.

Diğer Spor İşleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Diğer Spor İşleri etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Nisan 30, 2011

Finito?

Bitmedi, bitmeyecek kardeşim. İsterse araya YGS girsin, isterse LYS. İsterse de aile ve dersane baskısı. Tamam ara veriyorum ve vereceğim ama bitmeyecek. 2012 yaz aylarında daha dinç, daha az paslı bir kafa ile burada, evimizde olacağım. O zamana dek düzenli yazmayacağım, yazamayacağım. Zaten baksana blog'a özel olarak hazırlanan son post 27 Şubat'ta. Yani 2 ay önce. Yine siz siz olun, dostluğumuzu unutmayın ayda bir bu adresi kolaçan edin, belki birkaç şey zırvalamışımdır. Ancak biraz önce de dediğim gibi 'çılgın proje' 2012'nin yaz aylarında başlayabilecek.

Ha bir de unutmadan söyleyelim, yine aklıma esince, rahat ve sakin ortamı bulduğum da şu adreslerde de bulunabilirim.

http://lifedoesnotforgiveweakness.tumblr.com/
http://bolbasket.com/

Herkese sevgiler, saygılar.

Pazar, Ocak 30, 2011

Euroleague Tarihinin En İyi ve Komik Röportajı



Bizim Darius ve ikizi Ksistof ile röportaj yapılmış Montepaschi Siena - Fenerbahçe Ülker maçı öncesinde. Oldukça eğlenceli olmuş röportaj, kanımca Euroleague tarihinin en iyisi. Montepaschi Siena TV'nin gerçekleştiği röportaj İngilizce olmasına rağmen 5.sınıfı bitiren herkesin anlayabileceği bir seviyede. Gülerek geçireceğiniz beş dakika sizi bekliyor.

Cumartesi, Ocak 22, 2011

Serge Ibaka

Bir varlığa karşı sempati duymayı bazen nedenlendiremezsiniz, içinizden gelir o duygu. Elbette ortak noktanız vardır o varlıkla ama sebebini tam anlamıyla çözemezsiniz. Benim de nedenini bir türlü çözemeden sempati duyduğum ilginç sporcular var. Bunlardan ilk aklıma gelenini yazıyorum; Serge Ibaka.

Vasatın üzerinde bir NBA takipçisi olarak açıkça söylemeliyim ki Serge Ibaka ismini ilk kez 2K10'da görmüştüm. Kendime haksızlık etmeyeyim 2008 yılında draft edilmiş bir bench-warmer'ı tanımak için çok da geç kalmamışım aslında. Neyse efendim tanıdık işte bu ilginç insanı. Tanıdığım andan itibaren de ısındım genç Kongo'luya. Şimdi konu genç siyahi bir genç olunca bazı kısımlarca "gay amua goyim bu" ya çekilebilir ancak alakası yok. Hani olur, yıldız takımı maçına giden gencin velisi tribünden hep oğlunu izler ya onun gibi bir şeydi bendeki Ibaka sevigisi.

Şimdi birkaç post öncesi gibi güzel adam diyip şöyle bir fotoğraf koysam kesin gay damgasını yerdim. O nedenle usturuplu bir fotoğraf koyup postu bitiriyor...yeter lan vurmayın.

Cuma, Ocak 07, 2011

Horto Magico*

Günlerdir ağzımda dolaşan beste. 
in' ena horto magico, dhoste mou ligho ghia na pio, ton pao mou na onirefto ke na fonaks' os to theo: panatha mou, se aghapo, san heroini, sa skliro narcotico, san to hashish, to lsd, ghia/me sena pao mastouroni ol' i ghi, ol' i ghi. panatha mou, panatha mou, se aghapo, se aghapo, opou ki an pezis panda tha s' akoloutho, s' akoloutho, pao edho, pao edho, pao eki, pao eki, opou ki an pezis panda tha 'maste mazi, panda mazi.
Güzel besteymiş de Türkçesi nedir bunun derseniz :
Bu sihirli bir ot(esrar), bana biraz tadımlık ver, pao'yu düşlemek için ve Allah'ına kadar bağırmak için.. Panathinaikos'um, seni seviyorum , eroin gibi, narkotik madde gibi, haşhaş gibi. Senin için bütün dünya taşlaşır, seninle bütün dünya yüksek Panathinaikos'um, seni seviyorum, nerde oynarsan oyna seni takip ediyorum, Pao burda, Pao orda, nerde oynarsan oyna hep beraber olacağız.
*Horto Magico Yunanca sihirli ot anlamına gelmektedir.

Pazar, Ocak 02, 2011

Euroleague Trickshots

Malumunuz 4 Ocak yaklaşıyor; Euroleague Top 16 kuraları Barcelona'da çekilecek. Kuralar çekilecek çekilmesine de eski kura heyecanı yok maalesef. Format gereği gruplar neredeyse belli olmuş durumda; Barcelona'daki kura sadece bazı taşların yerini kesinleştirecek.

Hal böyle olmuşken formatı bir araştırayım, ne gibi olasılıklar var diye bir heyecanla Euroleague'in resmi sitesine atıldım. Atıldım atılmasına ama siteye girince benim dikkatimi başka bir şey çekti akşam akşam. Gözler ve vücut yorgun olunca, yarınında pazartesi olduğu düşünüldüğünde Top 16 grupları hakkında araştırma yapmak, bu linke tıklamak karşısında hiç işime gelmedi ve o yorgun gözlerim resmi sitenin sağ altındaki reklama çarptı. İyi de çarpmış, pazar akşamı keyifli bir yarım saat geçirdim.

Daha önce rastlamamıştım Sporting Bet'in Euroleague modüler oyununa. Basit bir oyun ama insan Euroleague takımlarını böyle bir platformda görünce keyif alıyor işte. Zaten benim en büyük şikâyetimdir; Euroleague takımlarının NBA 2Kvari bir oyununun olmaması. Neyse efendim oyunu ilk kez oynayacaklar için keyifli ve eğlenceli. Öldürülecek yarım saatim var diyorsanız sizi şu adrese alalım.

Salı, Eylül 21, 2010

Çok Resmi Açıklama


Evet efendim, blog ile ilgili ilk resmi açıklamamızı yapalım. Ben Emre Yılmaz ve yeni yazar arkadaşımız Buğra Bayazit, YGS-LYS yolundaki öğrencileriz. Bir yandan okuldaki ağır öğrencilik şartları diğer yandan dershane derken eski dönemlerdeki gibi yazı yazmamız pek mümkün olmuyor.

Buğra arkadaşımız daha nadir yazacağı yazılarıyla aramızda devam edecek iken, bendeniz olabildiğince aktif olmaya çalışacağım. Gündemdeki spor olayları üzerine görüşlerimi eksiksiz olarak buraya aktarmaya çalışacağım. Ayrıca 3 - 5 gün post yazıp blog kapatanlardan değiliz, bu da böyle biline. Kısaca takipte kalın, hadi selametle.

Cumartesi, Eylül 18, 2010

Maddi Manevi Lay Lay Lay


2010 Dünya Basketbol Şampiyonası'nda ikinci olarak gümüş madalyanın sahibi olan Türkiye, şu sıralar kazandığı başarı ile değil, aldığı prim ile gündemde. 12 Eylül akşamı Amerika Birleşik Devletleri'ne kaybederek ikincilik kürsüsüne çıkan milli takım tarihi bir başarı elde etmişti. Final maçı öncesi açıklanan primler ise kazanılan başarının önüne geçti şampiyona sonrasında.

83 - 82 kazanılan Sırbistan maçı sonrasında Başbakan R. Tayyip Erdoğan, milli basketbolcuların primlerini açıklamıştı. Her basketbolcu şampiyon olunmasa bile 1,5 milyon lira prim alacaktı. Şampiyon olunması durumunda ise büyük sürprizler olacaktı milli takım için. Ayrıca yine final maçı öncesinde iş adamı Ahmet Ağaoğlu, milli basketbolcuların hepsine birer ev hediye ettiğini açıklamıştı. Yani milli takım final maçı öncesinde prim ve hediyelere boğulmuştu. Maç öncesindeki rehavet ve rahat ortamın sebeplerinden biri de bence bunlardı. Final maçı Amerika'ya karşı kaybedildi, normal bir sonuçtu. 12 Dev Adam Dünya ikincisi olmuştu, hepimiz sevinçliydik.

Ancak ipler şampiyona bittikten bir gün sonra Başbakan'ın resmi bir tören ile milli takıma 28 milyon lira vermesi ile koptu. 12 Dev Adam'ın yanı sıra koç Bogdan Tanjevic, yardımcı koçlar Harun Erdenay, Orhun Ene ve Nihat İziç, Barbaros Akkaş ve bir dolu yan eleman bu primden yararlanacaktı. Hatta sakatlanıp kadro dışında kalan Engin Atsür bile prim alacak isimler arasındaydı. Doğrusu da buydu zaten. Emeği geçen herkes ödüllendirilmeliydi bu tarihi başarı karşısında.

Fakat insanlarda rahatsızlık yaratan durum, kimin prim aldığı veya almadığı değildi. Toplam olarak dağıtılan prim miktarıydı çoğu kişinin aklına takılan. Medyada da birçok karşılaştırılma yapıldı. Futbolda 2010 Dünya Şampiyonu İspanya, futbolculara kişi başı 600 bin Euro prim vermişti. Kamuoyunda giderek artan baskılar neticesinde bu paranın sponsorlar tarafından verildiği açıklandı. Bizi yenerek şampiyon olan Amerika ise prim olarak 25 bin dolar vermişti kişi başı. Aynı şekilde bronz madalya alan Litvanyalı basketbolcular ise 4.100 dolar prim alacaktı şampiyona sonrasında. Türkiye cephesine döndüğümüzde 28 milyon liranın herhangi bir sponsor tarafından karşılanması neredeyse mümkün değil. Bu nedenle bu primin tamamı devletin cebinden çıkıyordu. Tam tamına 28 milyon lira. Verilen parada gözümüz yok, yanlış anlaşılmasın. Sonuna kadar primi ve hediyeleri hakkettiler. Türkiye'ye spor tarihinin en büyük başarısını yaşattılar. Helali hoş olsun hepsine.

Ancak benim takıldığım nokta Slovenya maçının bitiminden itibaren başlayan, özellikle kaptan Hidayet Türkoğlu'nun başını çektiği "Maddi manevi laylaylay" olayı. Hido bu durumu daha da ileri götürerek, Başbakanlık'ta da maddi manevi tüm destekleri bekliyoruz dedi. E yuh be adam ! derler. 28 milyon lira + 500 Cumhuriyet altını + 1 lüks villa almışsın edebinle otur artık. Yıllık 10 milyon 400 bin dolar kazanan bir basketbolcusun. Bugünlerde birçok maddi sorunla boğuşan bir ülkede, çoğu vatandaşın hayalinde göremeyeceği paraları alıyorsun. Artık daha fazlasını istemek terbiyesizlik olur.

Tabii bu durumu görünce insanın aklına "Destek görmek için illa her ortamda maddi manevi laylaylay" diye bağırmak mı gerekiyor sorusu geliyor. Avrupa Şampiyonu olan Nevin Yanıt, Dünya Şampiyonu olan Selçuk Çebi, Dünya Şampiyonu Nurcan Taylan küçük(!) başarıları için ne yapmalılar ? Sponsor desteği alabilmek için, uygun ortamlarda çalışabilmek için onlarda TRT3 mikrofonu uzatıldığında "maddi manevi laylaylay" diye bağırmalılar değil mi ?

Salı, Ağustos 24, 2010

Ryan Giggs Olabilmek


"Biz futbolun sahte dünyasının içindeyiz. Bu tamamen düzmece bir dünya. Bize basit bir oyun oynamamız için milyonlarca dolar ödeniyor. Ama biz sadece sistemin devam etmesi için kendini satan köleleriz. Ben sadece futbolcu Jesus Almeyda değilim. Bir insanım, bir babayım ve bir çiftçiyim. İşte bu benim. Futbolun içinde kaldığım her gün gerçek Almeyda'dan uzaklaşıp, kişiliğimi yitiriyorum." 

Not: Fotoğraf altı yazı http://jesusalmeyda.blogspot.com/ adresinden alınmıştır.

Pazartesi, Ağustos 23, 2010

Telaffuz Önemlidir


Rahmetli Barış Manço'nun bir özelliğini çok severdim. Gittiği ülkelerdeki yerel halka, o bölgenin diliyle seslenirdi. Manço'nun ağzından çıkan yerel dil ifadelerini duyan halk mutlu olur ve misafirlere daha sıcak davranırdı. Yani birkaç kelime söylemeniz için bir dili bilmenize gerek yoktur, kısa bir yardımın ardında kolayca iletişim kurabilirsiniz. Bu kadar dersin ardından konumuza geçelim.

Bildiğiniz üzere 30 yıl öncesinde çok az sayıda yabancı sporcu gelirdi ülkemize. Gerek futbol gerekse basketbol branşlarında, takımlardaki yabancı sayısı ikiyi geçmezdi. O nedenle ki takımların neredeyse tüm taraftarları bu yabancılarla içli dışlı olurdu. Onları kendilerinden biri olarak sayardı. Herkes takıma katılan bu yabancıların adını ezbere bilir, onlarla yakın ilişkiler kurardı. Takvimler 90'lı yılların ortasını gösterdikten sonra ne yazık ki bu durum değişmeye başladı. Ülkemize gelen yabancı sayısı her alanda arttı. Artık kim gelir, kim gider bilmez oldu taraftar. Günde 2 yabancı oyuncu gelip, 3 yabancı oyuncu takımdan gönderilir bir duruma gelmiştik. Haliyle taraftarlarda bu yabancıları tanımak da zorluk çekiyordu. O yüzden taraftarın sahadaki sporcunun adını söyleme de zorluk çekmesi anlaşılabilir. Fakaaaat ! Televizyonda, radyoda spikerlik, muhabirlik, yorumculuk yapan kişilerin bu oyuncuların isimlerini bilmeme, yanlış söyleme hakkı yoktur. Ha bir olur, iki olur bu yanlış söylemler. Diliniz sürçer, kabul edilebilir bir durumdur. Ama siz bu yabancı sporcuların isimlerini inatla öğrenmemek için mücadele ederseniz, işte bu olmaz.

Geçtiğimiz yıllarda bir "Aurelio" vakası vardı. Kimileri "Orelyo" kimileri "A-u-re-lio" derdi. Doğru söyleniş ikincisi olacak. Ancak yıllar boyu bu telaffuz sorunu sürüp gitti. Neyse ki Marco-Mehmet Aurelio Türkiye'den ayrıldı, bu telaffuz sorunu rafa kaldırıldı. Fakat gündemimizde yeni bir telaffuz sorunu var. Miroslav Stoch. Saygıdeğer spor adamlarımız 5 harflik soyadı halde hale soktular. Yok "Skoç", yok "Stoç", yok "Sçoh" yok "Shotç". Bir türlü doğru telaffuz edemedi bazı yorumcularımız cânım ismi. Doğru söylemi Miroslav "Stoh" şeklinde olacak. Ne yazık ki eşek yükü ile para kazanan bazı kişiler, küçük ama önemli ayrıntılara dikkat edecek kadar nezakette bulunmuyor.

Çarşamba, Ağustos 18, 2010

Reklamlar İyidir Ama...


Reklamın temel amacı, müşteri ya da taraftarın ana ürüne ilgi göstermesini sağlamaktır. Bildiğiniz üzere 10 gün sonra Dünya Basketbol Şampiyonası Türkiye'de düzenlenecek. Bu nedenle piyasada birçok milli takım reklam var. Turkcell'inden, Adidas'ından tutun da, Garanti Bankası'na kadar milli takımın bütün ana sponsorları reklamı yarışına girdiler. Bu yarışa son olarak, Türk Hava Yolları katıldı. Türkiye milli takımının 3 ana sponsporundan biri olan THY, reklam filmiyle de rakiplerini yakalamış gibi gözüküyor. Ancak unutmayınız ki müşteri ya da taraftar ürünü reklamdaki gibi bulamazsa bir daha ona ilgi göstermez.

Türk Hava Yolları Reklamı :


TURKISH AIRLINES - Türkler Uçuyor from KALA FILM on Vimeo.

Perşembe, Ağustos 12, 2010

Gregg Popovic - Tobin Bell


Sol karede San Antonio Spurs koçu Gregg Popovic, sağ karede Saw serisinin başrol oyuncusu Tobin Bell var. Nedense bu ikiliyi birbirine çok benzettim, umuyorum bir tek ben benzetmemişimdir.

THY Ana Sponsor Oldu


Yaklaşan Dünya Basketbol Şampiyonası öncesinde, basketbol milli takımımızın ana sponsorları artıyor. 12 Dev Adam'ın daha önce Garanti Bankası, Turkcell ve Adidas olmak üzere üç ana sponsoru vardı. Bugün yapılan anlaşma ile birlikte bu sayı dörde çıktı. Türk Hava Yolları, imzalanan sözleşme ile 2012 yılına kadar Milli takımımızın ana sponsoru olacak.

Sponsorluk anlaşmaları hem sponsor olan firmalara hem de sponsor olunan takımları büyük artı katıyor. Yapılan bu sponsorluk anlaşmaları, takıma kolaylık sağlamasının yanında birçok yan faaliyete de olumlu yönde katkı yapıyor. 2001 yılından beri Garanti Bankası, basketbol milli takımıza sponsor olmasının yanında basketbolun gelişmesine dair birçok projede bulundu. Bu sayede bugün 55 merkezde 27 bin genç basketbolla ilgileniyor. Aynı yolu günümüzde THY izliyor. Gerek yurt dışında gerekse yurt içinde yaptığı sponsorluk anlaşmaları ile doğru işlere imza atıyor. Kısacası sporda ülke olarak kalkınmak istiyorsak, sponsorlukların yeri çok önemlidir. Genç sporculara destek olursak, onlardan başarı bekleme hakkımız olabilir.

Pazartesi, Ağustos 09, 2010

Mario Balotelli & Colin Kâzım


İkisi de, büyük bir yeteneğe sahip. İkisi de, kökenleri farklı olmasına rağmen başka milli takımlarda oynuyor. İkisi de gece hayatını seviyor. İkisi de, saha içinde ve dışında sergiledikleri disiplinsiz davranışlarla dikkat çekiyor. Mario Balotelli ve Colin Kâzım birbirlerine ne de çok benziyor.

Salı, Ağustos 03, 2010

Shaq'ın İlginç Mektubu

1995 NBA final serisinde Orlanda Magic ve Houston Rockets karşılaşmıştı. Final serisinde Rockets, Magic'i süpürerek şampiyonluğa uzanmıştı. İşte Shaq'ın final serisinden sonra Hakeem Olajuwon'a yazdığı ilginç mektup :

EmreCeSpor Özel

Pazartesi, Ağustos 02, 2010

Yasaklanan Sadece Vuvuzela Değil



Türkiye'de yapılacak 2010 Dünya Şampiyonası öncesinde, FIBA'dan vuvuzela'ya yönelik bir karar geldi. Kararın neticesinde, Türkiye'deki salonlara vuvuzela giremeyecek. Taraftarların salona girişlerinde üstleri aranacak, vuvuzela bulunursa el konulacak. Fakat bu karar sadece vuvuzelayı kapsamıyor. FIBA'nın kararına göre, salona yüksek desilbelde ses çıkaran hiçbir enstrüman giremeyecek. Yani davul, zurna, darbuka gibi aletleri de salonlarımızda göremeyeceğiz şampiyona boyunca. Çok büyük bir eksiklik olacak gerçekten.

Neden Dünya'da Türk Lobisi Yok ?


Söylenir ki Türkler, Dünya'nın en eski topluluklarından biridir. Medeniyetin doğduğu yerlerde yaşamış, rakipleri ile hep çekişme içinde olmuş, ilginç bir topluluk Türkler. Eski zamanlara gittiğimizde, Türkler genellikle güçlü bir sisteme sahipti ve Dünya'daki yeri önemliydi. Fakat o güçlü topluluk bugün dünya çapında bir yere sahip değil. Özellikle de spor alanında önemli bir güç konumunda değil. Peki bunun sebepleri nelerdi ?

Türkiye, 1923 yılında kurulduktan sonra tek amacı; eski kara günlerden kurtularak, çağdaş medeniyetler seviyesine ulaşmaktı. Bunu bir birliğin sığıntısı altında yapmaktansa, kendi başımıza yapmalıyız diyordu Mustafa Kemal. Çok da doğru diyordu; kendi çizgimizi yaratmalıydık dünyada. Bir nevi kendi ekolümüzü oluşturmalıydık. Fakat işler istediğimiz doğrultuda gitmedi ve Avrupa'ya yani Batı'ya yakınlaştık. Bu yakınlaşma sadece siyasi ve politik hayatımızı değil, tüm sosyal faaliyetlerimizi etkiledi. Bunların başında da spor geliyordu.

Avrupa Birliği'ne girmek için ilk başvurumuzu 1961 yılında yaptık. O başvurumuzdan sonra ne olduysa oldu her şey ters gitti. Sanki biz Avrupa'nın ezilen çocuğu olduk. Bu durum sporumuzu da aynı şekilde etkiledi. Biz Avrupalı değildik; Batı'ya göre kültür ve geleneklerimiz çok farklıydı. Fakat Avrupa'nın içinde olmak istiyorduk. Çünkü Doğu artık bitmişti ve gericilik akımı hızla yayılıyordu. Biz de mecburen üvey evlat olarak görüldüğümüz Avrupa'ya sığındık.

Bu sığınma sanki bir deplasman maçı gibi olmuştu. Her maçımızı deplasmanda oynuyorduk. Her şey adaletli olacak sözüne rağmen işler hiç de öyle yürümüyordu. Gerek Yunan gerek İtalyan gerek Rus gerek Fransız gerek İngilizler spor bakımından Avrupa'nın dinamosuydular. Her şey onların istedikleri şekilde gerçekleşiyordu. Bu aç aslanların arasında, Türkiye'nin kendisine yer bulması neredeyse imkansızdı. Dolayısıyla da Türk lobisini oluşması. Biz bilmediğimiz bir yerde deplasmanda maçındayız tam 50 yıldır. Nerede görülmüştür deplasman takımının hakemi etki altında bıraktığı...

Pazar, Ağustos 01, 2010

Bu Ayrılık Zamansız Oldu Murat Kosova


NTV'nin bu günlere gelmesinde Kenan Onuk'un rolü büyüktür. Hem yaptığı işler ile hem de yetiştirdiği kaliteli spor insanları ile Türk sporuna büyük katkıları olmuştur rahmetli Kenan Onuk'un. Spor medyasına kazandırdığı en önemli kişilerden biri de Murat Kosova olmuştur. Gayet iyi olan spor spikerliğinin yanında iyi bir yorumcu olarak renk katmıştır Murat Kosova spor medyasına.

NTV'nin kuruluş ve yükseliş dönemlerinde göze çarpan isimlerinde başında gelirdi Kosova. Ayrıca futbol ve basketbol spikerliği yapabilen nadir kişilerdendi. NBA'in ve Avrupa futbolunun ülkemizde yayılmasını sağlayan NTV'nin mihenk taşı olmuştur Murat Kosova. NBA Stüdyo, NBA maçları, Dünya ve Avrupa Şampiyonlarında alıştığımız ve sevdiğimiz biriydi. Fakat ne olduysa oldu, Murat Kosova bir anda her şeyi bırakıp(Dünya Şampiyonasının başlamasına 1 ay kala) NTV'den ayrıldı ve sadece futbola yönelmiş bir kanal olan Lig Tv ile anlaştı. Garip bir durum gerçekten. Eminim kendisinin de bir bildiği vardır fakat bu karar, hem bizim için hem de onun için iyi bir adım olmadı bence.

Salı, Temmuz 27, 2010

We are Turkish Airlines 'Euroleague Basketball'


Artık dünya çapında ismini duyurmak isteyen şirketler sponsorluk yoluna başvuruyorlar. Özellikle de spor alanına yönelen şirketler, sponsorluk anlaşmalarından oldukça kârlı bir şekilde çıkıyorlar. Bu yolu izleyen Türk şirketlerinden biri de Türk Hava Yolları.

Son yıllarda büyük atılım yapan THY, spor alanında yaptığı sponsorluk anlaşmaları ile adını tüm dünyaya duyurmayı başardı.  Barcelona ile imzalanan sözleşme, THY için büyük bir adım olmuştu. Daha sonra Manchester United'a, Yunanistan Basketbol Ligi takımlarından Maroussi'ye, Almanya Basketbol Ligi takımlarından Giants'ın salonuna sponsor olmuştu THY. Geniş çaplı büyümesine devam eden Türk Hava Yollarının yeni hedefi, Avrupa Basketbolunun en önemli organizasyonu Euroleague oldu. Euroleague ile 10 yıllığına anlaşan THY, basit bir sponsorlukta kalmayıp, isim sponsorluğu için anlaştı. Artık Euroleague'in yeni ismi Turkish Airlines Euroleague Basketball olacak. THY'nin dünya sporuna verdiği önemi tebrik ederek, Türkiye sporuna yapacakları katkıları bekliyoruz.

Perşembe, Temmuz 22, 2010

Futbolcu Bob Marley

Reggae müziğinin efsanesi olan Bob Marley'in futbol oynarken çekilen ilginç fotoğraflarını gördüm. Jamaikalı duayenin bu eğlenceli fotoğraflarını görüp de koymamak olmaz diye düşündüm.1981 yılında aramızdan ayrılan Bob Marley'e dair birkaç eğlenceli futbol fotoğrafı:



Pazar, Temmuz 11, 2010

Bu Maçı Kim Kazanırsa Şampiyon Olacak ! Futbol Çok Enteresan...

Her şey Ömer Üründül'ün 2010 Dünya Kupasını yorumlamak amacıyla TRT ekibiyle, Güney Afrika'ya gitmesiyle başladı. Günde en az bir maç yorumlayan Ömer Abimiz, her geçen gün kendini bitirdi. Adeta bu turnuva ile yazarlık hayatına harakiri yaptı.



Bildiğiniz üzere Ömer Üründül, babasından kalma şekilde, Burger King'in Türkiye'deki ortaklarından. Zengin bir iş adamı olan Üründül, futbol yorumculuğundan para almadığını her yerde bağıra bağıra söylüyor. Futbolu sadece zevk için yorumladığını söyleyen saygıdeğer abimize söyleyelim ki, yorumları bizi zevkten dört köşe ediyor.



Alan daraltma, bloklar arası bağlantı, prese dayalı çağdaş futbol, kontrollü oyun, kollektif uyum, kritik anda skor avantajı, Hakan Şükür tipi çağdaş forvet, oyunu geride kabul etme, pres etkinliği, hücum varyasyonu, kombinezonlu atak, adam eksiltme gibi futbol terimlerinin yaratıcısı da yine Ömer Abimiz.



Aslında futbol yorumculuğuna kötü başlamamıştı Üründül. İlk olarak Tercüman gazetesinde boy gösteren büyük yorumcumuz, giderek kendini geliştirdi ve 1996 Avrupa Şampiyonası için televizyon yorumcusu oldu. O günden sonra gazetelerde bilimum yazı yazan Ömer Üründül'e daha öncede büyük tepkiler vardı. Fakat 2010 Dünya Kupası ile bu eleştiriler zirve noktasına ulaştı.



Buradan 16 yaşında olarak, neredeyse 4 katı yaşıma gelmiş bir insana ahkam kesmek istemem. Fakat sanırım buradan saygıdeğer spor yazarımıza bir tavsiye de bulunabilirim. Ömer Abimizin en büyük sorunu, kendi oluşturduğu ve yukarıda da yazdığım kalıpların içinde kalmış olması. Sanki maç içerisinde önünde yazanları okuyor gibi hissediyor seyirci. Tabii bu yaştan sonra insanın kendisini değiştirmesi de çok zor.


  ©EmreCeSpor - Todos os direitos reservados.

Template by Dicas Blogger | Topo