.

Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Futbol etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Şubat 11, 2011

Modern Kulüp Orduspor

Anne tarafının Ordulu olmasından dolayı Orduspor'a yabancı olmayan hatta doğru hamleler karşısında sempati duyduğum bir kulüptür Karadeniz temsilcisi. Dedem küçüklüğümde beni Trabzonsporlu yapmaya çalışırdı, garipti. Çünkü dedem Ordu doğumlu ve Orduspor tribünlerinden gelme biriydi. Demek ki o bile Orduspor'dan ümidini kaybetmişti ki "Fenerli olacağına Trabzonsporlu olsun." diyordu. Ancak yıl oldu 2011, işler ve şartlar değişti. Değişenler listesinin başında da Orduspor geliyor. Eminim bugün dedemin kucağındaki 4 yaşındaki Emre olsam, Ordusporlu yapılmaya çalışılırdım.

11 Şubat itibariyle Orduspor Bank Asya 1.Lig'in lideri. Yıllardır play-off çevresinden debelenen, ya play-off'u son anda kaçıran ya da play-off mücadelesinde yüzü gülmeyen bir kulüp görünümündeydi Orduspor. Şadi Çolak'ın gol kralı olduğu, mor ve beyaz renklerin dalgalandığı 19 Eylül Stadyumu'nda taraftarın yüzü tam olarak bir türlü gülmedi. Hep bir tebessüm vardı ama ağızlar kulaklara varacak seviyede değildi.

2009 yılına kadar "Ağbi gel şu kulübü devral" sistemiyle işleyen Orduspor, son başkan Nedim Türkmen ile doğru hamleler yaptı. Modern ve çağdaş kulüp olma yolunda önemli adımlar attı. İsterseniz önemli bir Süper Lig takımı olma yolundaki Orduspor'un atılımlarını inceleyelim.

1. Orduspor Store :

Modern bir kulübün temel ekonomik kaynaklarından biri lisanslı ürünlerdir. 24 Eylül 2010 tarihinde açılan Orduspor, açıldığı andan itibaren büyük ilgi görmüştü. Bölge halkının takımı özlemesi, forma fiyatlarının 25 lira olması, takıma duyulan aidiyet duygusu Orduspor Store'un başarılı olmasını sağlayacak başlıca nedenler. Orduspor Store Karadeniz gibi futbola aşık bir bölgede düzenli ve sağlam bir marka haline gelirse kulübe maddi açıdan çok şey kazandıracağı kesin.

2. Orduspor Taraftar Kart :

Bu uygulamanın en önemli etkisini Fenerbahçe'de görmüştük. 100.yılda satılan 100 bini aşkın taraftar kart hem kulübe hem de kart sahiplerine önemli faydalar sağlamıştı. Ordu gibi nüfusu 1 milyonu aşkın bir şehir için gayet mantıklı bir uygulama taraftar kart. Salı günü satışa çıkacak kart ile gerekli bilgiye bu ve bu adresten ulaşabilirsiniz.

3. Orduspor Dergisi :

Nedim Türkmen'in başkan seçilmesi ile birlikte yapılan hamlelerden biri de Orduspor Dergisi'ydi. Bir yılı aşkın süre önce yayına başlayan dergi kendi 'seviyesinde' kaliteli sayılır. Dergilere ve dergilerle ilgili bilgiye ulaşmak için bu adresi kullanabilirsiniz.

4. Mor Göden Kampanyası :

"Göden" kelimesi anne tarafından dolayı yabancı gelmiyor bana. Ordu'ya gittiğimde mutlaka bu hayvanı görüp, bu kelimeyi duyarım. Göden diye tabir edilen hayvan bildiğimiz kurbağadır, yöresel kullanım işte. Ancak Orduspor bu yöresel kullanımı çok daha yararlı bir projede kullanmayı hedefliyor. Mor Göden kampanyası tribünlerdeki küfürlü tezahüratları engellemeyi amaçlıyor. Sloganı ise;
Bundan sonra maçlara yengeniz Gödengül ile birlikte gidicez. Aman hacı, kötü tezahürat küfür müfür olmasın artık.
Kampanyanın üç afişine ulaşmak için buradan buyurun.

5. Sosyal Ağlarda Orduspor :

Halka ve taraftara açılmak günümüz futbol kulüplerinin en önemli görevlerinden biri. Orduspor buna kaliteli bir biçimde gerçekleştirmiş nadir Bank Asya 1.Lig takımlarından. Orduspor Twitter'da nerede derseniz burada, Facebook'ta nerede derseniz burada vesselam.

6. Fiorentina ile İşbirliği :

İtalyanın mor menekşesi AC Fiorentina ve Türkiye’nin mor menekşesi Orduspor Kulübü önemli bir işbirliğine imza atıyor.
Çarşamba günü Floransa’ya gidecek olan Orduspor Kulübü Başkanı Dr. Nedim Türkmenve Projeyi gerçekleştiren Başkan danışmanı Necmettin Çelikhan, AC Fioretina CEO’su Sandro Mencucci ve Sportif Direktör Pantaleo Corvino  ile buluşup beraber hem AC Fiorentina & Inter Milan maçını seyredecek hem de işbirliğinin imzalarını atacaklar. Anlaşmanın içeriğinde;A takımların sezon başı açılış maçını İstanbul’da yapmaları. AC Fiorentina A takım oyuncularının kiralık satın alma opsiyonu ile  Orduspor’a verilmesi. Altyapı teknik adamlarının bilgi alışverişi. AC Fiorentina’nın oyuncu izleme ve transfer politikalarını aktarması. Orduspor altyapı sporcularının AC Fiorentina kulübünde eğitim alması. Her iki takım ürünlerinin taraftar mağazalarında satışa sunulması. İşbirliği için özel ürünler üretilmesi ve satışa sunulması. İşbirliğinden doğacak gelirin belirli bir kısmının hayır kurumlarına bağışlanması konularını içeriyor 1926 yılında kurulan AC Fiorentina maçlarını 47.000 kapasiteli Artemio Franchi stadyumunda oynamaktadır, AC Fiorentina 2 defa Serie A, 6 defa İtalyan kupasını, 1 defa İtalya Süper Kupa ve 1 defa da UEFA Kupası şampiyonlukları elde etti. Sezona Süper lig hedefi ile başlayan Orduspor, sportif anlamda Bank Asya 1. liginde lider konumunu sürdürürken aynı zamanda yaptığı işbirliği ile Spor Toto Süper Lige idari ve vizyonelanlamda da hazır olduğunu gösteriyor.

Aslında yazıyı yazma amacım bu işbirliği anlaşmasıydı. Ancak yazmış iken bütün adımları yazalım dedim, hem de diğer faaliyetlerin okunabilmesi için bu maddeyi sona sakladım. Nice mutlu ve umut dolu yıllara Orduspor.

Salı, Ocak 25, 2011

Kısır Takım Kartalspor


Bank Asya 1. Lig takımlarından Kartalspor tarihinin en kısır dönemini geçiriyor. 62 yıllık geçmişe sahip köklü kulüp bu sezon ligde sadece 4 gol atabilmiş durumda. Evet, yanlış duymadınız 16 haftalık koca periyotta 4 gol atabildi Kartalspor. İlginç olan diğer bir durum ise Kartalspor'un attığı bu 4 golün üçünü aynı maça sığdırmış olması. Ligin 5.hafta mücadelesinde Diyarbakırspor deplasmanında 3-2 galip gelmeyi başarabilmiş İstanbul temsilcisi.

Ligde oynadığı 16 maçın 9'unda berabere kalan Kartalspor, 8 maçı 0-0 tamamladı. 10 haftadır gol orucunda olan takım en son Denizlispor karşısında sahadan beraberlikle ayrılırken gol atmayı başarabilmişti. Forvet bölgesindeki sorunlarıyla rekor kıran Kartalspor bir de pozitif özelliği ile dikkat çekiyor. Anadolu yakası temsilcisi ligin Samsunspor ile birlikte en az gol yiyen (12 gol) takımı konumunda.

Ancak katı savunma anlayışı ile gol yememeleri onları şu an için kümede tutacak gibi gözükmüyor. Ankaraspor'un hükmen bir alt lige düştüğünü düşünürsek, Kartalspor sadece bu sezon yendiği tek takım olan Diyabakırsporu altına alabilmiş durumda. Takımın yeni antrenörü Engin Korukır ise ikinci yarıdan umutlu. Eski antrenör Ergün Penbe'nin anlayışına zıt olarak asla savunma takımı olmayacakları belirtmiş resmi sitedeki röportajında. Sanırım Engin Korukır zorlu maratonda bir İkinci Lig efsanesi olan eski gol kralı Şadi Çolak'a güveniyor. Şadi'nin Orduspor günlerine flashback yapması lazım, şayet ligde 1 golü bulunuyor.

Pazar, Ocak 09, 2011

Total Futbolun Kurucusu : Jack Reynolds

Çoğu kişi için Jack Reynolds ismi bir anlam ifade etmez. Etmemesi daha doğru olanıdır aslında. Çünkü Reynolds 1881 yılında doğmuş, tarihin ilk futbolcu-menajerlerinden. Ancak musevi asıllı İngiliz'i meslektaşlarından ayıran bir özelliği var. Biz bunu iki kelime ile söyleyelim; total futbol.

Her futbolseverin tuttuğu takımda görmek istediği oyun stilidir total futbol. Genellikle 4-3-3 sistemine dayanan, herkesin her yerde oynadığı ve hücumu temel amacı olarak gören taktik anlayış olarak açıklayabiliriz bu ünlü sistemi. Tabii nerede total futbol sözcüğü geçerse geçsin hemen ardından kafalarda turuncu renk yanıp söner ve Hollanda akla gelir. Portakallar evrensel anlamda total futbolla özleşmiştir. Doğru; total futbolu ilk oynayan ve en iyi oynayanlar Hollandalılardır. Fakat bu anlayışı ilk bulan kişi bir Hollandalı değil, yukarı ki satırlarda yazdığımız musevi asıllı bir İngiliz'dir. Adı Jack Reynolds'tır.

Futbolun beşiğinde futbola başlayan Reynolds sahada takımın beyni gibidir. Bu özelliği ile Britanya'da adını kısa zamanda duyurmuştur ve zamanının en iyi takımlarında oynamıştır. Bunlar arasında Manchester City, Burton United, Grimsby Town, Sheiffield Wednesday ve Watford gibi ünlü ve iyi takımlar vardır. Ancak Jack Reynolds hem zamanının şartlarından dolayı hem de 30 yaşına gelmesinden dolayı 1911 yılında futbolu bırakır. İyi ki de bırakır. Futbol tarihinin en ihtişamlı sistemini oynatmak için Kıt'a Avrupa'sına doğru yola koyulur. İlk durağı İsviçre'nin St. Gallen takımdır. St. Gallen ile 2 yerel lig şampiyonluğu yaşar ve Almanya'nın yolunu tutar. Fakat yanlış zamanda Almanya Milli takımının başına geçer. Çünkü I. Dünya Savaş'ı patlak vermiştir. Reynolds'a yine yol gözükmüştür, bu sefer durak Hollanda'dır.

Ajax tarafından Hollanda'ya davet edilen Jack Reynolds kafasındaki sistemi bu kasaba takımına uygulayacaktır. Kısa zamanda meyvesini verir bizim bebek total futbol. Reynolds yönetimindeki Ajax, Eredivisie'de 20 yılda 8 şampiyonluk kazanır. Bu süreçte kazandığı şampiyonlukların yanı sıra kendi mentalitesini oyuncularına aktarır. Bu anlayışı benimseyenlerden biri de Rinus Michels'tir.

Rinus Michels ismi birçok kişi tarafından bilinecektir. Hollandalı futbolcu-menajer, 1970'li yıllarda dünyaya total futbolu gösteren, sevdiren, izleten teknik adamdır. Uluslararası anlamda ilk olarak total futbolu Rinus Michels'in öğrencileri oynamıştır, ya da diğer bir anlamda Jack Reynolds'ın öğrencileri. 1970'li yıllarda fırtına gibi esen total futbol mucizesinin baş uygulayıcısı Johan Cruyff da aynen Rinus Michels gibi antrenörünü örnek almıştır ve bu felsefenin devamını sağlamıştır.

Futbol bağları anlamında; Jack Reynolds'ın torunu Johan Cruyff 1990'lı yıllarda Barcelona efsanesinin temellerini atmıştır. Önce kendisi sonra Van Gaal, daha sonra Frank Rijkaard ve şimdi Cruyff'un öğrencisi Pep Guardiola. İşte herkesin ağzında bir sakız gibi dolaşan total futbolun kısaca hikayesi budur. 1900'lü yılların başından itibaren antrenör-futbolcu ilişkisi ile günümüze kadar gelen bir futbol mentalitesi.

Perşembe, Aralık 30, 2010

Futbolu Bırakmasına Üzüleceğim 5 Futbolcu

Çarşamba, Aralık 29, 2010

Gereksiz Topçu Yolunda Gerek

Futbol stilini ve zekasını hiç mi hiç beğenmediğim Gökhan Ünal İstanbul Büyükşehir Belediye'ye kiralandı. Ayak bağlarının birinden kurtulduk en azından.

Pazar, Aralık 05, 2010

2022 Katar

1971 yılında bağımsızlığını ilan etmiş bir ülke Katar. Resmi devlet olmadan önce kabilelerin ayrık olarak yaşadığı bir bölge olan Orta Doğu'nun küçük ülkesi Katar, zengin ekonomisini tahmin edebileceğiniz üzere petrol ve diğer yer altı madenlerine borçlu. Dünyanın en çok petrol kaynağına sahip olan ülkesi olan Katar ayrıca kadın/erkek oranının en yüksek olduğu ülke olarak da dikkat çekiyor. Yaklaşık her bir kadına 310 erkek düşüyor bu küçük ülkede.

Tabii erkek nüfusunun bu kadar baskın bir ülkede futbol seviyesinin yüksek olmasını bekleyebiliriz. Ancak durum hiç de öyle değil, Katar FIFA sıralamasında 113. sırada yer alıyor. Halk da yöneticiler de ülkeden futbolcu çıkmayacağını anlamış olacak ki artık organizasyon düzenleme işine girmişler. Madem futbolu beceremiyoruz, organizasyon düzenlemeyi en iyi şekilde yapalım demiş olacaklar ki 2022 Dünya Kupası ev sahipliği için mükemmel hazırlanmışlar. Dolayısıyla bileklerinin haklarıyla 2022 Dünya Kupası ev sahipliğini Asyalı dostlarının ve Amerika'nın elinden aldılar.

Katar'ın ev sahipliği yolundaki en büyük destekçisi Zinedine Zidane olmuştu.
Sepp Blatter final oylaması sonucu zarftan "Qatar"ı çıkardı.
Emir Sheikh Hamad Bin Khalifa Al Thani'nin oylamayı kazandıktan sonra yüzünden oluşan sevinç.

***

Katar'ın farklı aşiretlerin birleşimi sonucu bir devlet haline geldiğini yukarıdaki satırlarda yazmıştık. İşte bu durum stat yer ve isimlerine de yansımış. 7 ayrı Emir'in yedi tane kendi adında stadı yapılacak 2022'e kadar. Sanırım herkes kendi stadının yapımını üstlenecek.
Al - Shamal Stadyumu.
45,120 kişilik olağanüstü stat denize sıfır olması ile göz kamaştırıyor. Stadyuma express tren, taksi ve metro ile ulaşılabiliyor.

Al Wakrah Stadyumu.
45,120 kapasitesinin yanında büyük bir spor komplesi Al Wakrah. 365 gün kullanıma açık spa ve spor merkezleri taraftarların ilgisini toplayacaktır.

Al Khor Stadyumu.
45,330 kişilik kapasitesine rağmen benim dış görünüş olarak en beğendiğim stadyum Al Khor.  Stadın mimari yapısı tek kelime ile harika.

The Umm Slal Stadyumu.
Net 45,000 kişilik kapasitesinin yanı sıra altın sarısı rengiyle altın küpünü andıran stadyumu la Bombonera'nın modern haline benzettim açıkçası.

Qatar University Stadyumu.
43,520 kişilik kapasiteye sahip stadyum ulaşımı en kolay stad olarak dikkat çekiyor.

Sports City Stadyumu.
Stadın kapasitesi 30,130. Stadın dışına dair bilgiler veriliyor şuan ancak stadın dış görüntüsü bile yeterli görünüyor.
Al - Rayyan Stadyumu.
44,740 kişilik kapasitesinden çok stat dışı atraksiyonlarıyla dikkat çekiyor Al - Rayyan. Stat içinde olan biteni yansıtan dev plazmalar stadın etrafını saracak.

Al - Gharafa Stadyumu.
44,740 kişilik stat, Al - Gharafa emirliğine bağlı olacak.
The Doha Port Stadyumu.
89, 069 kişilik kapasite ile yapılacak stadyumlar arasındaki en büyük stat. Tabii stadın başkent Doha'da ve bir ada üzerinde yapılacak olması tüm dikkatleri üzerine topluyor.

***

Fakat siz şimdilik 2022 Katar'ı falan bırakın, önümüzde 2014 Brezilya var. Bir futbol ülkesinde dünya kupasının keyfini yaşadıktan sonra döneriz artık 2018 Rusya'ya, 2022 Katar'a.

Cuma, Kasım 26, 2010

George Best

Adı Belfast'taki iki havaalanından birine verilmiş olan efsane.
25 Kasım 2005 günü gözlerini yummuştu futbol tarihinin en yetenekli futbolcularından George Best. Hayatının üç aşkından biri olan alkol onu 59 yaşında diğer dünyaya alıp götürmüştü. Ancak futbol Best'in efsane olması için yeterliydi. Çünkü Best futbolu adına yakışacak düzeyde oynardı.

George Best'in hayatının bir diğer anlamı ise kadınlardı. Rakip takımların maçlarından çok güzellik yarışmalarını takip ederdi diye bir söylenti var, ne kadarı doğru bilemiyorum. Britanya'da nerede güzel, genç ve tasdikli bir kadın orada Best vardı.

Best belki futbol hayatı boyunca bir müze dolusu kupa kazanmadı ancak futbol tarihinde çığır açtı. Rahatlığı ve doğallığı yansıttı yeşil sahaya. Alkolik olarak maça çıkması belki tarihin en güzel gollerini görmemizi engelledi ama felsefesi her zaman aklımızın köşesinde oldu.

5. ölüm gününü saygıyla anıyoruz Kuzey İrlandalı...

*Ayrıca Klasik Futbol Blog'un George Best yazısı önerilir.

Pazar, Kasım 14, 2010

Kadıköy'de Kapanan Gözler


3 hafta önce Frank Rijkaard gönderilmiş, sihirli değneğiyle Gheorghe Hagi Romanya semalarından bir kez daha İstanbul'a gelmişti. Galatasaray'ın 'help' butonundaki üç isimden biri olan Hagi, ilk maçında antrenör değiştiren takımların ekstra motivasyonu ve Fenerbahçe'nin kötü futbolundan yararlanmış, Kadıköy'de galibiyeti kaçıran taraf olmuştu.

0-0'lık sonuç haftalardır azap çeken Galatasaray taraftarının gözünü boyamak için yeterliydi. Kadıköy'de gelen beraberlik Adnan'ların da zaman kazanmasını sağladı. Ancak sonraki haftalarda oynanan futbol ile Galatasaray'da hiçbir şeyin değişmediği apaçık gözüküyordu. İlk önce Trabzonspor mağlubiyeti ve bugün Manisaspor mağlubiyeti. İki maçta da gol atamadı Galatasaray ve an itibariyle ligde eksi averaja düştü. Önümüzdeki periyotta da averaj takımı olması muhtemel bir Galatasaray var.

Peki sorun neydi Galatasaray'da ? Futbolcular mı ? Sezon başından beri araba alım-satım işi gibi sürüp giden transferler yanlış virajda son buldu. Yanlış ve gereksiz oyuncular elde kalırken, belki de yararlı olabilecekler takımdan gönderildi. Antrenör müydü problem ? Al sana Barça'nın hocasını getirdik dediler, sonra zorla istifa ettirdiler. Bizim çocuğumuz deyip Hagi'yi getirdiler, takım daha da beter oldu. Futbolcular değil, antrenör değil e peki kimlerdeydi sorun ?

Mesele kişiler değildi, sistemdi sistem. Yönetim ve idaredeki mantıktı yanlış olan. Bugün Adnan gider Mennan gelir önemli değil. Aynı mantıkta ise yönetimdekiler o zaman hiçbir şey değişmez. Gözleri Kadıköy'de kapanan gerçek Galatasaraylılar bir an önce uyanmalı ve kulübü bu zor günlerinden kurtaracak adımı atmalıdır.

Pazar, Ekim 24, 2010

Bu Sefer Bozulur Mu ?


Son 5 yılda Kadıköy'de oynanan Fenerbahçe - Galatasaray derbileri öncesinde devamlı aklıma gelir oldu şu cümle; bu sefer bozulur mu totem ? Evet, 5 yıldır hep aynı tedirginlikle başladığımız maçlar zafer sarhoşluğu ile sonuçlanıyordu. Adettendir diyerek yine aynı tedirginlik var maça 6 saat kala.

Ayrıca Türkiye'nin ve dünyanın yazısız kanunu gibidir, teknik direktörünü değiştiren takımlar ilk maçlarında başarılı olurlar. Eski Kadıköy mağduru Hagi'nin Galatasaray'ı bu sefer başarabilecek mi, yoksa geleneksel terbiye 11. yaşına mı basacak. Heyecan ve merak içinde bekliyoruz dünya derbisini.

Pazartesi, Ekim 18, 2010

Tipik Ziya Doğan Takımı












Ziya Doğan Anadolu'nun müzmin gezici antrenörlerindendir. Bir sezon içerisinde kendisini üç farklı takımda görmemiz mümkündür. Ancak hangi takımda görürsek görelim değişmeyen bir şey var Ziya Doğan'da. Asla ve asla değişmez bu ilke; anti-futbol.

Yıllardır bilimum Anadolu takımında yoldaşı Ayman Abdelaziz ile uyguladığı mentaliteyi bu sezon da Iraklı Basem Abbas ile uyguluyor Ziya Paşa. Rakibe vur, yere düşür, gözünü korkut, hatta uzun süreli sakatla. İşte Ziya Doğan'ın müthiş taktiği bu. Nasıl olsa kendi takımında tekniğe dayalı oynayan futbolcu yok, önüne geleni biç sahada. Sonra da gel anlat insanlara Alex'in yedeği var mı diye.

Evet vardı Alex'in yedeği, Özer Hurmacı. Ancak Ziya Doğan'ın jokeri Basem Abbas izin vermedi Özer'in Fenerbahçe'nin ve Türk futbolunun yeni umudu olmasına. Daha maçın başında girdi ayağına, kırdı daha önce de kırılan sol ayak tarak kemiğini. Bakalım ne kadar sürecek bu garip ve çirkin mentalite. Ziya Doğan ölünce mi ? Yoksa artık biri buna dur deyince mi ?

Cumartesi, Ekim 16, 2010

Nuri Şahin Rulez


Dün akşam oynanan Dortmund - Köln maçının 89. dakikasındayız. Köln'ün yıldızı Podolski Nuri'ye arkadan sert bir hareket yapıyor. Maç içerisindeki kazanma isteği ve hırs ile Nuri bu harekete çok kızıyor ve Podolski'nin üzerine yürüyor. Alman forvet de aynı sertlikte cevap veriyor bu tepkiye. Daha sonra bu ikili arasında sözlü tartışmalar oluyor. Olay dönüp dolaşıp geçen hafta oynanan Almanya - Türkiye maçının skoruna geliyor. Podolski Nuri'ye 3-0 yaparak milli maçı anımsatıyor.

Neyse faul kullanılıyor, maç devam ediyor. Sağ kanattan gelişen atakta ceza sahasının içerisinde top Nuri Şahin'in ayağına geliyor. Aslında Nuri topa kötü vuruyor ancak meşin yuvarlak rakibe çarpıyor ve havalanıyor. Sonrasında top kale çizgisini geçiyor 90+1'de. Tahmin edebileceğiniz gibi Nuri Şahin gol sonrasında santra noktasında yıkılmış olan Lucas Podolski'ye doğru koşuyor ve müthiş bir kapak yapıyor. Maçı Dortmund 2-1 kazanıyor, sarı siyahlılar çılgınca seviniyor. Maç sonunda ise Polonya asıllı futbolcu Nuri'den yaptığı hareketten dolayı özür diliyor ancak bu olay unutulmazlar arasına giriyor bile.

Olayın videosu için buraya göz atabilirsiniz.

Cumartesi, Ekim 09, 2010

Vatan Haini Özil !?

 
Berlin'de oynanacak Almanya - Türkiye maçı öncesinde takımlardan çok Mesut Özil konuşuluyordu. Mesut baskıyı kaldırabilecek mi ? Gol atarsa sevinecek mi ? gibi sorular özellikle Türk medyasında en çok konuşulan konular olmuştu. 

Böyle bir ortamda başlayan maçta gelin görün ki Mesut Özil Almanya'nın ikinci golünü attı. Türk-Alman birçok kişi gol sonrasında Mesut'un ne yapacağına odaklanmıştı. Mesut da mantıklı davranarak ve geleceği düşünerek ( Türkiye'de oynanacak Türkiye - Almanya maçı ) attığı gole sevinmedi. Daha önce Hakan Yakın ve Eren Derdiyok'un da yaptığı gibi kendi adına doğru olanı yaptı genç futbolcu. Güzel futbolunun yanında hiçbir tahrik içeren harekette bulunmamasına rağmen bazı çevrelerce maç sonrasında vatan haini olarak ilan edildi. Ancak normaldi bu, 3-0'lık Almanya yenilgisinin yanında Mesut'un da gol atması can evinden vurmuştu bizleri. Çünkü biz Türkler duygusal biz milletiz, kaldıramayız aynı anda iki ulusal yenilgiyi.

Çarşamba, Ekim 06, 2010

Bilica Out Yobo In


Afrikalı futbolcuların ön plana çıkan en önemli özellikleri çalışkanlık, sürat ve fiziki güç olarak gösterilebilir. Tabii bunların yanında mücadele ve hırs gibi iki temel özelliği de bir arada bulunduran bir Afrikalı futbolcu bulmuşsanız, asla fırsatı kaçırmamalısınız. Hele ki tüm bu özellikler bir defans oyuncusunda toplandıysa, o futbolcuyu transfer etmek için elinizi çabuk tutmanızda fayda var.

Uche'den beri sever Fenerbahçe taraftarı Afrikalı futbolcuları. Jay Jay Okocha'lar, Mosheu'lar, Stephen Appiah'lar hafızalarda taze olan diğer kara kıtanın futbolcuları. Transfer döneminin son hamlesi Yobo, şu ana kadar saha içerisinde çizdiği sağlam profil ile bu futbolcu kervanının yeni halkası olabilir. Sert, mücadeleci ve süratli görüntüsüyle Nijeryalı defans oyuncusu, sarı-lacivertli takımı büyük bir yükten ve acıdan kurtarabilir. Sahada ne zaman ne yapacağı belli olmayan Bilica'nın yerine bu tipte bir stoperin kadroda olması takıma ilaç gibi geldi. Umarım ilerleyen dönemlerde Bilica'nın pabucu dama atılır ve o pabuç bir daha damdan alınmaz.

Çarşamba, Eylül 15, 2010

Feyk Ulan Feyk Yani Sahte

Togo Spor Bakanı Christophe Tchao, maça çıkan takımın sahte olduğunu açıkladı.

8 Eylül akşamı Şükrü Saraçoğlu Stadı'nda Türkiye - Belçika maçının öncesinde dünyayı sarsacak ilginç bir olay gerçekleşti. 2011 Afrika Uluslar Kupası öncesinde hazırlık maçına çıkan Togo ile Asya Şampiyonasına hazırlanan Bahreyn, başkent Manamah'ta karşılaştı.

Son Asya Şampiyonası'nda başarı yakalamayan Bahreyn, yeni bir yapılanmaya gitmişti. Togo ise karmaşanın tam içindeydi. Son Afrika Uluslar Kupası'nda silahlı saldırıya uğramış bir ekipti Togo. Yani iyi ve hazır olan taraf Bahreyn, çalkantılar içinde olan taraf ise Togo'ydu. Dolayısıyla da maçın favorisi ev sahibi Asya temsilcisiydi.

Maç sonunda skor tabelasında yazan sonuç 3-0'dı. Bahreyn beklentileri karşılamış ve maçtan farklı galip ayrılmıştı. Bahreyn tarafı mutluydu ancak bir taraftan da şüpheliydi. Çünkü karşılarında çok zayıf bir Togo takımı vardı(mış). Bir gün sonra ise Togo Futbol Federasyonu'ndan beklenen açıklama geldi. "Manamah'ta oynayan Togo takımı, bizim federasyonumuza bağlı Togo Milli takımı değildir." denildi. Yani ortada tam bir karmaşa vardı ve bazı oyunların döndüğü ortaya çıktı.

Bahreyn Federasyonu ise gerçek Togo takımı ile maç yaptığını savunsa da, Togo takımında Avrupa'da oynayan hiçbir tanınmış futbolcunun olmaması "sahte" durumu destekliyordu. Ancak Bahreyn, uzun bir süredir çalıştığı menajere güveniyordu ve menajerden açıklama istedi. Dün bu açıklama geldi ve Manamah'ta sahaya çıkan takım feykti.

Türkiye, Belçika önünde zor anlar yaşarken, Bahreyn sahte bir sevinç yaşıyordu. Bir nevi "2-2" vakası yaşanmıştı Arap Yarımadasında. Gerçek Togo takımına ezici üstünlük sağladıklarını düşünürken, belki de Togolu olmayan futbolculardan kurulu bir takımı fark attıklarını öğrenince sevinçleri kursaklarında kaldı Bahreynli kardeşlerimizin. İşte futbol böyle bir şey.

Çarşamba, Eylül 08, 2010

Fenerbahçe & Dia


Fenerbahçe'deki yeni dönem ve Issiar Dia hakkında daha önce burada birkaç kelam etmiştik. Şimdi işin biraz teknik-taktik kısmına girelim. Fenerbahçe'nin saha içinde dizilişine ve Issiar Dia'nın bu kadro içindeki yerine değinelim.

Fenerbahçe bildiğiniz üzere ilk önce Young Boys'a ardında Paok'a elenerek Avrupa kupalarındaki macerasına Eylül ayını göremeden veda etmişti. Avrupa kupalarının da olmadığını düşünürsek kadroda yabancılara ilk önce göz atmak gerekir.  Daniel Güiza'nın gönderilemeyip üstüne Joseph Yobo da alınınca yabancı sayısı 10 olmuştu. Bu saatten sonra "Üç kulvarda mücadele ediyoruz, geniş kadro lazım." sözü laf-ı güzaftan öteye gitmiyor. Koca bir sezonda oynanacak 34 lig maçı -ki 3'ü geride kaldı ve bence gereksiz olan Türkiye Kupası maçları var. Zaten bilmem kaç yıldır alınamayan kupaya da fazla kafa yormamak gerek. Peki oynanacak 31 maç ve sonunda kazanılacak yerel lig şampiyonluğu için 10 yabancı gerekli miydi ? Tabii ki bu kadro bir senelik kadro değil ancak takımdaki yabancı futbolcuların çoğu 1 senelik. Alex, Yobo, Güiza, Bilica.

Gidecek-kalacak yabancılar derken Aykut Kocaman'ın bu sezon için transfer ettiği futbolculardan birine de göz atmak gerekir. Adı Issiar Dia. 23 yaşında bir futbolcu. İlk olarak Young Boys ile Kadıköy'de oynanan maçta izleme şansımız olmuştu Senegalli futbolcuyu. O maçta sakatlandı ve bir süre geri plana çekildi. Bu süre takım içi dengeler için önemli süreçti. Takımda geç ve yavaş yavaş oturan sistemin içinde yer bulması gereken zamanda sakatlanmıştı Dia. Bilica ve Güiza'nın yabancı kontenjanına bağlı olarak ilk 11'in dışında kalacağını düşünürsek, iki futbolcunun daha kadro dışında kalması gerekiyordu. Bu isimlerden biri de henüz takıma uyum sağlayamayan Dia olacak gibi gözüküyor.

Ancak diyeceğim şudur ki madem hedefler kısa değil uzun vadeli, yıl genelinde sahada sezon sonu sözleşmesi bitecek Alex'ten çok 23 yaşında ve gelecek vaat eden Dia'yı görmek istiyorum. Yan ve geri pas yapmaktan başka bir şeye yaramayan Baroni'yi o formayla sahada görmek istemiyorum. Özer'in takıma daha adapte olmuş halini görmek istiyorum. Acaba çok mu şey istiyorum ?

Cumartesi, Eylül 04, 2010

Mesut Mesut Mu ?


Hatırlayacağınız üzere 15 Ağustos Pazar günü Real Madrid Werder Bremen ile özel bir maç yapmıştı. Ancak özel maç sonunda gözler maç skorunda değil Mesut Özil transferinin son durumundaydı. Herkes heyecanlı bir şekilde basına konuşacak Real Madrid antrenörü José Mourinho'yu bekliyordu. Fakat Mourinho'nun ağzından çıkan sözler transferin zora girdiğini gösteriyordu. Tabii konuşan teknik direktör Real Madrid'in başında olunca işlerin ne olacağı hiç belli olmuyor.

17 Ağustos Salı günü transferin zor olduğunu söyleyen Madrid tarafı bu sefer de transferin bittiğini ve ısrarla istedikleri Mesut Özil'in artık Real Madrid forması giyeceğini açıklıyordu. Böylece Almanya'da oynanan hazırlık maçının transfere yarar sağladığı anlaşılıyordu. Mesut tam 19 gün önce Real Madrid forması giymek üzere İspanya'nın başkentine geliyordu. Türkiye'de ve özellikle medya çevresinde bu transfer çok ilgi görmüş ve dakika dakika haberleri verilmişti. Türk(!) bir futbolcu ilk kez eflatun-beyaz formayı giyecekti.

Mesut Özil transferinden sonra, İspanyol devinin kadrodan gönderilecek üç ismi orta saha bölgesinden seçmesi Türk asıllı futbolcuya olan güveni gösteriyordu bir anlamda. Özellikle de (daha sonra Tottenham'a transfer olan) Rafael Van der Vaart'ın gönderilecekler listesinde olması Mesut'un forma şansını bir kat daha arttırıyordu. 

Real Madrid, Mesut Özil transferinden önce orta sahayı güçlendirmek için Stuttgart'tan Sami Khedira'yı transfer etmişti. Aslında bu iki futbolcunun hayatları birbirine benziyordu. Khedira'da Tunuslu bir ailenin çocuğu olarak Almanya'da dünyaya gelmişti. O da Real Madrid forması giyecek olan ilk Tunuslu olacaktı.

Ancak bu iki kader arkadaşı bu zamana kadar resmi maçlarda forma şansı bulamadı. Gerçi durumu fazla abartmamak lazım şunun şurasında Real Madrid resmi maç olarak 1 tane lig maçı oynadı. Ancak uyum sürecini de atlamış durumda değil iki kafadar. İspanyolcalarının İngilizcelerinden iyi olmadığını söylesem sanırım durumu biraz anlarsınız. Takımın geri kalanıyla çok az iletişim içindeler. Zaten iki futbolcu da karakter olarak sessiz ve içine kapanık. Takıma yararlı olmak istiyorlarsa bir an önce arkadaşlarına ısınıp, ortama alışmaları gerek. Yoksa onları zor günler bekliyor olacak.

Cuma, Ağustos 27, 2010

Frank Rijkaard'ı Anlamak


Franklin Edmundo Rijkaard, kısaca Frank Rijkaard. Hollanda Milli Takımı ile Avrupa Futbol Şampiyonası'nda yarı final görmüş, Hollanda Ligi'nde Sparta Rotherdam'ı küme düşürmüş, Barcelona ile Şampiyonlar Ligi'ni kazanmış, bahtsız Galatasaray teknik direktörü.

Rijkaard, 5 Haziran 2009 günü Galatasaray ile sözleşme imzaladığında Türk futbolunda bir devrim mi oluyor demiştik hep beraber. Total futbolun temsilcilerinden, 4-3-3 sistemini benimsemiş biri Galatasaray'ın başına gelmişti. Elbette bu devrimi yaparken bazı aksaklıklar olacaktı ancak herkes sonucun iyi olmasını bekliyordu.

Hem futbolculuk hem de antrenörlük kariyeri boyunca birçok başarı kazanan Rijkaard, Galatasaray'da gereken sistemi oluşturması için zamana ihtiyacı olduğunu söylüyordu. Haksız sayılmazdı da. Eldeki kadrodan cacık bile olmazdı, acil transfer gerekiyordu. Yaptı da Galatasaray transferleri, hem de kulüp tarihine geçecek maliyetlerle.

Frank Rijkaard'ın tuvalette bile düşündüğü bu sistemi oluşturmak için adam gibi futbolcular gerekiyordu. Peki transfer edilenler Rijkaard'ın kafasında planladığı sisteme uygun oyuncular mıydı ? Daha doğrusu Rijkaard mı istemişti bu futbolcuların transfer edilmesini ? Ya bu durumda bir transfer saçmalığı var, ya da Rijkaard doğru futbolcuları seçememiş transfer döneminde. Başarısızlık için diğer bir sebep olarak da transfer edilen oyuncuların gösterdiği kötü performans denilebilir. Sizce başarısızlığın sebepleri yukarıdakilerden biri mi ? Değil mi ?

O zaman size yeni bir seçenek daha sunalım. Rijkaard gelmeden önceki kadroda yer alan oyuncular Galatasaray'ı dibe doğru çekiyor. Bunlar başta savunma bölgesinde oynayan, milli takım savunmasının bel kemiğini oluşturan savunmacılar. Servet Çetin, Emre Güngör*, Hakan Balta, Sabri Sarıoğlu, Caner Erkin*, Emre Aşık* gibi defans oyuncuları acaba takımı 446 gündür geriye götüren parçalar mı ? Galatasaray'ın uç bölgesinde Baros, Keweell, Arda gibi oyuncular ne kadar iyi oynarsa oynasın, geri dörtlü her zaman takımı paçalarından tutup aşağı çekecek midir ?

Rijkaard oynattığı sistemle neden Barcelona'da başarılı oldu ? Yine aynı sistem, aynı düşünce yapısı vardı Hollandalı teknik adamın kafasında. Çünkü futbol iyi futbolcularla oynanır. Siz saha kenarında istediğiniz kadar teknik taktik çizin, futbolcuda yetenek ve beyin yoksa hepsi boşa gider. Rijkaard kafasındaki doğru sistemi Barcelona'da uygulatmayı başardı, Galatasaray'da başaramadı. Yani Rijkaard'ın değil, takımdaki oyuncuların değişmesi gerekir. Durum bu kadar basit.

Kadıköy'den Tur Biletini Alanlar 2


Kura çekiminin şanslısı ya da şanssızı olmaz. Tur maçlarında kendi şansını kendin yaratırsın. Rakibin Avrupa'nın en büyüğü de olabilir, en basit takımı da. Fenerbahçe'nin Avrupa'da oynadığı maçların, bu tezin en büyük destekçisi olduğunu gördük.

Şampiyonlar Ligi 3. ön eleme kuralarından bir gün önce, her takımın 5 tane muhtemel rakibi belli olur. Nitekim Fenerbahçe'ye de böyle olmuştu, 5 rakip belliydi. Aykut Kocaman'a göre aralarında en uygun takım Young Boys'tu. Doğrusu ben dahil çoğu kişi aynı fikirdeydi Aykut Kocaman'la. Celtic, Unirea Urziceni gibi takımların yanında Young Boys en kolay takım olarak gözüküyordu. Dedim ya işte kuraların hiçbir belirleyici özelliği yoktur. Her şey sahada biter.

Çekilebilecek en kolay kurayı çeken Fenerbahçe, işin kolay olmayacağını daha ilk maçtan anladı. Rakip durmadan saldıran durmadan hücumu düşünen bir takımdı. Ha, savunmaları da bir o kadar kötüydü. Her maçları sanki 4-4 bitecek gibi oynuyorlardı. Dedik kura şansı yoktur, kura öncesi en kolay takım olarak görünen Young Boys, birkaç yıl öncesine kadar cehennem olarak adlandırılan Kadıköy'de elini kolunu sallaya sallaya tur biletini alıp gitti. Ufak bir hatırlatma; bir dönem Aragones'li takımın Arsenal ile oynadığı maça kadar Fenerbahçe, Şükrü Saraçoğlu'nda üst üste 18 maç kaybetmemişti. O günlerden bugünlere geldik işte.

Aziz Yıldırım, yine bir elenme hikayesini transfer ile kapatarak Mamadou Niang'ı İstanbul semalarına getirdi. Herkes Aykut Kocaman faktörünü de düşünerek, bir şans daha veriyordu takıma. Şanssız kura dedik ya, bu seferde ondan çıktı karşımıza. Muhtemel rakipler içinde en zoru çıktı diye lanse edildi herkesçe. Paok gerçekten zorlu bir rakipti. Eylül ayında Şampiyonlar Ligi mücadelesine başlayacak olan Ajax'a kök söktürmüşlerdi. Ancak Fenerbahçe, Fenerbahçe gibi oynasın geçer inancındaydı çoğu kişi. İlk maç yine karambole getirildi ve en avantajsız skorlardan biriyle İstanbul'a dönüldü. Birçok Fenerbahçe taraftarı umutluydu, sebebi; maç Kadıköy'deydi. Yani en güvenilen, can eviydi Kadıköy. Peki sonuç ne oldu dersiniz, Kadıköy'den tur bileti alanların sayısı ikiye çıktı.

Perşembe, Ağustos 26, 2010

Şampiyonlar Ligi Değerlendirmesi



Bir Şampiyonlar Ligi ön elemesi daha sona erdi, futbolun en büyük organizasyonuna katılan 32 takım belli oldu. Gruplar öncesi torbalar nasıl oluştu diye sorarsanız, cevap yukarıdaki fotoğrafta. Bursaspor'un da içinde bulunduğu 6 takım, ilk kez devler sahnesinde boy gösterecek.

UEFA başkanı Michel Platini'nin yerleştirmek istediği "Şampiyonların Ligi" uygulaması yine sürpriz sonuçlar verdi. Yeni uygulamaya göre şampiyonlar kendi aralarında, şampiyon olmayan takımlar kendi aralarında karşılaşıyordu ön eleme turlarında. Böylece küçük futbol ülkelerinin şampiyonları da, Şampiyonlar Ligi'ne katılma fırsatı buluyorlardı. Uygulamanın bu sezon ki meyveleri Zilina, Kopenhag, Partizan ve Hapaoel Tel-Aviv oldu.

Yarın yapılacak kura çekimi öncesinde Bursaspor 6.890 puan ile Şampiyonlar Ligi'ne katılan takımlar içinde en düşük puana sahip takım durumda. Dezavantajlı bir vaziyet gibi gözükse de, Bursaspor şanslı bir kura çekmesi halinde iyi işler yapabilir. 1.torbada ayrım yapmak yanlış olur. O yüzden direk ikinci torbaya geçeyim. Werder Bremen - Shaktar Donetsk - Panathinaikos, Bursaspor'a daha uygun rakipler olarak düşünüyorum. Ancak bildiğiniz üzere Bursaspor taraftarlarında uzunca bir süredir Real Madrid rüyası var. Yeşil-beyazlı takımın taraftarları, Real Madrid'i Bursa'da ağırlamak istiyor. Fakat bunun faturası ağır olabilir. Çünkü 1.torbadan gelebilecek Chelsea- Man. United - Arsenal - İnter - Bayern Münih gibi rakipler, Real Madrid ile birleşirse, Bursaspor'un canına fena halde yakabilir. Üçüncü torbaya baktığımızda, Basel - Kopenhag - Spartak Moskova üçlüsünün tercih edilebilir olduğunu görüyoruz. Braga - Schalke - Tottenham üçlüsüne ise yaklaşmamak gerek.

Sallayan sallayana diyerek, ben de kendi içimden geçen grup tahminlerimi yapayım. Şunu da belirtmeden geçmeyeyim, şu ana kadar hiç grupları doğru bilmişliğim yoktur.

En Uygun Grup : AC Milan, Panathianaikos, Basel, Bursaspor.
En Can Yakabilecek Grup : Chelsea, Real Madrid, Benfica, Bursaspor.

Salı, Ağustos 24, 2010

Fenerbahçe ve Umutları


Trabzonspor - Fenerbahçe maçını, Ankara Arena'da maçta olduğum için canlı olarak izleyemedim. Daha sonra gece izlediğim görüntülerden de skoru bildiğim için fala zevk almadım. O yüzden skor yorumculuğu yapıp, ahkam kesmek istemiyorum. Fenerbahçe ile daha genel bir konuya değinmek daha doğru olur sanırım.

Fenerbahçe taraftarı Türkiye'nin en vefalı taraftarıdır. Neden mi ? Beklediğinin karşılığını ya da verdiğinin karşılığını en çok alamayan taraftardır Fenerbahçe taraftarı. Sezona üç kupa sözü ile başlanan yılda, kupa alınamadan bitirilen çok sezon görmüştür bu taraftar. Son anda yaşanılan şoklar ise yaşanılan acının üzerine sos niyetine yenilmiştir. Kulübüne en çok maddi desteği sağlayan taraftar olan Fenerbahçe taraftarı, tüm bu kötü tabloya rağmen en çok kombine alan taraftardır. Takımının Türkiye'deki en dolu tribünlere oynamasını sağlayan taraftardır Fenerbahçe taraftarı.

Her sezona bir dolu umutlarla başlayan, çoğu zaman umutların hayallere dönüştüğü bir takımdır Fenerbahçe. Zaten o vaat edilen umutlar gerçeğe dönüşürse, efsane sezon olarak akıllarda kalır. Bu sezonunda vaat edilen umutlar açısından diğer sezonlardan pek bir farkı yoktu. Bu sezon taraftarın içinden gelen Aykut Kocaman takımın başında. Fenerbahçeliliğinden şüphe edemeyeceğimiz bir futbol adamı. Ama onun da şansızlığı takım şu ana kadar çok kötü gidiyor. Avrupa kupalarında oynanan 3 maçta da galibiyet alınamadı, Süper Lig'de ise daha ikinci haftadan ilk mağlubiyet görüldü. Bu sezonun tüm umutlarının bir anda yıkılmaması için Şükrü Saraçoğlu'nda oynanacak Paok maçı çok önemli. Aykut Kocaman için çok kritik bir eşik noktası. Ya işler olumlu yönde ilerleyecek ya da karanlık dibe doğru son sürat devam edilecek.

Umutlarla etrafı örülmüş Fenebahçe taraftarı, sırf Aykut Kocaman için bu turun geçilmesini istiyor. Haksız da sayılmazlar.


  ©EmreCeSpor - Todos os direitos reservados.

Template by Dicas Blogger | Topo