.

TBL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
TBL etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazar, Şubat 06, 2011

Ankara Arena İzlenimleri #9

Serinin ilk 3 yazısını Efes World 9 için kalan 5 yazıyı da Dünya Basketbol Şampiyonası odaklı yazmıştım. 5 aylık bir aranın ardından Ankara Arena Günlüğü'mün 9 yazısı için bugün TBL All-Star maçındaydım. Gelin hep beraber bakalım günlüğe neleri not düşmüşüm.

Salon çevresinden başlamak lazım. Dünya Şampiyonası'ndan sonra bir hayli düzelme olmuş, kumlu kaldırımlar ve iş makineleri yoktu en azından salon çevresinde. Çocuklara yönelik organizasyonlar da, organizasyon ile ilgili günlüğe düştüğüm pozitif notlardan. Ancak salona giriş oldukça farklı oldu Dünya Şampiyonası'ndan. Herhangi bir dış güvenlik araması olmadan 3 kapıdan giriş yapıldı-ki Ankara Arena 8 giriş kapısına sahip bir salon.

Bu sefer ki gelişimde daha bir burjuva olmuştum. Efes World Cup ve Dünya Şampiyonası'nda saha içi bölümüne hiç geçememiştim, herhalde pis içime oturmuştu gittim saha içinin ortasından aldım bileti. Önümde Neven Spahija ve Melih Gümüşbıçak gibi isimlerle "sıcak-soğuk" dengesini kurarak izledim. Salonda kazandığım tişörte Neven Spahija imzasını çaktırınca "sıcak" dengeleri alt üst etti tabii.

Salon içi gösterileri tek tek ele alacak olursak; dans gruplarını bir yana koymak lazım. Özellikle Russian Bar Trio'nun yaptığı gösteri günün en iyisiydi. Kadın zıplamıyor, uçuyor hocam... Biraz ukâlılık gibi olsa da CSKA Moskova kızlarını pek beğenmedim, hele ki Dünya Şampiyonası'ndaki Ukraynalı grubu hatırlayınca. Ancak gösteri çokluğu ve güler yüzleri geçer notu aldı. Atiye denen pop şarkıcısı ise tam bir felaket. Daha önce Efes World Cup'a da gelmişti bu hanımefendi. Tek kelime playback dışı kelime etmeden sönüp gitmişti. Bugün yine aynısı oldu, salonda 11 bine yakın(abartmıyorum, cidden salon ağzına kadar doluydu.) izleyici dönüp Atiye'nin playback performansına bakmadı, bakmak ayıp olurdu.

Smaç yarışması, smaç yarışması, smaç yarışması...Marcus Haislip, Jeff Trepagnier, James White gibi usta atletleri gördükten sonra TBL'de bile NBA standartını arar olmuştuk. Ancak bugün için herhangi bir beklenti içine girilmemesi gerektiği en başından belliydi. Altan Erol, İlkan Karaman, James Christopher ve Tyler Smith isimlerini görünce beklenti-karşılık oranında hüsrana uğramadım. Smaç vurduğundan şüpheli olduğum Altan Erol ve kas yapayım derken atletizmini kaybetmiş İlkan'ın ilk tur mücadeleleri tamamen zaman kaybıydı. Tyler Smith'in bu smacı onuru biraz kurtarır gibi oldu ama yine de yarışmanın 'fos' kelimesinin ardına taşınmasını sağlayamadı. Üçlük yarışması için uzun uzun yazmaya gerek yok, Ömer reyiz kazandı seyircinin gazıyla. Fakat yarışma için benim dikkatimi çeken nokta Alvin Snow'un performansıydı. İlk turda 21 sayı bulan Alvin Snow, finalde 7 sayıda kaldı. Sanırım tribünlerden etkilendi.

Tribünler demişken hemen söyleyeyim salonun bu kadar dolu olmasını beni epey şaşırttı. Dünya Basketbol Şampiyonası'nın etkileri bir çığ gibi büyüyerek devam ediyor. Başkent'te basketbola bu kadar duyarlı 'kaliteli' seyirci olduğu görmek güzel. Özellikle bunu gerekliliğinden şüphe duyduğum All-Star maçında görmek çok daha heyecan vericiydi. Dünya Basketbol Şampiyonası'nın diğer bir etkisi de tribünlerin oyunculara olan tepkileri. Bir örnek ile açıklamak gerekirse;
Artık hemen hemen herkes Kerem Tunçeri'nin pick oyununu, Ömer Onan'ın sıkrin çıkışı üçlüğünü, Kerem Gönlüm'ün hücum ribauntlarını, Oğuz'un post hücumunu ezbere biliyor, ona göre yorum yapıyordu. 
All-Star'ın eğlenceli yönlerinden biri de özellikle maçın ikinci yarısındaki saçmalamalardı. Topu dışarıya çıkartmayan hakem Altuğ Köserli'den, oyuna ayağı ile başlatan Nikola Vujcic'e, hızlı hücumu turnike ile bitiren hakem Fatih Söylemezoğlu'ndan, arkadaşının yardımı ile smaç basan David Holston'a keyif veren bir maç oldu. Ancak buradan söylemek istiyorum ki Fatih Söylemezoğlu ayıp etti. Şöyle ki; maç öncesinde iddiaya girmiştim kardeşimle ve ben Yabancı karmasına basmıştım 10 lirayı. Bildiğiniz üzere maç 128-127 yani tek sayı fark ile bitti. Bunun tek sorumlusu attığı turnike basketi 3 sayı diye yazdıran hakem Fatih Söylemezoğlu'dur. Acilen meslekten ihracını istiyorum.

***
Buraya kadar yazdıklarım salon içinde kafama takılanlardı. Bir de klavyemin tuşunu All-Star'a laf atanlara dokundurmak istiyorum. Ha maça gittim, o yüzden koruma moduna geçtiğimi düşünenler varsa yazının devamını okumasınlar bir zahmet. Adamlar NBA standartlarında organizasyon ve basketbol bekliyor. Ulan ligde bir Jason Richardson, bir Nate Robinson, bir Andre Igoudala, bir Rudy Fernandez vardı da  biz mi izleyemedik. Bu ligden bu çıkıyor, yapılabilecek en üst ve en iyi organizasyon bu. Senin ligin bu. Senin liginin Andre Igoudala'sı Altan Erol, senin liginin Jason Kapono'su Yunus Çankaya. Ne bekliyorsun ki, maç sırasında triplere giriyorsun? "Yok izleme ağbi değiştir" nedir lan? 10 senedir tip olarak aynı organizasyon, bilmiyor mu bir bok olmadığı izleyen adam da sen artistlik yapıyorsun? Tabii suç siz de değil, beklentileri zamanında yükselten Marcus Haislip de, James White da.
foto: tbf.org.tr

Pazartesi, Ekim 18, 2010

İlk Haftada Gülen Taraf Tofaş


İlk olarak Bursa'daki taraftar kitlesinden bahsetmek gerekir, istenen düzeydeydi (ne kadar sonlara doğru işin içine futbolu karışıtırıp saçmalasalar da). Maça Karşıyaka'da Birkan Batuk iyi başladı, etkili dış şutlarıyla takımını skorda öne taşıdı. Yeni nesil iki atlet uzun Furkan Aldemir (maçı 15 sayı 12 ribaundla bitirdi) - İlkan Karaman eşleşmesini izlemek büyük keyif verdi açıkçası. İlk çeyrekte göze en çok çarpan konu Karşıyaka'nın geri koşma problemiydi. Tofaş bunu Can Altıntığ ve Austin Nichols ile yakaladığı hızlı hücumlarla iyi değerlendirdi ve çeyreği 25-24 önde kapadı. Maçın en güzel hareketlerinden olarak, tecrübeli isim Onur Aydın yüksek posttan backdoor katı yapan Austin Nichols'a enfes bir asist yaptı ve bu şık hareket coach Nihat İziç'ten bile alkış aldı. Ayrıca Karşıyaka hücumda Toolson'ı çok arıyor, Osiris Eldridge iyi bir şütör olabilir fakat belli bir noktada takılıyor oyun zekası olarak. İkinci çeyrekte masa hakemlerinin aksaması baş hakem Recep Ankaralı'yı isyan noktasına getirdi. Bu duruma kaçan şutlar da eklenince ikinci çeyrek daha durağan geçti. Son FB Ülker maçının yıldızı Tomislav Ruzic 8 sayıda kalırken, Austin Nichols ve Osiris Eldridge'in karşılıklı 12'şer sayısıyla ev sahibi Tofaş ilk yarıyı önde kapadı (40-39).

Devre arasında hemen önümde ailesiyle maçı izleyen minik bir çocuğun anlamasa da taraftara alkışla tempo tutması çok hoştu. Çok klişe fakat tribünlerde görmek istenen görüntülerden bir tanesiydi sanırım.

İkinci yarıya Tofaş hızlı başladı ve farkı çift haneler sınırına getirdi. Bu dakikada coach Hakan Demir'den önemli bir hamle geldi ve coach takımını 4 kısaya çevirdi (tek uzun Furkan Aldemir). Eleştirdiğim Osiris Eldridge bu farkı bireysel performansla eritip takımını maça tekrar ortak etse de hemen ardından birkaç tercih hatasıyla tekrar beni haklı çıkarttı. Karşıyaka'nın iki genç yıldızı Birkan Batuk ve Furkan Aldemir saha içinde çok iyi anlaşıyorlar. Kulübün geleceği, yapılacak doğru hamlelerle çok daha iyi olabilir bu ikili üzerinde. İkinci devrede göze çarpan bazı şeyler aktarmak isterim; en başta coach Nihat İziç'in bazı oyuncular üzerindeki komutları dikkat çekiyor. Can Özcan, Fırat Töz, Orçun Göllü gibi oyuncular potaya hiç bakmayıp hemen pas verecek takım arkadaşı arıyorlar. Ekstra katkı almadan maç kazanması pek kolay değil. Yine bir Tofaş uzunu yine güzel asist; bu sefer İlkan Karaman tam saha mesafeli müthiş bir pas ve Can Altıntığ hızlı hücumu bitirdi. Akranı Fırat Töz bu pası fazlasıyla kıskanmış olmalı. Karşıyaka coachu Hakan Demir 4 kısayı tadında bırakamayınca öne geçmesiyle yakalanması bir oldu. Can Altıntığ'ın azimli oyunuyla Tofaş tekrar maça ortak oldu. Nihat İziç parkede pek aklıselim davranamıyor. O nasıl bir sinirdir öyle, korkuyorum kenarda kalp krizi geçireceğinden. Maça bir sakinleştiriciyle çıksa hem nöronlarını korur hem de gırtlağını. Son hücumu Birkan Batuk'la değerlendiremeyen Karşıyaka Bursa'dan 77-73 mağlup ayrıldı. Tofaş'ta en skorer isim 18 sayı ile Austin Nichols olurken, Karşıyaka'da maçın en skoreri Osiris Eldridge'in 23 sayısı galibiyete yetmedi.

Pazar, Ekim 17, 2010

Bandırma'da İlk Tango

Bandırma'da artık alıştığımız bir basketbol atmosferi vardı bugün. Bu iki güçlü takımın çarpışması için seyirciler yerlerini almıştı bir pazar öğle sonrasında.

Banvit maça Chuck Davis ve Lance Williams'a alçak postta top indirerek başladı. FB Ülker ise Darjus Lavrinovic'i dışarı çekerek hem şutundan faydalandı (maçı 4/6 üçlükle bitirdi) hem de L. Williams'ı pota altından uzak tutmayı amaçladı. Vidmar ise fırsatçı golcü rolünde hücum ribaundlarını topladı. Bal yapımı yüksek okulundaki derslerini aksatmış hayta bir öğrenci gibi yarım yamalak yapıyordu bu işi. Ribaund al, kaçır, tekrar al, tekrar kaçır. İstatistik dağ oldu böylece.

Sinirimi zıplatmakta zirveye oynamaya meyilli, inanılmaz tercih hataları yapan siyahi dış oyunculara Antonio Graves'i de ekler, ayrıca Orhun Ene'ye Tanrı'dan sabır dilerim.

 Damir Mrsic'i takım elbiseyle coach Neven Spahija'nın yanında görmek beni pek mesut etti; oyunculuğu ardından kenar yönetiminde görev alan simalara her daim farklı bir sempati duymuşumdur.

Hücum ribaundu farkı çığ gibi büyüyordu. İkinci periyot bitimine 3 dakika kalmışken 8 hücum ribaundu yapmış olan FB Ülker (Banvit ise sadece 1), momentumu kendine çevirmeye başlamıştı ki yerinde gelen bir molayla takımını tekrar maçın içine dahil etti coach Orhun Ene ilk yarı bitiminde. (36-36)

İkinci yarıda yeni transfer Hırvat Marko Tomas kendini gösteriyor, fakat bir görev adamı olarak! Şutlarında istediği isabeti bulamasa da yaptığı etkili savunma ile rol ayrımı yapmaksızın takımda kendine yer bulmak istediği aşikar.

İkinci yarının ilk 5 dakikasında Spahija yine seri bir manevrayla ibreyi kendine çevirmekteydi ki bu sefer Orhun Ene molasız raya oturttu takımını. Sahadaki oyuncular kadar hakem masalarının sağında ve solundaki yetkili kişiler de kıyasıya mücadele içindeydiler.

Son çeyreğe de eşitlikle (53-53) girildi. Parkede maçın hakkını veren bir mücadele vardı. Chuck Davis'in müthiş performansıyla son çeyrekte nakavt olmaktan kurtuldu Bandırma ekibi.

Chuck Davis tüm FB Ülker uzunlarına eşleşme sorunu yaşattı fakat yüksek yüzdeyle attığı 20 sayı takım arkadaşlarından beklenen katkı gelmeyince galibiyete yetmedi. Sarı-Lacivertliler'de ise Darjus Lavrinovic 24 sayıyla maçın en skorer ismi oldu. Maç boyunca birbirinden kopamayan skor çifti, maç sonuna doğru tecrübe farkıyla FB Ülker tarafına doğru minik bir ivme gösterdi ki maçın anahtarı da buydu. Ve gelen bu maç sonu performansıyla Spahija'nın takımı Kara Ali Acar kalesinden sağ çıkmayı başardı (67-70).

Bir Efsanenin 'Teklemesi'



















Aslında 'Efes Pilsen'in suçu ne?' gibi aptal bir başlık bu yazıya pek bir uyuyor. Ama henüz bu kadar alçalmadım. Neyse efendim Efes Pilsen'i bir kavrama benzetmek gerekirse, Türk basketbolunun Ernesto Che Guevara'sıdır. Kazandığı Koraç Kupası, senelerce ligi domine etmesi, Türkiye Kupaları, Reis-i Cumhur Maçları ülke basketboluna kademeleri hızlı hızlı atlatmış ve ışık hızında bir basketbol devrimini kendi bünyesinde başlatıp tüm ülkeye yaymıştır. Bazı dönemler karşısına dikilen geçici rakipler otoritesini sarsmıştır tabii ki fakat hanedanı tahttan indirmeye yetmedi bu 'gayr-ı meşru' başarısızlıklar.

Pek bu işlere karışmasını, bu işleri basketbola karıştırmasını sevmem. Fakat basketbolla, hatta sporla ilgisi alakası bulunmayan bir kuruluşun; 'gençleri kötülüklerden uzak tutmak' başlığı altında alkol firması üzerine kurulu bir lokomotifi raydan çıkarma eğilimi, en hafif tabirle abesle iştigaldir. Etrafta dolanan bir sürü mini boy Polat Alemdar rol motifinin çıkış kapısı basketbol olabilecekken onları bu beladan kurtarma yöntemlerinden birini çöpe atmaya kalkışmak ne kadar da acizce. Bir futbol ülkesinde kendisine özel basketbol seyirci kitlesi yaratmış bir kulübe sataşmak, kulübü kapatmayla tehdit etmek, binilen dalı kesmekten ötedir.

Ne kadar nihai emellerine ulaşamasalar da yıpratmayı başardılar ve kulübü ekonomik yönden hafif bir buhrana sevk ettiler. Bunun ilk örnekleri Mario Kasun'un ve Charles Smith'in kontratlarının uzatılmaması, üzerine Miroslav Raduljica gibi geleceğe yönelik bir genç uzun ile Andrew Wisniewski gibi orta halli bir yabancı takviyesi olmalı. Sorunları olan Igor Rakocevic'in gönderilmemesi sadece yüksek meblaalı kontrata bağlanmamalı. Yeni coach Velimir Perasovic'in Tau Ceramica'dan eski öğrencisi Sırp skorer. Ergin Ataman'la anlaşamamasından sonra gelen coach değişikliği ile huzura kavuşabilir, belki de kavuşamaz.

Mario Kasun'un kaybından sonra uzun rotasyonunda beklenen sıkıntı, ham uzun Miroslav Raduljica'nın talihsiz sakatlığıyla katlanarak artmakta. Saf 5 numaradan yoksun kalan pota altı sertliği için kısa süreli bir kontratla Fabricio Oberto'ya gidilmesi, çaresizlik durumunda denize düşenin yılana sarılma hadisesi ile denk düşüyor. Erwin Dudley (a.k.a. Ersin Dağlı, ki alışmamış duvarda çivi durmaz gibi gereksiz bir çeviri yapmama sebep oluyor bu devşirme, hoşuma gitmiyor bu ismi) 5 numara için kısa kalıyor. Geçen sene İplikçi Nedim'i andıran usta antrenör Dusko Vujosevic'le peri masalı yazan Partizan'ın atletik ve ribauntçu uzunu Lawrance Roberts ise iyi bir 4 numaradan öteye gidemez şu saatten sonra. Bostjan Nachbar yine vücut diliyle 'uzun oynamak istemiyorum' isyanlarında fakat coach Velimir Perasovic adına meşhur helvanın yapımı için, un ve şeker mevcut lakin süt eksiği var. Kerem Gönlüm'ün müthiş geri dönüşü bu rotasyonu ayakta tutmaya yetmeyebilir ki sürpriz Antalya Belediye mağlubiyetinde dinlendirildiği belirtildi ve maç boyunca Efes Pilsen pota altı sıkıntı yaşadı.

Guard rotasyonu kalabalık. Dünya Şampiyonası'nda tüm dünyaya net bir ders veren 12 Dev Adam'ın as iki guardı ve Andrew Wisniewski bir sezonu rahatlıkla beraber götürebilirler fakat dakikaları dağıtmak coachun elinde.

Coach tercihi olarak şahsi fikrimi belirteyim; benim bir antrenöre karşılıksız güvenmem için Yugoslav veya Litvanya kökenli olması kafi. Baş karakterimizin de Hırvat olması, disiplinli ve basketbolun doğrularını oyuncularına dikte ettiren yapıda olması önemli detaylar. Efes Pilsen yönetiminin artıları hanesinde başı çekiyor coach tercihi. Sadece az bir alışma vakit aralığına ihtiyaç duyabileceği kanısındayım takım ve ülkeyi tanımak için. Sonrasında ise şunu dile getirmek pek uygun duruyor: ' Güzel günler göreceğiz, güneşli günler... '

Perşembe, Ekim 14, 2010

Nasıl Olur ?

Dün eve 7 gibi gelmiştim, aklımda iki şey vardı. Birincisi NBA 2K11 oynamak, ikincisi Fenerbahçe Ülker - Efes Pilsen arasındaki Cumhurbaşkanlığı Kupasını izlemekti. Yemek, cart curt derken saat 8 oldu ve ben de TV'nin karşısına kuruldum. Bir yandan heyecanlıydım, bir yandan da rahattım. Çünkü Efes Pilsen ve Fenerbahçe Ülker'i hem kadro olarak hem de sezon öncesi performansları olarak karşılaştırınca sarı lacivertli taraf bana göre çok daha üstündü.

Erwin Dudley ya da nam-ı değer Ersin Dağlı'ya pota altında bel bağlamış bir takımdı Efes Pilsen. Karşı da ise Oğuz Savaş, Kaya Peker ve Gasper Vidmar gibi üç tane önemli 5 numara vardı. Sırf bundan bile maçı rahat rahat Fenerbahçe Ülker'in kazanacağını düşünülebilirdi. Nitekim mücadele tüm bu istatistikler ve öngörüler eşliğinde başladı. Parke üzerinde neredeyse hiçbir şey yapamayan Efes Pilsen'e karşılık her şeyi rayına oturtmuş bir Fenerbahçe Ülker vardı. Durum böyle olunca fark ilk yarıda 16 sayıları buldu. İşte ben de tam o anda televizyonun başından ayrıldım. Çünkü çok geçerli bir sebebim vardı; NBA 2K11 oynamak.

Daha bir gün önce bilgisayarıma yüklemiştim ve oyunu doya doya oynamak için deli gibi sabırsızlanıyordum. Odama kuruldum, geçtim yatağın içine açtım bilgisayarı. Ben 'The Challenge Jordan' oynarken, Abdi İpekçi'nin parkelerinde meğersem işler tam tersine dönmüş. Büyük bir zevkle oyuna dalmışken, odamın kapısı hızla açıldı ve aynen şu cümle kulaklarımda yankılandı : "Ağbi Efes şampiyon oluyor." Kardeşimin söylediği bu cümle maçın son topunu kullanacak Fenerbahçe Ülker'in hücumundan önceydi. Fanatik Efes Pilsen taraftarı olan kardeşim, ben daha televizyonun karşısına geçemeden "Şampiyonuz, şampiyonuz." diye sevinmeye başlamıştı bile. İşte o andaki tepkim şuydu; Nasıl Olur ?

Perşembe, Temmuz 08, 2010

Aynaya Bakmak

Euroleague'de 2010-2011 sezonu için kura çekimi bugün Barcelona'da yapıldı. Malum Avrupa devleri temsilcilerimiz Fenerbahçe Ülker ve Efes Pilsen kuraya 4.torbadan katıldı. Ee böyle olunca birazcık dişli rakiplerle eşleşti takımlarımız.

Hemen temsilcilerimizin gruplarındaki takımları sayacak olursak, Fenerbahçe Ülker C Grubunda; Regal Barcelona, Montepaschi Siena, Lietuvos Rytas, KK Cibona Zagreb ve Cholet Basket ile eşleşti. Bu gruba şöyle dışarıdan bakınca zor gibi gözüküyor olabilir. Fakat Neven Spahija Fenerbahçe Ülker'e sağlam bir Yugoslav sistemi yerleştirebilirse, grupta değişik işler olabilir.

Şöyle ki bu grupta son Euroleague şampiyonu Regal Barcelona'yı bir kenara koyarsak, Fenerbahçe Ülker'in grupta üstüne çıkamayacağı takım yok. Çünkü Montepaschi Siena, en büyük kozu Terrel McIntrye'ı Unicaja Malaga'ya kaptırdı. Koç Pianigiani'nin hala takımın başında olması ise Siena için bir avantaj. Benjamin Eze'nin ve Henry Domercant'in takımdan ayrılması ve Romain Sato'nun büyük bir ihtimal ile takımdan ayrılacak olması Siena'nın kan kaybettiğinin göstergesi. Lietuvos Rytas ise tipik Litvanya ekolünü yansıtan bir takım. Gruplarda hiçbir zaman favori olmasalar da sürpriz işlere imza atabilecek bir ekip. Bu sezonda genç ve yetenekli oyuncular ile yola devam edecekler gibi gözüküyor. Cibona Zagreb ise her yıl biraz daha zayıflıyor diyebiliriz. Fakat onlar da önemli bir ekolün temsilcisi. Hırvat ekip en önemli oyuncusu Marko Tomas'ı Fenerbahçe'ye kaptırarak büyük güç kaybetti. Cholet Basket ise Erman Kunter'in çalıştırdığı Fransa şampiyonu bir takım. Tipik Fransa basketbolunun özelliklerini taşıyan takımda, dikkat çekecek genç siyahi oyuncular olabilir. Fakat ben Cholet Basket, Cibona Zagreb ve Lietuvos Rytas'ın Fenerbahçe Ülker'i geçebileceğine inanmıyorum. Bu sene ki kadrosu ile Fenerbahçe Ülker'in geçen sene ki grup sonunculuğu gibi bir felaketi yaşamayacağını tahmin ediyorum.



Grup sıralaması tahminim:
1.Regal Barcelona
2.Montepaschi Siena
3.Fenerbahçe Ülker
4.Lietuvos Rytas
5.Cholet Basket
6.Cibona Zagreb

Efes Pilsen ise D Grubunda; CSKA Moscow, Panathinaikos, Power Electra Valencia, Armani Jeans Milano ve Union Olimpija ile eşleşti. Daha kadrosunu tam anlamıyla şekillendiremeyen Efes Pilsen'in bu gruptaki geleceği ile ilgili kesin bir şeyler söylemek pek mümkün değil. Fakat koç olarak Dusko Vujosevic'i transfer eden CSKA Moskova'nın grubun favorisi olduğunu söyleyebiliriz. Zor bir dönemden geçen Pana'da ise koç Obradovic takımın başında kaldı. Kadrosunu Aleks Maric ile takviye etmesi beklenen Pana'nın eksi gücünden uzak olduğunu söyleyebiliriz. Mike Batiste'in takımdan ayrılma ihtimalinin yüksek olması Pana için diğer negatif bir nokta. Geçen sezonun Eurocup şampiyonu Power Electra Valencia grubun güçlü takımlarından. Efes'in ise en büyük rakibi olarak gözüküyor. Geçen sezon ki koçları Neven Spahija'yı Fenerbahçe Ülker'e kaptıran Valencia'da Matt Nielsen'in durumu kesinlik kazanmadı. Fakat grupta iddialı olacakları kesin. Armani Jeans Milano ise İtalya Ligi finalisti olarak sezonu tamamlamıştı. Union Olipija ise grubun zayıf halkası olarak göze çarpıyor. İçeride oynayacağı maçlarda galibiyet alma amacında olacak Sloven ekip. Efes Pilsen iki sezondur yaptığı hatalardan biraz olsun kaçınırsa bu gruptan rahatlıkla çıkar diye düşünüyorum. Ama gruptan çıktıktan sonra nerelere gidecekleri izleyip göreceğiz.



Grup sıralaması tahminim:
1.CSKA Moskova
2.Panathinaikos
3.Power Electra Valencia
4.Efes Pilsen
5.Armani Jeans Milano
6.Union Olimpija Ljubljana
Eurolegue'de ön eleme turlarına katılmaya hak kazanan temsilcimiz ise Banvitspor olacak. Letonya şampiyonunun Euroleague'den çekilmesi üzerine turnuvaya katılan Banvitspor'u zorlu rakipler bekliyor. Banvitspor eğer bu zorlu rakipleri saf dışı bırakmayı başarırsa A Grubunda; Caja Laboral, Maccabi Electra Tel-Aviv, Partizan Belgrade, Asseco Prokom Gdynia ve Zalgiris Kaunas ise eşleşecek. Bir ilki gerçekleştirme peşinde olan Banvit'in rakipleri şöyle :

Asvel & Lyon Villeurbanne
KK Budocnost

Le Mans Sarthe Basket
Banvit BK

BC Khimki Moscow Region
PEPSİ Caserta

Budivelnik
Maroussi BC

Banvit eğer Le Mans'ı iki maç sonunda geçerse, Asvel-Budocnost eşleşmesinin galibi ile karşılacak. Eğer Banvit bu eleme aşamasını da geçerse Khimki Moskova, Maroussi BC, Budivelnik ve Pepsi Caserta dörtlüsünden biriyle eşleşecek. Eğer Banvit bu takımı da elemeyi başarırsa, tarihinde ilk kez Euroleague sahnesine adım atacak.



Banvit'in diğer takımlara göre en önemli eksikliğinin tecrübesizliği olduğunu düşünüyorum. Le Mans daha önceden Euroleague'de oynamış bir ekip. Koç Orhun Ene ile iyi bir dönem geçiren Banvit'in Euroleague'e katılması çok zor gözüküyor. Ben Banvit'in, Le Mans'ı veya bir sonraki turdaki büyük ihtimalle eşleşeceği Asvel'i geçemeyeceğini düşünüyorum.

Son olarak toparlayacak olursak, Euroleague'deki takımlarımızın bütçeleri gözümüzün önünde duruyor. Bu bütçelere rağmen gruplardan çıkamıyorsak veya daha ilerileri göremiyorsak sorunu biraz da kendimizde aramalıyız, aynaya bakmalıyız...

Cumartesi, Haziran 26, 2010

Cenk Akyol Yuvaya Döndü


23 yaşındaki genç basketbolcu Cenk Akyol Efes Pilsen ile 2 yıllığına anlaştı. Efes Pilsen altyapısından yetişen Cenk, geçen sezonu İtalya Ligi'nde Air Avellino'da geçirmişti. Cenk Akyol, daha önce Galatasaray Café Crown forması da giymişti.

Perşembe, Haziran 24, 2010

Banvit Eurocup'ta


2011 Eurocup'a Bandırma Banvitspor ön eleme oynamadan katılacak. Beşiktaş Cola Turka ise ön eleme turundan kupaya başlayacak.

Haluk Yıldırım Galatasaray'da


37 yaşındaki tecrübeli oyuncu Haluk Yıldırım gelecek sezon için Galatasaray Café Crown ile anlaştı. Haluk Yıldırım, geçen sezonu Beşiktaş Cola Turka'da geçirmişti.

Kaya Peker Fenerbahçe Ülker'de


Fenerbahçe Ülker, Efes Pilsen ile sözleşmesi biten Kaya Peker ile 2 yıllık sözleşme imzaladı. Ayrıca sözleşmesi sona eren Oğuz Savaş ile de sözleşme yeniledi. Transfer dönemine hızlı giren Fenerbahçe Ülker, bu sezon koç Aydın Örs, koç Neven Spahija, Roko Ukic,Engin Atsür, Marko Tomas, Kaya Peker ve Oğuz Savaş ile anlaşmış oldu.

Çarşamba, Haziran 23, 2010

Marko Tomas Fenerbahçe'de


Fenerbahce.org' ta yapılan resmi açıklama :

Beko Basketbol Ligi şampiyonu Fenerbahçe Ülker Erkek Basketbol Takımımız kadrosunu güçlendirmeyi sürdürüyor. Takımımız Hırvatistan Milli Takımı’nın başarılı oyuncularından Marko Tomas’ı renklerine bağladı.2010-2011 sezonunda da şampiyonluğu ve Euroleague’de Final-Four’u hedefleyen Fenerbahçe Ülker, Cibona Zagreb takımında forma giyen Marko Tomas ile 2 yıllık anlaşmaya vardı.


  ©EmreCeSpor - Todos os direitos reservados.

Template by Dicas Blogger | Topo