.

Perşembe, Ağustos 12, 2010

Çağrı Erdoğan - Chao Grey Röportajı

Çağrı Erdoğan'ın blogu : http://chaogrey.blogspot.com/
Nam-ı değer Chao Grey Çağrı Erdoğan ile blogumuzun ilk röportajını yapmış bulunduk. Chao Grey ile hem futbola dair birçok şeyi konuşurken hem de kendisi ile ilgili birkaç kelam ettik. İşte Çağrı Erdoğan röportajı :

1 - Soru : Öncelikle blog yazarlığına nasıl başladığınızı soralım. Chao Grey olarak 22 ayda 1753 post girmişsiniz. Sizi blogger olmaya iten faktörler nelerdi ?

-Ekşi Sözlük'te rastladığım bir linkle (Aceto Balsamico) başladı blog okuma maceram, sonra "ben de yaparım yahu" deyince oturduk klavyenin başına. Başlarda tematik/foto blogu gibiydim
ama olaylara kendi penceremden bakmam, kendi cümlelerimi kullanmaya başlamam uzun
zaman almıştır sanırım, belki de hala bunları beceremiyorum, bilemem.

2- Soru: Chao Grey'i ilk kez duyanlar, bu ismi garipseyecektir. Sanırım Tekken oyunu ile bir alakası vardı. Size soralım, nedir bu ChaoGrey' in anlamı ? 

-Bir arkadaşım uydurmuş, Çağrı'nın Tekken/uzakdoğu karışımı versiyonuymuş. İsim hakkımı almam birkaç saniye sürdü öğrendikten sonra.

3- Soru : Galatasaray taraftarı olmanızın yanında Olimpique Lyon'a da sempatiniz var. Galatasaray'ı bir yana koyarak, neden Lyon ?

-Birkaç sebebi var. Real Madrid nefretim vardır mesela, onları Şampiyonlar Ligi'nde rezil etmeleri çok hoşuma gitti -bu sadece başlangıçtır- ama sonradan Juninho ve Lyon'un yerel ligden yeni yeni çıkıp Avrupa'yı sallamaya başlamasına hayran oldum. Daha sonraları bunu uzun süreli bir yapılanmayla başardıklarını öğrenince, fanatik oldum tam anlamıyla.

4- Soru : Lyon'un yanı sıra Fransa futboluna da ayrı bir ilginiz var. Ligue 1'e karşı olan bu ilgi nereden kaynaklanıyor ? 

-Ligue 1'in neden yerden yere vurulduğunu hiç anlayamadım açıkçası. Afrikalı/Amerikalı futbolcular için bence en önemli sıçrama tahtası, ambalaja bakarak değerlendirenlerin öne sürdüğü "az gol oluyor" iddiasına zıt bir şekilde zevkli-tempolu-teknik oyun oynanan bir lig. Lyon'un şampiyonluğa koyduğu ambargonun ardında insanlar hep "ligin/rekabetin kalitesizliği"ni aradılar ki kısmen haklıydılar ama Lyon'un hakkını da teslim etmek gerekti. Ligue 1'in gerilemesinde Lyon'un ne kadar payı varsa, gelişmesinde çok daha büyük payı vardır. Nitekim Fransız takımlarının eski yıllarına dönme sinyalleri verdiği (Avrupa kupalarında) aşikar, bunda da Lyon'un katkısı göz ardı edilemez. Dönüp dolaşıp konuyu Lyon'a getirdiğim için kusuruma bakmayın :)

5- Soru : Dönelim Galatasaray'a. Sizce Galatasaray'da başarısız olarak geçen sezonun ardından doğru hamleler yapılıyor mu ? Hem saha içinde oynanan futbol açısından hem de transfer politikasında izlenen mentalite açısından Galatasaray'ı nasıl değerlendiriyorsunuz ?

-Galatasaray'ın yaptığı Rijkaard hamlesi doğruydu, getirdiği oyuncular kaliteliydi, Arda'ya kaptanlığın verilmesi (her ne kadar "kaptanlığı istemeyen Florya'nın 5 kapısından birisinden çıkar gider" denilse de) doğruydu ama takımın başarılı olması için gerekli ortam oluşturulamadı. Kadro derinliğini niteliğine bakmadan yedek, kadro kalitesini oyun tarzına bakmadan isimli oyuncu almaktan, teknik heyete sabır göstermeyi bir sezondan ibaret gören, günü kurtarma politikasıyla hareket ettiğini göremeyip aksini iddia eden, kesinlikle üstüne vazife olmadığı halde teknik direktörün işine sürekli karışan bir yönetim var başımızda. İkinci seçimde kalmalarını istedim zira yaptıkları hamlelerin meyvelerini toplamayı hak ediyorlardı ama kredilerini kendileri bitirdiler. Lig başlıyor ortada transfer yok. Orta sahadaki üretkenlik kabızlığını görmek için Jonathan Wilson olmaya gerek yok ki. Oraya azcık mücadeleden kaçınmayan bir pasör almaktan aciz adamlar yarın suçu işi orta sahadan kanatlara pas dağıtmak olmayan Cana'ya atarlarsa, hiç şaşırmam. Geçen sezon Avrupa'da oynamayacak santrforu aldık, demek ki hedef lig dedik sineye çektik, Gio gibi potansiyelli bir genci aldılar sevindik, pahalı dediler gönderdiler ona da eyvallah dedik, biz Elano'ya ikinci şansı vermeye hazırken göndermeye çalışıyorlar hala eyvallah diyoruz ama artık kredilerinin kalmadığını biliyorlar sanırım. Şahsen benim derdim transfer falan değil, her sezon "bu adam olmadı, hemen yerine yenisi getirilsin" kafasındaki taraftarlar da midemi bulandırıyor. Ama şu kadronun başındaki adamın emrine, kafasındaki futbolu oynatmaya uygun oyuncular getirilmesi şart. Ha onu yapmayacaksan, bu adamı tutup oyuncuya göre oyun planı kurması istiyorsan kendini Aziz Yıldırım'dan farklı görmek için bir sebebin kalmamış demektir.

6- Soru : Frank Rijkaard Türkiye'deki ilk sezonunu geride bıraktı. Sizce Hollandalı antrenör, geçen yıldan farklı bir takım oluşturmak için doğru adımları atıyor mu ?

-Rijkaard ve ekibi bu süreçte suçu en az olan adamlardır bence, o suç da ligin ikinci yarısından itibaren kendi anlayışlarından ödün verip maçları kazanmaya yönelik düşünmeleridir. Ama bunu da anlayabiliyorum; şöyle ki, Rijkaard aksi iddia edilse de Türkiye'deki sistemin nasıl işlediğini gördü ve kendi sistemini yerleştirebilmek için öncelikle bu krediyi kazanması gerektiğini anladı. Ben onun buralara gelmesinde paradan çok daha büyük bir motivasyonu olduğunu düşünüyorum, aslında kendisi de söyledi bunu: "hafızalara kazınmak". Bu adam(lar) buralarda gerçekten bir şeyleri değiştirmek istiyor, tabii ki bu sırada paralarını da alacaklar, ama böyle bir fırsatı tepmememiz hayati önem taşıyor bence. Aynısı Zico için de geçerliydi, Tigana için de, Skibbe için de, Schuster için de geçerli. Bu noktada taraftarlara büyük görev düşüyor, ama tabii taraftarlardan da ümitli olmam imkansız. Henüz bir maça çıkmamış futbolcuyu havaalanında önce coşkuyla karşılayıp, birkaç ay sonra tribünden yuhlayabilen/silebilen bir taraftardan bahsediyoruz.

7- Soru : Arda Turan şu an için Türkiye'nin şüphesiz en büyük yıldızı. Peki siz Arda'nın son 1-2 yılda futbolunu bir üst kademeye taşıdığını düşünüyor musunuz ?

-Arda çıkışını yaptığı zamandan beri bir gelişim gösterdi fakat bunun -misal- Cristiano Ronaldo'nun Ferguson'un yönetimi altında geçirdiği değişimi düşününce lafı bile edilmez. Takımın bir numaralı yıldızı ve skor anlamında artık en güvenilen adamlarından, bir de kaptanı tabii ki ama fiziken gerekli gelişimi gösterememiş olmasının yanında yine de frikiklerini, bitiriciliğini ve vizyonunu belli bir ölçüde geliştirdi. Bu sezon da görüyoruz ki şutları da çok daha tehlikeli hale gelmiş. Ama yine de en çok geliştirmesi gereken özelliği, oyun zekası. Aslında bu alanda da çoğu takım arkadaşından/meslektaşından üst seviyede ama 4 kere çalım atmayı denemek yerine etrafına toplanan oyuncuların açtığı boşlukları çok daha hızlı görmeli artık, topu ayağında tutmamalı, basit oynamayı öğrenmeli vs. Ben şu fiziğiyle bile bir Premier Lig takımında birkaç ayda tempo kazandıktan sonra kolaylıkla oynayabileceğini düşünüyorum, La Liga ya da Serie A'da o tempoyu kazanması şart bile değil, tekniği fazlasıyla yeter ona. Bu arada şunu da belirteyim, kaç zamandır "bir an önce gitsin de oralarda izleyelim Arda'yı" diyen birisi olarak geçenlerde çıkan "Milan'a gidiyor" haberi beni çok korkuttu, inşallah hayalindeki takım olan Liverpool'dan başkasına gitmez. Lyon-Barça da olur tabii :)

8- Soru : Gelelim Spor Toto Süper Lig'e. Sezon öncesi şampiyonluk adayı gösterilen 5 takımın, antrenörlerinin hepsi futbolun içinden gelmiş, saygın kişiler. Genellikle üsluplarını bozmayan, örnek alınacak seviyede olan insanlar. Peki sizce bu durum Türkiye'deki futbol ortamına olumlu yönde katkı sağlar mı ? 

-Bursaspor uzun yıllar süren bir geyiği bitirdi, "Anadolu'dan şampiyon çıkarmazlar" geyiğini, bu yüzden bile büyük takdiri hak ediyorlar. Diğer takımların altyapı sorunlarını, istikrara inanmaları gerektiğini, profesyonellik eksikliklerini göz ardı etmeden bu sebebin arkasına sığınması mümkün değil artık. Ertuğrul Sağlam'ın geçen sezon takıma yaptığı en büyük katkı, kenetlenmeyi sağlamasıydı. Bu inançlarını kaybetmez, kadroyu da bozmazlarsa -ki birincisinden emin değilim ama ikincisi sağlanmış görünüyor- yarıştan kopmazlar. Ülke futbolu için yeni şampiyonluk adayları görmek güzel. Trabzonspor, Şenol Güneş'i artık can simidi olarak kullanmaktan vazgeçip tüm sorumluluğu ona vermeli, bir kulüp efsanesi olmasını istiyorlarsa. Onur Kıvrak gibi bir kaleci yetiştirmiş bu güzel adam kulübün futbolcu olarak en büyük efsanelerinden birisi zaten, teknik direktör olarak da öyle olmalı artık. Tabii bunun üç sezonda gerçekleşeceğini düşünüyorlarsa, şimdiden vazgeçsinler. Beşiktaş'ın Schuster hamlesi bizim Rijkaard hamlesine benziyor ama onların taraftarının daha bilinçli olduğuna eminim ben. Bizim yaptığımız gibi sabır yemini ettiler ama daha da önemlisi, iç sahada sağladıkları atmosfer avantajı, Schuster'in işini kolaylaştıracaktır, bizim geçen sezon iç sahada son dakikalarda yediğimiz golleri düşünürsek. Fenerbahçe ise Daum'u göndererek büyük hata yaptı zannımca, ama bence buna ses çıkarmayan, hatta ön ayak olan Aykut Kocaman'a sabır göstermeleri şart. Durum "Alex mi Kocaman mı"ya gelmemeli desek de boş, zira geldi bile, artık bir seçim yapılması gerekiyor. Bence Alex'in üzerinden sistem kurmayıp kendi oyun şablonunu yerleştirmeye çalışan hocanın tarafı seçilmelidir. Ama takımdaki sorunun taktik-teknik'ten çok zihinsel-fiziksel olduğu kesin. Andre Santos'un göbeği, Volkan'ın o kadar kurtarışı üzerine saçma bir gol yemesi bunun göstergesi. Takımı fiziksel olarak hazırlamakta geç kalmış gibi ama mental olarak hazırlamak için hala vakti var Aykut Kocaman'ın. Bu süreçte taraftarın ve yönetimin desteği hayati önem taşıyor tabii ki, her takımda olduğu gibi. 

9- Soru : Beşiktaş'a baktığımızda sükse yaratacak transferler yapıldı. Sizce yapılan bu transferler, Beşiktaş'ı hem Avrupa'da hem de Türkiye'de bir üst seviyeye taşır mı ?

-Beşiktaş'ın transferleri ve gençleri heyecan verici gerçekten. Necip, Rıdvan, İsmail, Quaresma, Guti, kulübedeki Schuster... Bunlar müthiş ama yönetim zihniyetinin taraftarları da bozmaya başladığı bir gerçek. Daha dün "yeter Demirören" diyenler transferlerin ardından "yetmez Demirören" diye bağırıyor -tabii ki diğerlerini tenzih ediyorum. Bu kadar güzel işin yanında Beşiktaş taraftarının asıl buna kafa yorması da şart bence.Benim içinde bulunduğum toplulukla en büyük sorunum bu oldu, Beşiktaşlıları da bu yüzden anlayabiliyorum. Taraftarın bir kısmında başgösteren bu tutum, genele yayılmazsa önceden dediğim gibi sahadaki futbolcunun da, kulübedeki hocanın da işi kolaylaşır ve takım birkaç sezonda bir üst seviyeye çıkar kolaylıkla. Bir arkadaş şöyle demişti; bence konuyu özetliyor: "Quaresma'yı oynatacak tek seyirci Beşiktaş seyircisi." Bu desteklerini kesmezlerse meyvelerini toplamak için 14 sene beklemeye ihtiyaçları yok bence. Hem daha 2 sezon önce şampiyon olan bir takım Beşiktaş, üstlerinde büyük baskı da yok. Her sezon şampiyonluk isteyeceklerse orası başka tabii.

10- Soru : Liverpool'a da ayrı bir sempati duyduğunuzu hissettim yazılarınızda. Sizce Roy Hodgson beklentileri karşılayabilir mi ? Hem kulübün satılması konusunda hem sahada oynanacak futbol hakkında görüşlerinizi alabilir miyim ? Kısacası Liverpool'un son durumu hakkında ne düşünüyorsunuz ?

-Liverpool'un son zamanlardaki bu kötü durumu beni kendisine fazlasıyla bağlamaya yetti. Amerikalı sahiplerin kulübün kanını her geçen sezon daha fazla emmesi, bu duruma karşı taraftarın takımına daha sıkı bağlanması, hocasına sahip çıkması beni büyüledi. Şu son kabus sezondan sonra da rüzgar bizim yönümüzde esmeye başlıyor gibi; Joe Cole geldi, Torres kalıyor, yeni doktorlar geldi, kulüp satılmanın eşiğinde, Aquilani fit durumda, N'Gog ve Kuyt forvet rotasyonunda eskiye göre daha çok katkı yapacaklarının sinyalini veriyorlar, Poulsen geldi, Jonjo, Pacheco, Wilson gibi gençler heyecan verici vs. Ama Mascherano gidecek gibi, bunun yanında Roy Hodgson'dan çok büyük bir beklentim yok açıkçası. Liverpool'a gelişi kariyerindeki en büyük iş olacak ve oyuncuların satışına ses çıkarmayarak benden eksi not aldı bile ilk etapta. Klasik tabirle büyük takım hocalığını kaldırabileceğini pek sanmıyorum ama inşallah haksız çıkarım. Her şeyden önce Liverpool eğer sakatlık belasını atlatırsa, şampiyonluk yarışına yeniden girmesi iki sezon alır. Yine de Hodgson'ın yerine O'Neill ya da Pellegrini'yi, hatta Jol'ü tercih ederdim.

11- Soru : Avrupa kupalarına döndüğümüzde, pek parlak bir tablo yok önümüzde. Siz hem oynanan eleme maçları hakkında hem de oynanacak eleme maçları hakkında ne düşünüyorsunuz ? Takımlarımızın Avrupa macerasını nasıl yorumlarsınız ?

-Galatasaray'ın deplasman galibiyeti geleneğini sürdürmesi şart. Beşiktaş'ın Guti-Quaresma ikilisinin tecrübeleriyle bir şeyler başarabileceğini düşünüyorum. Bursaspor gruptan çıkamasa da sıfır çekmemeli, en azından takıma iç sahada bir galibiyet yaşatmalı taraftarına, ya da taraftar takımına bir galibiyet hediye etmeli! Trabzonspor'un Liverpool karşısında şansı az ama iç saha avantajlarını kullanmaları hayati önem taşıyor. Fenerbahçe ise her şeyden önce kafayı toplayıp ön elemeyi geçmeye bakmalı.

12- Soru : Türk Milli takımı hakkında ne düşünüyorsunuz ? Guus Hiddink, Türkiye'de yeni bir ekol yaratabilir mi ? En azından yeni bir sistem yerleştirebilir mi ?


-Her şey sabırla olacak ama milli takım ekolünün oluşması için yerel lige de büyük görev düşer. İspanya milli takımı, Cruyff'un Barça felsefesinden besleniyorsa halen, Türk milli takımı bir zamanlar da  GS'den beslenmişti mesela. Bu bağlamda ligin yeni bir öncüye ihtiyacı var tabii ama Hiddink bundan faydalanamasa bile kriz yönetmeyi bilen tecrübeli bir isim, biraz zaman geçsin hele, etkisini hissettirecektir milli takım üzerinde. Daha kaç maç oldu, şimdiden "vay

13- Soru : Futbolun dışına çıkarsak, Çağrı Erdoğan kimdir ? Ne yapar ne eder bu Chao Grey ?

-Her soruya uzun cevaplar verebilirim ama bu soru iki cümle yazdırıyor ancak. Kendimi ancak bu kadar anlatabiliyorum, kusura bakmayın.

14- Soru : Müzik de sizin hayatınızda önemli bir yer kaplıyor. Amatör veya profesyonel olarak bir grupta çaldınız mı ? Ayrıca "Müzik ruhun gıdasıdır." sözüne katılır mısınız ?

-Müziği çok seviyorum ama müziksel bilgim çok zayıf, amatör olarak da bilgisayar karşısında ağzımla Comfortably Numb solosu atmaktan başka bir icraatim yok. Müzik de ruhun değil, zihnin gıdasıdır kanımca.

15- Soru : Son soru biraz klasik olacak ama idare edersiniz artık. Blog yazarları ve spor üzerine yazıp çizenler için ne gibi tavsiyelerde bulunmak istersiniz ?

-Diğerlerinden farkınız nedir, onu tespit edip üzerinde çalıştırmalı, onu geliştirmelisiniz. Fanatizmden kaçmamalı, holiganlığı eve sokmamalısınız. Selefinize saygı göstermeli, ona tapmamalısınız. Halefinize yardımdan kaçınmamalı, üzerinde etki yaptığınızı görünce kendinizi Tanrı sanmamalısınız. En önemlisi de tavsiye almaktan kaçınmamalısınız.

Çağrı Erdoğan'a bu keyifli röportaj için teşekkürlerimizi sunuyoruz.

1 Comentário:

Marsilya Ruleti dedi ki...

Chao internet ortamlarının kralı olmuşsun.kendine has üslubunla bunu hak ediyodun zaten kanx.Sincan City'den modifiyeli şahinin(911 gtr şahin) tebrik ediyorum seni brada brada bacaksız

  ©EmreCeSpor - Todos os direitos reservados.

Template by Dicas Blogger | Topo