içine dönmeden önce taraftarın favori oyuncusu değişti diyebilirim. Artık en fazla çığlık Hidayet'e değil de, Ersan İlyasova'ya kopuyor. Tabii ki günlük olaylara bağlı yaşayan halkımız, maç çıkışında hadi kibarlaştırarak söyleyeyim "Bu Ersan çok havalı ya." diyebiliyor. Yarın Çin maçından sonra Ersan'ı vatan haini ilan edersek şaşırmayın. Maça dönecek olursak, ilginç ve son periyoduna kadar geride götürdüğümüz bir maçtı. Porto Riko maçın her anında bizden daha iyiydi. Hem Vassalo, Carmelo Lee ve Peavy ile buldukları dış skor gücü ile hem de içeriden Peter Ramos ile buldukları sayılar ile bizden üstün bir oyun sergilediler parkede. Ancak bu maçta büyük takım olma yolunda olduğumuzu gösterdik. Ne kadar kötü oynasak da maçı öyle ya da böyle kazanmayı bildik. Biraz Vatan Millet Sakarya üçlemesi ile de maçı oynasak da bu galibiyet bizim için çok önemliydi. Porto Riko cephesinden bakacak olursak, turnuvada 5 günde 4 kere iyi basketbol oynadılar ancak sadece 1 galibiyet alabildiler. Yunanistan, Türkiye ve Rusya maçlarının sonunda yaptıkları veya onlara karşı yapılan hakem hataları, Porto Riko'nun turnuvadaki geleceğini çizdi diyebiliriz.

Şimdi C grubunu birinci bitirmeyi garantiledik. Önümüzdeki rakip Çin değil, D grubunun dördüncüsü, büyük ihtimalle Yeni Zellanda. Ancak turnuva fikstürüne genel olarak bakacak olursak, bugün Slovenya'nın Brezilya'yı yenmesi ile çeyrek finaldeki rakibimiz ufukta gözüktü. Bize çok ters gelen bir ekip Slovenler. Çeyrek final gibi bir eşikte böyle bir rakiple karşılaşmak kötü olacak, hadi hayırlısı.

Günün Sonuçları : 

A Grubu :

Arjantin   88 - 79 Ürdün
Almanya  88 - 92 Angola
Sırbistan  94 - 79 Avustralya

B Grubu :

Slovenya     80 - 77 Brezilya
İran               51 -  88 Amerika Birleşik Devletleri
Hırvatistan  84 - 64  Tunus

C Grubu :

Fildişi Sahilleri 50 - 97 Yunanistan
Çin                     80 - 89 Rusya
Türkiye             79 - 77 Porto Riko

D Grubu :

İspanya   91 - 57 Lübnan
Litvanya  69 - 55 Fransa
Kanada    61 - 71 Yeni Zellanda

Çarşamba, Eylül 01, 2010

Ankara Arena İzlenimleri #6


Dün gece saat 4 gibi kafamı yastığa koyduğumda, içimde garip bir heyecan vardı. Ankara Arena'ya daha önce 5 kez gitmiştim son 10 günde. Ancak rakip Yunanistan olunca heyecan sardı etrafımı. Hani bu milliyetçi duygunun bir yan etkisi değildi. Salonda maç izleme kariyerimin en üst noktası olacaktı bu maç, o nedenle heyecanlıydım sanırım.

Artık sizinde ezberlediğiniz şekilde salona ulaştım ve bilindik yöntemleri uygulayarak salona girdim. Bugün 16:00'da oynanan Rusya - Fildişi Sahilleri maçı, turnuva boyunca Ankara Arena tarihinin en boş halidir herhalde. 1.000 kişi ya vardır ya yoktu. Tabii önceden de belirttiğimiz gibi bu durumun oluşmasında, kombine bilet alıp sadece Türkiye'nin maçlarını izleyen basketbol entellerinin de büyük etkisi var.

Bugün Ankara Arena'daki diğer iki maçın sönük bir havada geçeceği belliydi. Çünkü grubun iki favorisi belki de turnuvanın 6-7 favorisinden iki takım bugün karşılaşacaktı. Bu nedenle tüm dikkatler günün son maçına çevrilmişti. Tüm biletlerin satıldığı haberi akşam ki maçı biraz daha kızıştırıyordu.

Nitekim tüm biletlerin satıldığı haberi doğruydu. Ankara Arena tarihi günlerinden birini yaşadı. 10.400 kapasiteli salon, kapasitesinin üzerinde seyirciye misafirlik ediyordu. Bir gün önceki Sinan Güler'in "Kırmızı giyin!" çağrısı etkili olacak ki, salonun çoğunluğu bilinçli olarak kırmızı giymişti. Kırmızı giymeyi unutan birçok kişi de, salon içinde mağazası bulunan Intersport'u zengin etti ve tişörtler kapış kapış satıldı. Tüm salon amaçlandığı gibi kırmızıya bürünmüştü.

Maç ile ilgili düşüncelerime geçmeden önce salon içerisinde gerçekleşen ilginç olayları aktarmaya çalışayım. Salonda üç önemli ismi gördüm. Birincisi Ergin Ataman. Orta tribünün en ön sırasından maçı takip ediyordu kendisi. Baya bir bronzlaştığını söylersek yanlış olmaz. İkinci ismimiz ise Şahan Gökbahar. O da Ergin Ataman'ın tam karşı tribünün de en ön sıradan maçı takip ediyordu. Siyah gözlükle maçı izlemesi de ayrı bir absürd durumdu. Üçüncü önemli şahsiyet ise Kemal Kılıçdaroğlu idi. Salona maçın başlaması ile teşrif eden Kılıçdaroğlu'nun yanında TBMM Başkanı Mehmet Ali Şahin de vardı. Kameralar bu ikiliyi gösterdiğinde ise ilginç bir görüntü oluştu. Kemal Kılıçdaroğlu'nun alkışlayan taraftar, Mehmet Ali Şahin'i yuhaladı.

Türkiye - Yunanistan maçına dönecek olursak, yine maç içerisinde gelişen olayları uzun uzun yazmayalım. Dikkat çekilmesi gereken noktalara parmak basalım. Birincisi tabii ki Ersan İlyasova. 6/6 da üçlük isabetiyle 26 sayı atan Ersan maçın yıldızıydı. Bu performansı bizi gelecek için umutlandırdı. Diğer nokta ise Hidayet Türkoğlu'nun 3 sayılık basketi idi. 73 - 57 olan skor bir anda kapanmaya başlamış, 73-65'e kadar gelmişti. Maçın bitmesine 3 dakika gibi bir süre varken Hido'dan gelen üçlük işin bitmesi anlamına geliyordu. Zaten skorda bu yönde oldu, o üçlükten sonra maçta sayı olmadı. Ayrıca maç boyunca yaptığımız alan savunmasına değinmemiz gerekir. Müthiş bir şekilde yardımlaşarak, boşluk vermeden yaptık alan savunmasını.

Ancak unutulmamalıyız ki, yarın Porto Riko maçını kazanırsak şampiyon olmuyoruz. Bu galibiyet ile grup birinciliğini neredeyse garantiledik. Artık rakibimiz D grubunun dördüncüsü olacak. Dördüncünün kim olacağı ise hâlâ belli değil. Şayet İspanya oynadığı 3 maçta 2 mağlubiyet aldı. Yani sürpriz bir şekilde 2.turda İspanya ile karşılaşabiliriz.


Günün Sonuçları :

C Grubu :

Rusya    72 - 66 Fildişi Sahilleri
Türkiye  76 - 65 Yunanistan
Çin          76 - 84 Porto Riko

D Grubu :

Fransa    68 - 63    Kanada
İspanya 73 - 76     Litvanya
Lübnan  76 - 108  Yeni Zellanda

Pazartesi, Ağustos 30, 2010

Ankara Arena İzlenimleri #5

                                                "El pençe divan durmak" deyimi yerinde kullanıldığında ne güzeldir.

Öncelikle söyleyeyim artık yazı dizisini iki bölüme ayırmayacağım. Biraz uzun olacak ama okumak isteyenler tek bir yazıyı okuyarak daha rahat edecektir. Ankara Arena'ya giderken dolmuşta salonu görenlerin "Burası ne ya ? Alışveriş merkezi mi yapmışlar ?" demesine artık alışık olduğumu belirterek yazıma başlayayım. Bugün dünkü tecrübelerimden ders alarak, salona girmeden önce 18 yaşından büyük biriyle anlaştım. Nedenini dünkü yazıda belirtmiştim, görevliler 18 yaşın altındaki basketbolseverleri yanında velisi olmadan salona almıyor. 2 üniversiteli genç sağ olsun yardım etti de sağ salim salona girdik.

Günün ilk maçına ilgi önceki güne göre çok daha azdı. Bunun sebebi ise belliydi; Çin ve Fildişi Sahilleri kağıt üzerinde grubun en zayıf iki takımıydı. Zaten dün salonda olan birçok Çinli seyirci de maçta yoktu. Fildişi Sahilleri'ni destekleyen 50 kişilik grubu saymazsak, biz bize güzel bir maç izledik. Güzel olmasının nedeni ise maçın son periyodunun şov havasında geçmesiydi. Hem Fildişi Sahilleri'nin harlem tarzı oynayan oyuncuları hem de sürekli hızlı hücumları düşünen Çinli oyuncular maçı enfes bir hale getirdi.

Fildişi Sahilleri, kadrosunun kısıtlı olmasının zararını gördü ve maçın sonunu iyi getiremedi. Çin cephesinde ise iki kişiye değinmek istiyorum. Birincisi turnuvanın ilk iki gününde 26'şar sayı atan Yi Jianlian. Kendisini ilk kez çıplak gözle izliyorum. Hayran kaldım desem abartmış olmam. 23 yaşındaki bir basketbolcuya göre tecrübeli ve isabetli tercihler kullanıyor sahada. Gerçi 23 yaşında olmasını şaibeli bulanlar da var. New Jersey Nets'li pivot daha şimdiden Yao Ming'in görevini üstlenmiş ve başarı ile yerine getiriyor durumda. Atletik olması kendisine çok büyük avantaj sağlıyor. Potaya yakın olarak aldığı her topu direk smaçla bitirmek istemesi pozitif bir durum. Değinmek istediğim ikinci isim Selçuk Ernak. Kendisi bildiğiniz üzere Banvit koçluğu yapmış, modern ve geniş bir vizyonu olan bir antrenör. Şansını Çin Milli Takımında deniyor Selçuk hoca. Çin kenar yönetimindeki en ateşli isim olması da Türklüğünden kaynaklanıyor sanırım.

Ankara Arena'da ikinci maç Yunanistan ile Porto Riko arasındaydı. Dün de belirttiğimiz gibi artık Türk seyirciler turnuvada iki takımı destekliyor. Birincisi Türkiye ikincisi Yunanistan'ın rakip takımı. Yunanistan'ın rakibine inanılmaz bir destek var salonda. Dün Çin bugün de Porto Riko tarihinde aldığı en büyük desteklerden birini aldı Ankara Arena'da. 8-9 bin kişiyi arkasına alan takımlar Yunanistan'a rahatlıkla diş geçirebiliyorlar. Nitekim bugün de öyle oldu, Porto Riko hakem oyunlarına kadar maçı önde götürüyordu. Bu "hakem oyunları" lafı çok yerde geçiyordu, bugün canlı şahit oldum. Hani bunu herhangi bir milliyetçilik duygusu ile veya herhangi bir Yunanistan nefreti ile söylemiyorum, kesinlikle salonda Yunanistan tutuculuğu vardı. İlk önce Porto Riko adına maçın en etkili iki adımından biri olan P.Ramos'a garip bir hücum faulle beş faul aldırılıp, oyundan atıldı. Ardından net bir savunma faulünü vermeyince sinirlenen Porto Riko kenar yönetimine kolay bir teknik faul çalındı. Ardından maçın en etkili ismi J.J Barea saçma bir faulle oyun dışına gönderildi. Yunanistan ise Spanoulis, Bourousis, Zisis üçlüsü ile faul atışlarını eksiksiz attı ve maçı kazandı. Maç sonunda Porto Riko'yu ayakta alkışlayan Ankara seyircisi büyük bir takdiri hak etti. Ayrıca maç boyunca önümde oturduğunu anlamadığım Sofoklis Schortsanitis'i ayakta iken görünce baya bir tırstım.

Günün son maçı yine Türkiye'nin maçıydı. Bu sefer rakip Avrupa temsilcisi Rusya idi. Yunanistan ile en çok taraftar grubuna sahip takım olan Rusya sadece maçta değil tribünde de bize rakip olacağını maç öncesinde gösteriyordu. Ancak yine salonu tıklım tıklım doldurmayı bilen Ankaralı basketbolseverler, sanıyorum ki Rus taraftarların seslerinin televizyonda duyulmasını engelledi. Rusya maçı bizim için turnuvadaki ilk ölçü olarak değerlendirebileceğimiz maçtı. Timofey Mozgov, Sasha Kaun ve Sergey Bykov gibi oyuncular başımızı ağrıtabilirdi. Ancak maç öncesinde öğrendiğimiz Viktor Khryapa'nın takım kadrosunda olmama haberi bizim için maça olumlu yansıdı. Zaten güçlü olan pota altı oyuncularımız daha rahat bir maç geçirebilecekti.

Maçı uzun uzun anlatmaya gerek yok, zaten Türkiye'nin %70'i izlemiştir maçı. Ancak maça direkt etki eden taraftar faktöründen bahsetmeden olmaz. Birkaç koltuk dışında, ağzına kadar dolu olan Ankara Arena turnuva ruhuna bürünmeye başlamış. Rakip takımın hücumlarını ıslıklamalar, hakemi yuhalamalar, kötü gününde olan oyuncumuzu desteklemeler(Hido) artık basketbol seyircisi olduğumuzun göstergesi. Daha önceki turnuvalara göre bu değişimin en büyük sebebi bence bilet fiyatları. Tabii bay negatif olarak eksik yönümüzü de söylemeden olmaz. Şimdiden söyleyelim ki yarın bugün yenilirsek, "bu takım çok iyiydi ağbi amaa" demeyelim. Eksiklerimizi belirtelim, Pollyannacılık yapmayalım. İki maç sonunda en büyük eksiğimiz dış şut savunması. Hem Rusya hem Fildişi Sahilleri maçında bir dolu üçlük yedik. Şut imkanlarını daha iyi değerlendiren takımlarla karşılaşınca bu durum büyük bir sorun haline gelebilir.

Günün dikkat çeken diğer olayı ise Hidayet Türkoğlu'na verilen destekti. Maçın ilk yarısında dün gibi saha içi isabet bulamayan Hido, taraftarların da gaz vermesi ile kendine biraz olsun geldi ve 6 isabetli şut attı. Günü 14 sayı ile tamamlayan Hido turnuvaya yeni ısınmaya başladı diyebiliriz. Lâkin milli basketbolcu turnuvanın ilk gününde Fildişi karşısında saha içi isabet bulamamıştı ve 4 sayıda kalmıştı. Ayrıca Hido şu ana kadar turnuvada 6/22 şut isabet yüzdesiyle oynuyor.

Gelelim yine günün konusuna. Bugün ana başlığı başbakan Recep Tayyip Erdoğan. Kendisi, basketbol alanındaki temsilcisi Turgay Demirel ile birlikte bugün Ankara Arena'ya teşrif ettiler. İçlerinden "keşke gelmez olaydım." diye bir hayıflanış vardır bence. Çünkü başbakan ve ekibi salona girer girmez, yuhalama ve ıslık sesleri koptu. Gerçi kendisi bu davranışlara pek aldırış etmez gibi görünse de içinde bir burukluk vardı kanımca. Başbakanı olduğun ülkenin bir salonunda, böyle karşılanmanın elbet belirli sebepleri vardır. Geçmişi irdelemeden, siyaset yapmadan bu ince çizgiden uzaklaşıyorum. Ayrıca Hido'da maç sonunda "Başbakanımıza da çok teşekkür ediyorum." deyince yine ıslık sesleri salonda yükseldi. Yine Ukraynalı dans grubunun Türkiye - Rusya maçında gösteri yapmaması R. Tayyip Erdoğan'ın gelişi ile ilişkilendiriliyor. Herhalde başbakan bir daha hayatında basketbol salonuna uğramaz Türkiye'de.

Günün Sonuçları :

A Grubu :

Ürdün          65 - 79  Angola
Sırbistan     81 - 82  Almanya
Arjantin       74 - 72 Avustralya

B Grubu :

Slovenya    77 - 99  ABD
Hırvatistan 75 - 54  İran
Brezilya        80 - 65 Tunus

C Grubu :

Çin               83 - 73  Fildişi Sahilleri
Türkiye       65 - 56  Rusya
Porto Riko  80 - 83  Yunanistan

D Grubu :

Litvanya     70 - 68  Kanada
Lübnan       59 - 86  Fransa
İspanya     101 - 84 Yeni Zellanda

İlk 2 Günün Ardından İstatistikler :

Sayı Krallığı :

1. Kirk Penney - Yeni Zellanda  29
2. Yi Jianlian     - Çin                    26
3. Luis Scola     - Arjantin           25,5

Ribaund Krallığı :

1. Yi Jianlian         - Çin          11,5
2. Levon Kendall - Kanada  11
3. Zaid Abbas      - Ürdün     10,5

Asist Krallığı : 

1. Osama Dahgles        - Ürdün   7
2. Anton Ponkrashov  - Rusya   7
3. Ricky Rubio              - İspanya 7

Blok Krallığı :

1. Joel Anthony     - Kanada 3,5
2. Hamed Haddadi - İran        3,5
3. Salah Merji          - Tunus   3,5

Top Çalma Krallığı :

1. Ricky Rubio              - İspanya  3
2. Jermanin Anderson - Kanada  2,5
3. Sinan Güler               - Türkiye  2,5

Pazar, Ağustos 29, 2010

Ankara Arena Parke İzlenimleri #4


Ankara Arena'daki izlenimlerimi neden ikiye ayırdığımı bu postta açıklamayacağım artık, isteyenler yazı dizisinin önceki yazılarına bakabilirler. Parke izlenimlerimizin dördüncüsünü Dünya Basketbol Şampiyonası hakkında yazalım şimdi.

Günün ilk maçı Yunanistan - Çin maçıydı. Maçtan önceki beklentiler kesinlikle Yunanistan yönündeydi. İlk dakikalarda bu yöndeydi açıkçası. Çin ısrarla yapmayı bilmediği halde alan savunmasını yaptı. Sırf bu yüzden maçın başında Bourousis ve Spanoulis'ten 4 üçlük yediler. Bu nedenle maçın hemen başında fark bir anda açıldı. Ancak ilk mücadelenin kırılma noktası Yunanistan'ın aldığı teknik faul oldu. Nicolas Zisis'in yaptığı hareket, uyumakta olan Türk seyircisini uyandırdı. Zaten bilinçaltında Yunanistan'a karşı bir nefret olan Türk seyirciler bu durumla birlikte bu nefreti dışarı vurma şansı yakaladı. Bir anda salonda 7-8 bin Çin taraftarı oluştu. Belki de Çin, tarihinde almadığı desteği Ankara Arena'da aldı. Yi Jianlian'ın yaptığı smaçlara çılgınlar gibi sevinen Türkler, Çin'in geri dönüşe ön ayak oldu. Maçın bitmesine 8 dakika kala 66-65 öne geçen Çin, tecrübesizliliğin kurbanı oldu. Ayrıca salonda yankılanan "Çayna" sesi çok güzeldi bence. Çin oynadığı bu basketbolla grupta kolay havlu atmayacağını gösterdi.

Ankara Arena'daki ikinci maç Rusya - Porto Riko maçıydı. Seyirci sayısı olarak en fazla taraftara sahip olan Rusya, beklentimi tam anlamıyla karşıladı. Ne beklediysem, onu aldım Rusya'dan. Ne fazla oynadılar ne de az. Kendilerine yetecek kadar oynayıp, gerekli galibiyeti aldılar. Pota altındaki iki genç oyuncu Timofey Mozgov ve Sasha Kaun dikkat çekti. Bugünkü Türkiye maçında nasıl performans sergileyeceklerini hep birlikte göreceğiz.  Porto Riko'nun ise en büyük sorunu istek. Takıma yayılmış ruhsuzluk en negatif yönleri. Bu duruma en büyük örnek; 2.24'lük Ramos. Çin ile oynayacakları maç onlar için turnuvanın geleceği için belirleyici olacak.

Günün kapanış maçı Türkiye - Fildişi Sahilleri maçıydı. Türkiye maça beklenildiği gibi başladı. Hatta bir ara Fildişili oyuncuların yüzünde "sayı atamıyoruz, ne yapacağız." gibi bir ifade vardı.(14-0) Neyse ki şuta dayalı olarak buldukları sayılar onların açılmasına neden oldu. İkinci periyotta fark 7 sayıya indi. Ancak takımlar arasında büyük bir gömlek farkı vardı. Türkiye, parke üzerinde pek fazla bir şey koyamazken bile fark garip bir şekilde açılıyordu. Çünkü Fildişi sahada sayı atma açısından inanılmaz bir sorun yaşıyordu. Belli bir hücum setleri yoktu. Herve Lamizan(3 blok) ve Mohamad Koné'ye(2 blok) indirilen toplar üzerinde top dolaştırmaya çalışıyorlardı. Harlem havasında olan Fildişi, farkın açıldığı maçın son dakikalarında takip edilmesi gereken bir ekip.  Türkiye açısından turnuvanın ilk maçına bakacak olursak, iyi bir başlangıç oldu diyebiliriz. 39 sayılık fark büyük ihtimalle kimseyi etkilememiştir ama havalı bir başlangıç oldu sonuçta. Sırbistan'ın Angola'ya attığı 50 sayılık farktan sonra en farklı maçı izledik bugün. Bu farklı ve şov havasında geçen maç, ileriye dönük maçlarımıza kesinlikle ışık tutmaz. Dediğim gibi iyi bir açılış ve güven tazelemesi maçı oldu Fildişi.

Oyuncular bazında da kısa bir değerlendirme yaparsak, Ersan ve Sinan Güler'e dikkat çekmek lazım. Savunma direncini bu iki oyuncu inanılmaz arttırdı ve farkın bu sayılara gelmesini sağladı. Bogdan Tanjevic de bu iki oyuncuyu taraftarlara alkışlattırarak iyi bir iş yaptı.


Günün Sonuçları :

A Grubu :


Almanya     74 - 78 Arjantin
Angola        44 - 94 Sırbistan
Avustralya 76 - 75 Ürdün

B Grubu :

Tunus 56 - 80  Slovenya
ABD  106 - 78 Hırvatistan
İran      65 - 81 Brezilya

C Grubu :

Yunanistan 89 - 83 Çin
Rusya          75 - 66 Porto Riko
Türkiye        86 - 47 Fildişi Sahilleri

D Grubu :

İspanya            66 - 72 Fransa
Yeni Zellanda  79 - 92 Litvanya
Kanada             71 - 81 Lübnan

Ankara Arena İzlenimleri #4


3 günlük Efes World Cup 9 macerasından sonra bugün 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası'na başladık. Ankara Arena'daki 4., Dünya Basketbol Şampiyonası'nın ilk gününe kendi adıma iyi başlayamadım. Bitti denilen çalışmaların hâlâ tam anlamıyla bitmediğini gördük.

Salon çevresindeki kaldırımların üzeri ince kum ile kaplıydı. Kaldırımlarda kum olmasının sebebi bellidir, kaldırımlar arasını doldursun diye kum atılır. Ancak fazlası daha sonra temizlenir. Bizimkiler temizleme işini unutmuşlar. Salon çevresinde oluşan görüntü hoş durmuyor maalesef.

Mutlu ve heyecanlı bir şekilde blok kapısına doğru giderken, kapıdan çevrileceğim hiç aklıma gelmezdi. Blok kapısındaki görevli, biletimi kontrol ettikten sonra içeriye giremeyeceğimi söyledi. Buna neden olarak ise yaşımın 18'in altında olmasıydı. Kurallara göre 18 yaşın altındaki kişiler, yanında sorumlu bir kişi olmadan salona giremiyordu. Bunu duyan ben hemen yetkililere doğru yol alırken, yardımsever bir hanımefendi bana büyük bir iyilikte bulundu. Beni kendi sorumluluğu altında göstererek salona giriş yapmamı sağladı. Kendisine bu iyiliği yüzünden ne kadar teşekkür etsem yetmez. Ancak bizim organize ettiğimiz işlerde elbet absürd bir durum olacaktır. Beni yaşım küçük(17) diye içeri almayan görevliler, iki kez dışarı çıkıp girdiğimde sorun çıkarmadı. Acaba ne yaptıklarını kendileri bile bilmiyor mu ?

Neyse sağ salim salona girdik. Oturduk yerimize. Aralık ayında biletimi almama rağmen en kıytırık yerden bana bilet gönderen yetkililere buradan selam gönderiyorum. Tabii koltuğumuza oturunca gönüllülerden bahsetmeden olmaz. Daha önceki yazılarımızda da yer yer belirttiğimiz koltuğa ayak koyma meselesi, büyük bir inançla devam ediyor. Ancak Yunanistan - Çin maçında, "Hellas" diye bağırarak koltuklarda tepinen Yunan taraftarlara sadece bakıldı. Garip değil mi ?

Efes World Cup'a göre çok daha enternasyonel bir turnuva olan Dünya Şampiyonası'nda, birçok ülkeden seyirciyi görme imkanımız oldu. Rusya taraftarlarına bir kez daha hayran olduk, kendileri önünde saygıyla eğiliyoruz. Ayrıca Çinli taraftarlar ve Yunanlılarda sayısı fazla olan taraftar gruplarıydı. Salonda takımına en çok destek verenler ise Yunanlılardı. Geleneksel üstlerini çıkarma seramonilerini yaptılar. Türk taraftarlarını da değinmeden geçmeyelim. Öncelikle söyleyelim, Türkler önümüzdeki 3 gün iki takımı destekleyecek. Birincisi Türkiye, ikincisi o gün Yunanistan'ın rakibi olan takım. Bunda hem Yunanistan'ın en büyük rakip olması hem de Yunanistan'ın sahada gösterdiği çirkef performans etkili.

Kaan Kural hakkında da birkaç bir şey söyleyelim. Kendisi oldukça iri ve sevimli biri. Ancak Kaan ağabeyin en önemli tarafı, kalbinin de vücudu da kadar büyük olmasıydı. Gerçekten kendisi örnek olacak, mütevazi ve alçak gönüllü bir karaktere sahip. Konuşmak isteyen herkese cevap veren, fotoğraf çektirmek isteyen kişilerin hiçbirini kırmayan biri olarak, gözümde bir kat daha büyüdü Kaan Kural.

Ankara Arena'daki seyircileri bugün övmemiz gerek. Belki bilet fiyatlarının yükselmesi, basketbol seyircisinin kalitesini arttırmış olabilir. Ancak eski alışkanlıklarımızın çoğu salonda yoktu. Birkaç grup dışında oyuncular faul atarken "oooo" sesi yapılmadı. Yani bugün bu kadar faul atışının kaçmasının sebebi seyirciler değildi. 10 bin kişi civarındaki seyircinin izlediği maçta, gürültü ile çıkan ses 140 desibeli buldu. Umarım bu anlayış turnuvanın kalan 4 gününde de devam eder.

Her zamanki gibi günün konusu da belirleyelim. Bugünkü konumuz salon içerisindeki aktiviteler. Garanti Bankası, Turkcell, Beko, NtvSpor, Adidas gibi markalar salon içerisinde birçok özel etkinlik yaptı. Garanti Bankası, her maç arasında seyircilere yönelik  aktiviteler düzenledi. Birkaç seyirci şarkılar söyledi, hediyeler aldı. Saha içinde basketbol yarışmaları yapıldı. Bazukalar ile toplar ve tişörtler atıldı. Ancak sen bunlara katıldın mı ya da hiç hediye aldın mı diye sorarsanız, bir tane hediye bile alamadım şahsen. Bu etkinliklerin devam etmesi turnuva ve organizasyon için çok olumlu.

Şimdilik Ankara Spor Salonu'nda aktaracaklarım bu kadar. Şimdi söz tekrar merkezde.

Salı, Ağustos 24, 2010

Ankara Arena Parke İzlenimleri #3


Bazı insanlar yaptığım ayırmayı garipseyebilir, onun için bir kez daha açıklama yapıyorum. Hem saha içinde hem de saha dışında, Ankara Arena'da birçok izlenim edindiğim için hem benim hem de sizin için kolaylık olsun diye böyle bir ayrım yapıyorum.

Bugün parke üzerinde oynanan oyun, diğer iki güne göre çok daha kaliteli ve keyifliydi. Belki de bunun nedeni turnuvanın üçüncü gününde karşılaşan takımların güçlerinin birbirine yakın olmasıydı. İlk iki günde maçlar hep açık ara bitmişti. İlk maça gelecek olursak, Lübnan için pozitif şeyler söylemek gerekir. Bir kere şunu kesinlikle belirtebilirim, Lübnan Kanada'dan daha iyi bir takım. Lübnan ile Kanada'nın da Dünya Şampiyonası'nda aynı grupta olduğunu söylemeden geçmeyelim. O nedenle iki takımda maça ciddi yaklaşıyordu. Lübnan devşirme oyuncularından çok iyi faydalanıyor. İçeri ve dışarı skor paylaşımını bu oyuncular üzerinden çok iyi bir şekilde dağıtıyorlar. Şampiyonadaki gruplarda ilk 4 yaparlar mı derseniz, bence zor. Ancak takımın başında koç olarak Tab Baldwin varsa, kesin bir şey söylememek lazım.

Kanada için söylenecek çok fazla şey yok. Aynı tas aynı hamam. Takım liderinin Joel Anhony olduğu bir takımdan en fazla ne beklenebilir ki zaten. Yan parçalardan destek alamıyor Kanada. Famutimi ve Anderson gerekli skor katkısını yapmayınca, zaten savunma yapmayan takımın iyice direnci düşüyor. Şuta dayalı oyunlarında günlerinde olurlarsa, bir ritm tutturuyorlar ama maçı kazanmak için yeterli midir bu ritm derseniz, kesinlikle hayır.

Günün ikinci, turnuvanın en önemli maçına gelirsek, salondaki mükemmel atmosferi atlamadan başlamayalım. 10 bin kişiye yakın seyirci üstüne düşen görevi yaptı. Milli takım üzerine düşeni yaptı mı diye sorarsanız, bir yere kadar yaptı derim. Andreas Nocioni ve bir noktadan sonra Luis Scola'sız Arjantin'i 14 sayı fark yakalamışken yenmek gerekirdi. Hem de arkanızda seyirciniz varken bu farkı daha da açmanız beklenirdi sizden 12 Dev Adam. İşler bizim değil Carlos Delfino'nun istediği şekilde yürüdü. NBA'de top çıkarma konusunda en güvenilir isimlerden biri olan Hidayet, 5 saniye hatası yaptı. Çok kolay bir setten çok kolay bir sayı yedik ve maçı kendi elimizle uzatmalara götürdük.

Amatörce yaptığımız hatalardan dolayı bir maçı daha kaybettik. Böylece 2 Sırbistan maçı, Litvanya, Hırvatistan, Almanya ve Arjantin maçlarını kaybederek olumlu sinyaller vermedik. Ha, bu zamanda eksikleri görme maçı mı olur derseniz, işte orada sus pus oturur kalırım.

Kendi gözlemlerim sonucu seçtiğim ödüllere de göz atmak gerekirse;

Turnuvanın Yıldızı : Carlos Delfino
Turnuvanın İlk Beşi : Rony Fahed, Olu Famutimi, Carlos Delfino, Matt Freije, Ömer Aşık.
Çıkış Yapan Oyuncu : Jackson Vroman.
Hayal Kırıklığı Yaratan Oyuncu : Hidayet Türkoğlu & Joel Anhony.
Sürpriz Oyuncu : Ramon Gonzalez.

Ankara Arena İzlenimleri #3


Bugün hem parkede oynanan oyun anlamında hem de salondaki genel hava bakımından daha olumlu bir ortam vardı. Lübnan - Kanada maçında kabaca söylersem 250 kişi ya var ya yoktu. Olanlarda maç ile ilgileniyor muydu diye sorarsanız, şüpheli yaklaşırım. Şahsen ben bile bazı bölümlerde, canlı yayını olmayan maçtan sıkıldım. Ancak günün ikinci maçı için mükemmel bir ortam vardı. Salonda çok az boş yer vardı. İlk iki gün ki eleştirilerimi sanki Ankara seyircisi duymuştu.

İlk maç için salonda çok sıcak bir ortam vardı. Maçın anonsörü değişik ve İngilizce aksanı olan biriydi. Makineli tüfek gibi yüksek desibelde yapılan anonsörlükten çok daha keyifliydi. Az sayıdaki seyircinin birçok yerde gülmesini sağladı kendisi.

Efes Pilsen organizasyonun sponsoru olarak her maçın devre arasında hediye dağıtımı yapıyor. Ne şansızlık ki 12 kere yapılan bu hediye dağıtımında bir kere tişört alamadım. Bazuka ve gerilen iplerle atılan tişörtlerden birçok kişi ikişer üçer tane alırken ben sap gibi kaldım üç gün boyunca.


İlk iki gün yazdıklarımı sanırım birileri okumuş ki bugün için daha sıkı bir güvenlik vardı. Hem gönüllüler hem de güvenlikler daha ilgiliydi. Tabii benim yazdıklarımı yanlış anlayanlar da olmuş. Onun için bir düzeltme yapalım. Benim eleştirdiğim nokta; gönüllülerin işini yapıp yapmadığı konusu değildi, gönüllü sayısının gereğinden fazla olmasıydı.

Evet dediğimiz gibi aksaklıklar gün geçtikçe gideriliyor. Zaten bu tür organizasyonlarda eksiklerin görülmesi için düzenleniyor. En azından bugün hiçbir teknik aksaklık yaşanmadı. Umarım bu teknik işler ve inşaatlar turnuvaya kadar düzenli bir şekilde biter.

Dediğim gibi bugün çok daha pozitif bir gündü. Hep eleştirdiğimiz seyircinin de hakkını vermek lazım. Avrupa seyircisi olma yolunda, bugün ki görünüm çok önemli. Yaklaşık 10 bin kişi doğru yerlerde maça etki yaptı.

Gelelim yine günün konusuna. Meğer yazı dizisinin başlığı yanlışmış. Yeni yapılan salonun adı Ankara Spor Salonu'ymuş. Yani herkesin dilinde dolaşan Ankara Arena lafı aslında yalanmış. Nedenini sorarsanız, Gençlik ve Spor İl Müdürlüğü Arena ismini yabancı bulmuş. O nedenle salonun isminde değişiliğe gidilmiş. Sanki Ankara'daki bütün spor yerlerinin adı Türkçe'ymiş gibi garip bir işe de el atmış GSİM. Hani salonun ismini değiştirerek, Türkçe'nin korunumuna katkıda mı bulunmuş oluyorlar, sorarım size.

Şimdilik Efes World Cup 9 bitti. 4 gün sonra Dünya Şampiyonası ile tekrar buluşacağız. O zamana dek kendinize iyi bakın.

Pazartesi, Ağustos 23, 2010

Ankara Arena Parke İzlenimleri #2


Dün de belirtiğim gibi sahada oynanan oyunla ilgili görüşlerimi, saha dışındaki olaylarla ilgili görüşlerimi ayırmıştım. Bunun sebebi olarak da Ankara Arena'da fazla zaman geçirmem ve birçok izlenim edinmemdi. Bugünlük yazımı biraz kısa tutacağım. Çünkü Lübnan - Arjantin maçını ilk periyodu dışında izlemedim. Salonda yaşanan teknik arızalar nedeniyle, salonda birçok kişi sıkıldı ve salondan dışarı çıktı. Bunların arasında ben de vardım. Dışarı çıkayım bir yemek yiyeyim derken döndüğümde maç bitmişti. Lübnan - Arjantin maçının skorunu ancak eve geldiğimde öğrendim : 82-89. O nedenle skora göre yorum yapmak istemiyorum. Sadece genel bir Arjantin toparlaması yapayım diyorum, önemli bir maç olan Türkiye - Arjantin maçı öncesinde. Arjantin'in de çok iyi bir takım havası var. Koç Sergio Hernandez dahil herkesin yüzü gülüyor. Takım her an için eğleniyor, şakalaşıyor. Hatta Fabricio Oberto ve Carlos Delfino, 24 saniye cihazının bozulması nedeniyle doğan arada 1'e 1 maç yaptı. Bakalım bu mutluluk ve eğlence havası yarın Türkiye önünde de devam edecek mi, ben rakiplerini küçümsedikleri için böyle davrandıklarını düşünüyorum.

Türkiye - Kanada maçında için ilk önce Kanada'yı değerlendirelim. Kuzey Amerika temsilcisi tam bir mahalle takımı görüntüsünde. Eğer hava yakalarsa, Arjantin'i de zorlarlar, İspanya'yı da. Ancak fark 15'e çıkarsa, Fildişi Sahilleri'nden bile 40 sayı yiyecek bir takım görüntüsünde Kanada. Maçtan çok çabuk kopabilecek bir takım kimyası var, bu da gerçekten çok olumsuz bir durum. Bireysel performanslarla bir yerlere gelmeleri çok zor, grup aşamasında çok zorlanacaklar kanımca.

Türkiye için yine diyecek çok bir şey yok. Olumsuz hava yaratmak istemem ama bu farklı galibiyetlerin Türkiye'yi bir arpa boyu ileri götürdüğüne inanmıyorum. Öncelikle daha tam olarak ne oynadığımız, ilk beşimizin ne olduğu belli değil. Bir gün Oğuz Savaş 30 dakika oynuyor, ertesi gün 5 dakika. Ömer Aşık bu takımın tercih edilecek ilk pivotu. Ömer'i ilk beş başlatarak takımlara ilk dakikadan darbeyi vurabiliriz. Ayrıca hücum ribaundlarında inanılmaz bir problem yaşıyoruz. Sahada Ömer Aşık ve Semih Erden'in olduğu bölümlerde bile bu sıkıntıyı yaşadık. Bir an önce bu sorun çözülmeli.

Herkes yarın ki Arjantin maçının önemli bir sınav olduğunu söylüyor. Doğrudur önemli bir maç Arjantin maçı ancak bizim eksiklerimizi görmemizi sağlar mı derseniz, soru işaretlerim var. Daha doğrusu Dünya Şampiyona'sının başlamasına 5 gün kala eksiklerimizi yeni göreceksek, bizim çok büyük problemlerimiz var demektir.

Ankara Arena İzlenimleri #2


Dünkü salon kapılarının geç açılma olayından sonra bugün Ankara Arena'ya biraz geç gittim. 17:00 gibi oradaydım ve ortalığın biraz derli toplu olduğunu gördüm. En azından artık traktörler ve kamyonlar çalışmıyordu salon çevresinde. Ancak hâlâ inşaat taşları ve kumları ortalığa saçılmış halde duruyordu. Sanırım tadilatlar ve inşaatlar Dünya Şampiyonası'nın başlamasına birkaç gün kala bitmiş olacak. 1-2 ay önceden tüm çalışmaları bitirsek olmaz, millet olarak her işi yumurta kapıya dayanınca yapıyoruz.

Salona girişte bugün problem yaşadım. Herkes turnikelerden takır takır geçerken, ben her geçişimde sorun yaşadım -ki bugün salona iki kere giriş yaptım. Bunun sebebi de kemerimdeki metal parçaydı. Yani demek istediğim güvenlik üst seviyede salonda. Taraftarlardan çok güvenlik görevlileri ve gönüllüler var. Ancak bir şeye yarıyorlar mı diye sorarsanız, kesinlikle hayır derim. Benim biletim pota arkasında, şu ana kadar 4 maçın 3'ünü biletimin olmadığı yerlerden izledim. Yani elimi kolumu sallaya sallaya istediğim koltuğa oturabiliyorum - ki her blok kapısında biletleri kontrol eden en az 2 kişi var. Ama gelin görün ki ayağınızı ön sıradaki koltuğa koyduğunuz an bir görevli kafanızda bitiyor ve sizi uyarıyor.

Ayrıca salonda yüksek desilbelde ses çıkaran alet kullanmak yasak. Bu yasağın uygulanışına canlı olarak şahit oldum. Yanımdaki seyirci, taraftar düdüğü diyebileceğimiz aleti çalarken özel güvenlikten sert bir uyarı geldi ve düdük elinden alındı. Bu karar tabii ki FIBA'nın kararı idi ama bu yasağın uygulanışı daha kibarca yapılabilirdi. Özel güvenlik yine sınıfta kaldı anlayacağınız.

Macar şov grubu Face Team'e dün değinmiştim. Bugün yine aynı şovlarını yaptılar. Kombine bilet alan yüzlerce kişi artık bu basit şovları izlemekten sıkıldı gerçekten. Hani şovlar üst seviyede olsa, her gün heyecanla izleyelim diyeceğim. Tramboline basarak yapılan smaçlar artık gösteri dünyasındaki yerini yavaş yavaş kaybediyor kanımca.

Taraftar hakkında da birkaç kelam etmek istiyorum. Hemen belirtelim ki, Ankara seyircisi yıl boyunca yüksek kalitede basketbol maçı çok az seyrediyor. Ankara'da ne Euroleague maçı var ne de adam gibi EuroCup. Türk Telekom'un da ligde başa oynamamasından dolayı salondaki taraftarların pek basketbol taraftarları olduğunu söyleyemem. En basit örnek olarak bir oyuncu serbest atış kullanırken "ooooo" sesini yapmak basketbolcuya olumlu etki yapmaz. Aksine onu heyecanlandırır ve üzerindeki baskıyı arttırır. Birçok seyirci bunun farkında bile olmadan, gaza gelmiş bir şekilde "ooooo" diyor, ne diyelim her şey zamanla oluşacak. Ayrıca salonda bir taraftar bütünlüğü yok. Herkes başına buyruk, bakıyorsunuz pota arkasından bir adam "kırmızı" diye bağırıyor. Ona karşılık 10 kişi beyaz diyor ve tezahürat bitiyor. Şahsen ben bu "kırmızı-beyaaz" olayına karşıyım. Takıma ve sahada oynanan oyuna hiçbir olumlu katkı yapmıyor. Bu eski alışkanlıklarımız yerine pozisyonlar üzerinden takıma destek versek ve hakemi etkilersek daha iyi taraftarlık yapmış oluruz bence.

Gelelim asıl konuya. Yeni yapılmış, her cihazı test edilmiş, sıfırdan kablolar ile kurulmuş olan teknik bir salon Ankara Arena, diye biliyordum. Ancak bugün gördüklerim beni şaşkınlığa uğrattı. Ulusal marşlar okunduktan sonra Lübnan - Arjantin başladı, başlamaz olaydı. Daha ilk iki dakika içerisinde 24 saniye cihazı gitti. Ha tamam oldu, hadi devam edelim derken 5 dakika içinde bir daha gitti. İlk periyot yarım yamalak tamamlandı ki, cihaz bu sefer tamamen gitti. Salondaki birçok kişi bu olaydan sıkıldı, salondan dışarı çıktı -ki bunların içinde biz de vardık. Arjantinli oyuncuların yüzlerinde "nereden geldik buraya yahu" gibi ifadeler vardı. Hatta Oberto ve Delfino işi dalgaya vurdu, ısınma sırasında 1'e 1 maç yaptı. 5 gün sonra Dünya Şampiyona'sı düzenleyecek bir salona bu durum hiç mi hiç yakışmadı.

Şimdilik Ankara Arena'dan aktaracaklarım bu kadar. Söz tekrar merkez stüdyolarımızda.

Pazar, Ağustos 22, 2010

Ankara Arena Parke İzlenimleri #1


Saat 15:00'de ulaştığım Ankara Arena'dan akşam 23:00'de ayrıldım. Yani tam tamına 8 saat boyunca yeni salonun içinde kaldım. Böyle olunca da izlenimlerimi ikiye ayırmak gerekiyor. Dünya Şampiyonası'nı düşününce bu sürenin daha da artacağını düşünürsek, böyle bir oluşuma gitmenin daha doğru olduğu kanısındayım.

İlk yazımızda beklentileri aşan ve hayal kırıklığı yaratan takımlar olarak iki ayrı grup şeklinde ekipleri değerlendirelim. İlk maç Kanada - Arjantin arasındaydı. Arjantinli oyuncular antremana gelseler, bu kadar rahat davranmazlardı. Hatta biz Arjantin otobüsünden inen takıma bakarken Luis Scola yoktu. Daha sonradan öğrendim ki Bay Scola özel arabayla salona ulaşmış. Rahatlık bu seviyede anlayacağınız. Güle oynaya sahaya çıkan Arjantin maçın ilk yarısında adeta duvara çarptı. Sert ve dirençli bir Kananda ile karşılaştılar -ki Yunanistan'dan 74 sayı fark yiyen Kanada'dan bunu beklemiyorlardı. Hafif asık suratlarla soyunma odasına giden Arjantin takımı ikinci yarıda gücünü gösterdi. Özellikle Luis Scola ve Carlos Delfino maça ağırlığını koydu. Ancak bu ağırlığa Kanada iyi bir karşılık verdi ve üçüncü çeyrekte üstünlüğü kaybetmedi. Son periyotta ise Carlos Delfino şov vardı. Koç Sergio Hernandez'in hazırladığı özel setler sonucunda, perdelerden çıkan Delfino boş üçlükleri soktu. 26 sayı atan Delfino maçın fark yaratan adamı oldu -ki bu performansının sinyallerini ısınırken veriyordu. Kanada açısından maçı irdelersek, beklentilerimin çok üstüne çıkan bir Kanada izledik diyebilirim. Joel Anthony ve Famutimi ile başlayan savunma dirençleri hücumlarına da yansıdı. Kendall, Kanada'nın en çok dikkat çeken oyuncusu oldu kanımca. 74 sayı fark yiyen bit takıma göre çok iyi toparlanmışlar. Yarın Lübnan karşısında açık ara favoriler.

Kanada ne kadar beklentilerimi aştıysa, Lübnan da o kadar beni hayal kırıklığına uğrattı. 3 devşirme oyuncusu ile Ankara'ya gelen Lübnan'ın başında koç olarak tanıdık bir isim vardı. Eski Banvit koçu Tab Baldwin adını duyunca Lübnan'dan çok umutlanmıştım. Ancak 2006'da Fransa'yı yenerek sükse yaratan Lübnan'dan bir adım öne gitmişler mi derseniz, şüpheyle yaklaşırım. Vroman ve Matt Freije dışında skora katkı yapan oyuncu sayı çok az. Hatta ilk yarıda sayı atan sadece 4 oyuncu vardı Lübnan cephesinde.

Türkiye'ye gelirsek, İran ile Lübnan maçı arasında ben pek bir fark göremedim. Hatta Adidas Cup ile Efes Pilsen World Cup arasında büyük bir fark göremedim. Yine maçlar kolaydan zora göre şekillendirilmiş ve takımların gücü neredeyse aynı seviyede. Lübnan maçı bizim için ölçü maçı olamaz, nitekim aynı örneği İran maçından sonra olanları açıkça görmüştük. Anlamadığım bir şekilde, içimde hissettiğim ancak yazıya dökemediğim sorunlarımız var. Bu sorunları çözmek benim değil, benchte oturan kalabalık teknik kadronun görevi.

Ankara Arena İzlenimleri #1


8 gün boyunca gideceğim Ankara Arena ile ilgili yeni bir yazı dizisine başlıyorum. 3 günü Efes Pilsen World Cup, 5 günü Dünya Basketbol Şampiyonası olmak üzere 8 kere ziyaret edeceğim Ankara Arena ile ilgili gördüğüm her şeyi sizlere aktarmaya çalışacağım. Bu aktarımı yaparken saha içi olaylara pek girmeyeceğim. Çünkü zaten siz televizyon vasıtasıyla parkenin üzerinde olan biteni görüyorsunuz. Az buçuk parkeye dokunup, yan faktörleri size göstermeye çalışacağım bu yazı dizisinde.

Öncelikle belirtelim ki, Ankara Arena'ya ulaşım çok kolay. Ulus gibi bir yerde bulunması, hem dolmuş hem metro hem de otobüs açısından olumlu etki yapmış. Özel arabanızla da kolaylıkla ulaşabileceğiniz, dev bir yapı Ankara Arena. Ancak eksiklikler bitmiş durumda değil. Keşke hâlâ yapılan inşaatların fotoğraflarını çekebilseydim. Ne şanssızlık ki telefonumun şarjı ansızın bitti. Yarın için ilk işim bu inşaat fotoğraflarını çekmek olacak. Salonun girişlerine kadar gelen traktörler, taraftarları toz, duman ve kum içinde bırakıyor. Umarım bu durum Dünya Şampiyonası'na kadar düzelir, düzelmelidir de.

Salona giriş için çok sıkı güvenlik önlemleri alınmış durumda. Ancak bu önlemleri alalım derken sanırım biraz ipin ucu kaçmış. 17.30'daki Kanada - Arjantin maçı için kapılar 17:05'te açıldı. Sıkı aramadan geçtikten sonra yeni yapılan müthiş salonumuzla kucaklaştık. Ancak salona girer girmez, bir Fiero furyası alıp gidiyor. Gıda markası olan bu Fiero, salon içinde tüm etkinlikleri satın almış durumda. İçeceklerden yemeğe her türlü şey salon içinde Fiero'dan soruluyor. Fiyatları sorarsanız, aman deyim. Basit bir salamlı sandviç 5 lira.

Diğer bir dikkatimi çeken nokta ise gönüllü kişiler. O kadar çok gönüllü var ki neredeyse seyircilerden fazla. Adım başı lacivert tişörtlü bir genç yardımcı olmak için sizleri bekliyor. Sanırım Efes Pilsen gönüllü işini biraz abartmış.

Şov ekibine de dil uzatmadan olmaz. Efes Pilsen kızları bir yana Macar Face Team bir yana açıkçası. Tamam 'Space Jam' şovu gerçekten çok iyiydi ama diğer gösterilerde göze batan bir çok hat yaptılar. Konuşma fırsatımın da olduğu ekibin bayan üyesi, çok eski bir grup olmadıklarını söyledi. Ben de onlara daha çok çalışmalarını öneriyorum.

Gelelim en önemli yere. Salondaki bir çok seyircinin de gıcık olduğu duruma. Anonsör olarak adlandırabileceğimiz kişi resmen beynimizi yedi bitirdi. Tam ismini bilmiyorum ama tanıdık bir yüz. Fenerbahçe ve Efes Pilsen için de çalışıyor. Adını çıkaramadım, kusura bakmayın. İşte o adam bugün öyle bir anosörlük yaptı ki, çileden çıkmamak mümkün değil. Örneğin; Lübnan'da iki oyuncu değişikliği oluyor. Bu değişikliği ilk önce İngilizce daha sonra Türkçe söyleyeyim derken neredeyse bir atak bitiyor. Zaten yüksek seste olan mikrofon, makineli tüfek gibi konuşan adam ile birleşince insanın çıldırası geliyor.

Şimdilik Ankara Arena'dan aktaracaklarım bu kadar. Söz tekrar merkez stüdyolarımızda.


  ©EmreCeSpor - Todos os direitos reservados.

Template by Dicas Blogger | Topo