.

Cuma, Aralık 31, 2010

Hoşgeldin Saras

Avrupa basketbolunun yaşayan efsanelerinden Sarunas Jasikevicius beklenmedik bir anda Fenerbahçe Ülker'e transferi gerçekleşti. Oyun kurucu bölgesine yapılan bu takviye hem takım için hem de biz Fenerbahçe taraftarları için yeni yıl hediyesi oldu. Ben de at gözlüğünden sıyrılan nadir guardlardan biri olan Sarunas Jasikevicius'a kocaman bir hoşgeldin diyorum.
                           #LynnGreerkickout
Hadi canım sende diyip hala inanmayanlar için elimizde bir de resmi açıklamalar var. Buyrun efendim;

- Rytas cephesinden gelen açıklama.
- Fenerbahçe Ülker cephesinden gelen açıklama.

Perşembe, Aralık 30, 2010

El Diego 2


Doğru olan bir şey varsa bu gol bir efsane olmasına rağmen, Valdano'yu açık alanda solumdan koşarken bir daha görebilecek miydim acaba ? Aynen şöyle oldu: Sağdan sahanın ortasından oyuna başladım, topun üstüne bastım, üzerinde döndüm, Beardsley ve Reid'in arasından sıyrıldım. Tam o anda gitmem gereken birkaç metre daha olmasına rağmen kaleyi görüyordum. İçeriden Butcher'ı geçtim, o sırada Valdano yardımıma koştu çünkü son adam olan Fenwick peşimi bırakmamıştı. Onun pas atacağımı sanmasını bekliyordum çünkü o anda yapılacak en mantıklı iş pas atmaktı. Fenwick beni bıraksaydı topu Valdano'ya pas atacaktım. Valdano Shilton'la bire bir kalacaktı. Ama Fenwick beni bırakmadı. Ben de onu önüme aldım, topu bir tarafa gönderecekmiş gibi yapıp diğer taraftan, sağdan Fenwick'i geçtim. Fenwick bana yetişmek için çok çaba harcadı ama ben devam ettim. Çoktan kaleci önüme gelmişti. 1981'de Wembley'deki tamı tamına aynı noktadaydım. Aynı şekilde vuracaktım ancak...Aman Allahım, birden aklım başıma geldi! Shilton topa vuracakmış gibi yapmamı yedi, ben de onu geçtim ve sonuna kadar gittim. O anda sarı, iriyarı Butcher neredeyse bana yetişti ve sağlam bir tekme attı ama umursamadım ve hayatımın golünü attım.

Diego Maradona'nın kendi hayatını anlattığı El Diego adlı otobiyografi kitabının 141-142 sayfalarından bir bölüm.

Anlatılan golün videosunu izlemek için buradan buyrun.

1899-2010

Futbolu Bırakmasına Üzüleceğim 5 Futbolcu

Çarşamba, Aralık 29, 2010

Gereksiz Topçu Yolunda Gerek

Futbol stilini ve zekasını hiç mi hiç beğenmediğim Gökhan Ünal İstanbul Büyükşehir Belediye'ye kiralandı. Ayak bağlarının birinden kurtulduk en azından.

Çarşamba, Aralık 22, 2010

El Diego

"Hatırlıyorum kışlar çok soğuk, yazlar çok sıcak geçerdi. Evimiz üç odalıydı. Katı malzemeden yapılmıştı, gerçek bir lüks : Girişte telle örgülü bir kapıdan toprak bir avluya geçip girilirdi. Yemek pişirdiğimiz, yediğimiz, ödevlerimizi ve her şeyimizi yaptığımız bir salon ve iki yatak odası vardı. Sağdaki oda annemlerin; soldaki en fazla iki metrekarelik oda ise bizimdi, sekiz çocuğun. Yağmur yağdığında sızıntıların arasından geçerek dolaşır, evin içinde dışarıdan daha fazla ıslanırdık. Bırakın lavaboyu, akan suyumuz bile yoktu. Sokaktaki tek çeşmeden su almak için yirmi litrelik yağ tenekelerini kullanırdık ve böylece annem çamaşır bulaşık yıkayabilir, yemek yapabilirdi. Aynı şekilde yıkanırdık ; elimizle tenekeden su alır ve yüzümüze, koltuk altlarımıza, mahrem yerlerimize dökerdik. Saçımızı yıkamak daha karmaşık bir işlemdi. Bu nedenle kışın en iyisi yıkanmamaktı. Zaten 9 yaşıma kadar kış aylarında ya hiç banyo yapmadım ya da uzun aralıklarla yaptım."
Diego Maradona'nın kendi hayatını yazdığı El Diego adlı kitabın 12. sayfasından bir bölüm.

Salı, Aralık 21, 2010

Dünya'nın Melekleri

Olağanüstü geçen bir önceki sezonun son artçı turnuvasıydı Dünya Kulüplerarası Voleybol Şampiyonası. Sezon sonu takımdan ayrılan 'Moskova Kulesi' Gamova'nın yerini gerekli hamlelerle dolduran Fenerbahçe Acıbadem, Doha'daki turnuvanın da favorisi olarak gösteriliyordu. Özellikle bize en büyük rakip olarak gösterilen Sollys Osasco'yu 3-0 yenerek turnuvaya başlanması okların Fenerbahçe Acıbadem'e yönelmesine neden oldu.

Sarı Melekler okların yönünü şaşırtmadı ve 6'lı turnuvayı başladığı gibi -tüm maçları 3-0 ile kazanarak- bitirerek tarihi bir başarıya imza attı. Bize de Dünya'nın En İyi Melekleri'ni bilmem kaçıncı kez tebrik etmek düştü.

Cuma, Aralık 10, 2010

Maça 2 Periyot Geç Başlamak

Açıkçası maç öncesinde Fenerbahçe Ülker'i son Euroleague şampiyonu önünde favori görenlerdendim. Gerek Fenerbahçe Ülker'in yakaladığı ritm gerek Barcelona'nın geçen sezon ki performansından uzak olması benim görüşümü destekleyen önemli noktalardı. Ancak rakibin son şampiyon olduğunu ve geçen sezon bizi nasıl madara ettiğini de aklımın bir köşesine yazıyordum.

Veteran Gianluca Basile'nin yanı sıra Juan Carlos Navarro ve Pete Mickael'in de sakatlık problemlerinden dolayı İstanbul'a gelemeyecek olması maç öncesinde daha da ümitlenmeme neden olmuştu. Sonuçta 1,5 ay önce hem Navarro hem de başımızın belası Mickael kadroda yer alırken deplasmanda 8 sayıyla yenmişti Fenerbahçe Ülker Barça'yı.

Hafta sonunda ACB Ligi'nde Estudianstes'e 63-62 yenilen Barcelona'nın hedef maçıydı Sinan Erdem'deki maç. Katalan ekibi maça o kadar konsantre başladı ki 15.742 taraftar ne olduğunu anlayamadı. Erazem Lorbek ve Fran Vazquez ile beklediğimiz taktikle maça başlayan Barça skor üstünlüğünü maçın ilk dakikasından almayı başardı ve bir daha bu üstünlüğü bırakmadı. Maçın sonuna 1.57 kala farkı 2 sayıya kadar indirdik fakat bir türlü öne geçemedik.

Maçın sonunda aklımda kalanları şöyle bir yazayım dedim :

  1. Cholet maçı sonrasında da benzer şeyleri söylemiştim ama artık yeter. Yeter Darius yeter. Sezon başladı; sezon başıdır, daha yeni geldi form tutar dedik, olmadı. Euroleague'de önemli dakikalarda sahneye çıkar dedik, olmadı. Ligde masaya yumruğunu koyar (Antalya BŞB maçı hariç) dedik, olmadı. Yukarıda da yazdığım gibi bu maç öncesinde büyük beklentim vardı Darius'tan ancak olmadı, olmadı. Yine olmadı Darius.
  2. Ömer Aşık tipi pivot. Bu tanım biraz Hakan Şükür tipi forvet tanımına benzedi ama durum gerçekten böyle. Fran Vazquez ve Boniface N'dog dün akşam bizi bitiren oyuncular oldu. Uzun kollar, atletik stil ve şutör oyun Barcelona'nın pota altından 47 sayı bulmasının ana nedenleriydi.
  3. Ukic'i yedekleme sorunu. Maçın özellikle sonlarına doğru Ukic'in nefes almakta zorlandığını gördük. Sürekli dribling yapması onun yorulmasını kolaylaştırıyor. Lynn Greer'ın da son haftalardaki form düşüklüğü Ukic'in süresini çoğaltıyor. İleri ki haftalarda Engin Atsür'ün takıma katılması Ukic'in yükünü hafifletecektir.
  4. Her geçen hafta Sinan Erdem'deki taraftar sayısı artıyor. Bu sefer ki rakam 15.742. Gerçekten süper, büyük ihtimalle en çok kişiye oynayan takım olacak sezon sonunda Fenerbahçe Ülker.

Pazar, Aralık 05, 2010

2022 Katar

1971 yılında bağımsızlığını ilan etmiş bir ülke Katar. Resmi devlet olmadan önce kabilelerin ayrık olarak yaşadığı bir bölge olan Orta Doğu'nun küçük ülkesi Katar, zengin ekonomisini tahmin edebileceğiniz üzere petrol ve diğer yer altı madenlerine borçlu. Dünyanın en çok petrol kaynağına sahip olan ülkesi olan Katar ayrıca kadın/erkek oranının en yüksek olduğu ülke olarak da dikkat çekiyor. Yaklaşık her bir kadına 310 erkek düşüyor bu küçük ülkede.

Tabii erkek nüfusunun bu kadar baskın bir ülkede futbol seviyesinin yüksek olmasını bekleyebiliriz. Ancak durum hiç de öyle değil, Katar FIFA sıralamasında 113. sırada yer alıyor. Halk da yöneticiler de ülkeden futbolcu çıkmayacağını anlamış olacak ki artık organizasyon düzenleme işine girmişler. Madem futbolu beceremiyoruz, organizasyon düzenlemeyi en iyi şekilde yapalım demiş olacaklar ki 2022 Dünya Kupası ev sahipliği için mükemmel hazırlanmışlar. Dolayısıyla bileklerinin haklarıyla 2022 Dünya Kupası ev sahipliğini Asyalı dostlarının ve Amerika'nın elinden aldılar.

Katar'ın ev sahipliği yolundaki en büyük destekçisi Zinedine Zidane olmuştu.
Sepp Blatter final oylaması sonucu zarftan "Qatar"ı çıkardı.
Emir Sheikh Hamad Bin Khalifa Al Thani'nin oylamayı kazandıktan sonra yüzünden oluşan sevinç.

***

Katar'ın farklı aşiretlerin birleşimi sonucu bir devlet haline geldiğini yukarıdaki satırlarda yazmıştık. İşte bu durum stat yer ve isimlerine de yansımış. 7 ayrı Emir'in yedi tane kendi adında stadı yapılacak 2022'e kadar. Sanırım herkes kendi stadının yapımını üstlenecek.
Al - Shamal Stadyumu.
45,120 kişilik olağanüstü stat denize sıfır olması ile göz kamaştırıyor. Stadyuma express tren, taksi ve metro ile ulaşılabiliyor.

Al Wakrah Stadyumu.
45,120 kapasitesinin yanında büyük bir spor komplesi Al Wakrah. 365 gün kullanıma açık spa ve spor merkezleri taraftarların ilgisini toplayacaktır.

Al Khor Stadyumu.
45,330 kişilik kapasitesine rağmen benim dış görünüş olarak en beğendiğim stadyum Al Khor.  Stadın mimari yapısı tek kelime ile harika.

The Umm Slal Stadyumu.
Net 45,000 kişilik kapasitesinin yanı sıra altın sarısı rengiyle altın küpünü andıran stadyumu la Bombonera'nın modern haline benzettim açıkçası.

Qatar University Stadyumu.
43,520 kişilik kapasiteye sahip stadyum ulaşımı en kolay stad olarak dikkat çekiyor.

Sports City Stadyumu.
Stadın kapasitesi 30,130. Stadın dışına dair bilgiler veriliyor şuan ancak stadın dış görüntüsü bile yeterli görünüyor.
Al - Rayyan Stadyumu.
44,740 kişilik kapasitesinden çok stat dışı atraksiyonlarıyla dikkat çekiyor Al - Rayyan. Stat içinde olan biteni yansıtan dev plazmalar stadın etrafını saracak.

Al - Gharafa Stadyumu.
44,740 kişilik stat, Al - Gharafa emirliğine bağlı olacak.
The Doha Port Stadyumu.
89, 069 kişilik kapasite ile yapılacak stadyumlar arasındaki en büyük stat. Tabii stadın başkent Doha'da ve bir ada üzerinde yapılacak olması tüm dikkatleri üzerine topluyor.

***

Fakat siz şimdilik 2022 Katar'ı falan bırakın, önümüzde 2014 Brezilya var. Bir futbol ülkesinde dünya kupasının keyfini yaşadıktan sonra döneriz artık 2018 Rusya'ya, 2022 Katar'a.

Perşembe, Aralık 02, 2010

Son Dönemeç Öncesinde

Sınavlar falan derken Fenerbahçe Ülker'in Euroleague yolculuğu hakkında bir iki kelam söylemekten geri kaldım açıkçası. En son Cholet deplasmanında alınan yenilgiyi değerlendirmiştim, aradaki 2 haftayı yazmadan geçmemeyim dedim.

Rakibin Eksiklerini Görme ve Oğuz'un Önemi :


Yazıdaki ilk durağımız Litvanya olacak. Khalid El-Amin, Brad Newley ve Cemal Nalga gibi bize tanıdık isimlerin yanında Sarunas Jasikevicius'u kadrosuna katan Rytas Fenerbahçe Ülker için deplasmanda zor bir rakipti. Ancak Fenerbahçe Ülker Siemens Arena'da basketbolun doğrularını tam anlamıyla yerine getirdi.

Sarunas Jasikevicius'un uzun süre basketbol oynamamış olması, oyun kurucu bölgesinde Rytas'ı Khalid El-Amin üzerine yoğunlaştırdı. Savunma yapmayı neredeyse bilmeyen, hücumu ise Euroleague düzeyinde göz kamaştırıcı olmayan El-Amin'i karşısında bulan Roko Ukic işte tam bu arada devreye girdi. 24 sayı ile kariyer rekorunu kıran Ukic maçın kırılma anlarını kusursuz oynadı. Hem dış şutlarındaki isabetleriyle hem de delici oyunuyla Fenerbahçe Ülker'in önemli kozu olduğunu bir kez daha ortaya koydu Hırvat guard.

Vilnius'taki ikinci önemli nokta ise Oğuz Savaş'tı. Pota altında zayıf olan ekiplere karşı Oğuz'un ne kadar büyük bir koz olduğunu gösteren bir maçtı Rytas - Fenerbahçe Ülker maçı.  17 dakikada 16 sayı ile oynayan genç pivot Rytas'a vurulan darbenin en önemli mimarlarındandı. Geçtiğimiz sezonlarda denk gelirse top ile buluşan Oğuz, Neven Spahija'nın sistemiyle neredeyse her hücum top ile buluşuyor. Bu maç ile Oğuz topla istikrarlı buluştuğunda neler yapabileceği herkese gösterdi.

Taraftarın İtme Gücü :

Cibona Zagreb maçı öncesinde söylenebilecek pek fazla bir şey yoktu. Rakip Euroleague'in galibiyet alamayan tek takımıydı. Yaşadığı mali problemler ve düşük kaliteli kadrosu ile Cibona Zagreb'in Fenerbahçe Ülker'e Sinan Erdem'de 15.168 taraftar önünde direnç göstermesini beklemek hayalciliğin önüne geçmezdi.

1990-1993 yılları arası doğan 7 tane oyuncusu bulunan Cibona Zagreb'in belki de kör olarak atacağı son kurşundu Fenerbahçe Ülker maçı. Geçen sezon olduğu gibi mucizenin peşinden koşabilirdiler grup liderini deplasmanda yenerlerse. Ancak Fenerbahçe Ülker konsantrasyon sorunu yaşamadığı maçta doğal olarak zorlanmadı. Geçen sezon Barcelona'ya karşı 1.000 kişiye oynayan Fenerbahçe Ülker bu sezon 30 sayı ile kazandığı Cibona Zagreb maçını bile 15 bin kişiye oynuyorsa bu takım bazı şeyleri hedefliyor demektir. Adını şimdiden dillendirmek kendi totemimi bozabilir, o nedenle daha sonra yazalım bu satırlarda yıllardır süregelen hedefi.

Cuma, Kasım 26, 2010

George Best

Adı Belfast'taki iki havaalanından birine verilmiş olan efsane.
25 Kasım 2005 günü gözlerini yummuştu futbol tarihinin en yetenekli futbolcularından George Best. Hayatının üç aşkından biri olan alkol onu 59 yaşında diğer dünyaya alıp götürmüştü. Ancak futbol Best'in efsane olması için yeterliydi. Çünkü Best futbolu adına yakışacak düzeyde oynardı.

George Best'in hayatının bir diğer anlamı ise kadınlardı. Rakip takımların maçlarından çok güzellik yarışmalarını takip ederdi diye bir söylenti var, ne kadarı doğru bilemiyorum. Britanya'da nerede güzel, genç ve tasdikli bir kadın orada Best vardı.

Best belki futbol hayatı boyunca bir müze dolusu kupa kazanmadı ancak futbol tarihinde çığır açtı. Rahatlığı ve doğallığı yansıttı yeşil sahaya. Alkolik olarak maça çıkması belki tarihin en güzel gollerini görmemizi engelledi ama felsefesi her zaman aklımızın köşesinde oldu.

5. ölüm gününü saygıyla anıyoruz Kuzey İrlandalı...

*Ayrıca Klasik Futbol Blog'un George Best yazısı önerilir.

Perşembe, Kasım 25, 2010

Hastasıyız


Tek kelime ile hastasıyız, hem oyununa hem de güzelliğine.

Pazar, Kasım 21, 2010

Vidmar'ın Yerini Doldurmaca 1


Gasper Vidmar'ın sakatlığı hakkında uzun uzadıya yazmıştık tam burada. Bu uzun süreli sakatlığın takımı nasıl etkiyeceğini, eksikliğin takım içinden ve dışından nasıl doldurulabileceğine dair beyin fırtınası yapmıştık. Ancak hiç böylesini tahmin etmemiştik açıkçası; müzmin sakat Sean May (2.06) denenmek üzere İstanbul'a geliyor.

Parlak kolej kariyerini bir o kadar kara olan NBA kariyeri takip eden 'Glen Davisvari' Sean May, draftlarda 13.sıradan seçilme başarısını göstermiş biri. Yani kumaş var, belli bir düzeyde yetenek ve basketbol zekası da var. Peki fizikî açıdan Sean May hala o seviyede mi ? Bunu söylemek çok zor. Özellikle o kilo/boy orantısına göre geçirdiği sakatlıklar kariyerini önemli ölçüde etkiledi.

Fenerbahçe Ülker, kendi ağzından da dediği gibi bir olta attı, balık gelirse ne alâ, gelmezse canlar sağ olsun denilecek ve yeni hedeflere yönelinecek. Özellikle TOP 16 sonrasında seçenekler ve fırsatlar çoğalacaktır, o noktadan sonra gerçek katkı verecek isimleri beklememiz daha akılcı olacaktır.

Cuma, Kasım 19, 2010

Flashback 10


                             Mirsad Türkcan - Marcus Haislip Kavgası

Neredeyse 4 yıl önce olmuştu bu kavga, 12 Kasım 2006. Ülker ile Fenerbahçe'nin birleştiği ilk yılda ilk Efes Pilsen karşılaşması. Fark açılmış, rahat bir oyunla Fenerbahçe Ülker öndeyken bir anda oluveren ve hafızalara kazınacak bir kavga. Tabii sonrasında iki tarafında alacağı 9'ar maçlık ceza.

Perşembe, Kasım 18, 2010

Greg Od(u)n


2007 yılı draftlarına tarihinin en iyi uzunlarından birinin gireceği söyleniyordu. Ohio State ile NCAA'yi kasıp kavuran, yaşıtlarını ezen bir uzun geliyordu. 2003 draftı kadar olmasa da değerli ve şaşalı bir draft senesiydi 2007. T-Mac ve Dwight Howard'tan çok daha iyi iki çaylağın NBA'ye geliyor söylentileri herkesi heyecanlandırıyordu. Aynı sene Portland Trail Blazers yine bir off-season geçirmiş, draftlarda avantajlı yer kovalıyordu. İki tarafın draft gecesinde buluşması yüksel ihtimaldi.

Önceki senelerde Brandon Roy ve LaMarcus Aldrigde gibi iki önemli genci kadrosuna katan Blazers'in hedefinde Greg Oden vardı. Normaldi; uzun rotasyonunda hedefleri karşılayacak önemli bir pivot yoktu. En azından Greg Oden'a Kevin Durant'tan daha çok ihtiyaç vardı 2007'nin haziranında.

Sonuçta Blazers ilk tur birinci sıra tercihini Oden'dan yana kullandı ve Kevin Durant'ı elinin tersiyle itti. Belki de hayatının en şansız kararını almıştı GM Kevin Pritchard. Drafttan kısa bir süre sonra Greg Oden çok ciddi bir diz sakatlığı geçiriyor ve sezonu kapatıyordu. O günden beri süregelen cenabetlik bizim koca adamın peşini bırakmıyor.

Çaylak sezonuna bir yıl geç başlayan Oden dolayısıyla Blazers taraftarları dışında herkesin gözünden düşüyor. Ancak Oden kendisine güvenen topluluğu da hayal kırıklığına uğratıyor ve beklenti/sonuç oranında vasat bir sezonu arkasında bırakıyor.

Gün 17 Kasım 2010. Greg Oden artık tamamen yıldız statüsünden uzaklaşırken bir kez daha dizinden sakatlanıyor. Bu kez diğer dizinden sakatlanan Oden yine bir sezonu off olarak geçirmeye hazırlanıyor.  2.13 boya ve 140 kiloya sahip birinin 3 yılda 2 ağır diz sakatlığını kaldırması hiç kolay değil. Oden'ın gelecek sezon Free Agent olacağını düşündüğümüzde, biraz sakatlıkların da etkisiyle hak ettiği mertebeye düşeceğini öngörebiliriz.

Kaçan Balık Büyük Olur












Vidmar sakatlandığından beri içimde hep sıkıntıydı Cholet deplasmanı. Montepaschi Siena'nın Barça ile oynadığı haftayı deplasman galibiyeti ile kapatmak şöbiyete benzerdi. Ancak olmadı; Cholet Basket 82 - 78 ile maçı kazanan taraf oldu.

Yarı sahayı geçtiğinde sayı bulmadan dönmeyen Cholet Basket'in maç içindeki en önemli kozu ribaundlar oldu. Maç sonunda 40 - 37'i ribaundlarda üstün olan taraf Fenerbahçe Ülker olsa da, Gasper Vidmar'ın yokluğunda büyük sorun yaşadık pota altında. Özellikle verilen 15 hücum ribaundu namağlup bir Euroleague takımına hiç yakışmadı.

Bu maçtan kafama takılan notları madde madde çıkarmak gerekirse;
  • Gasper Vidmar'ın takım içindeki önemi net olarak anlaşıldı. Özellikle TOP 16 ve ilerisi için uzun takviyesinin şart olduğu görüldü. Her ne kadar Kaya Peker iyi niyetli oynasa da, takımı içi sertliği bir türlü tutturamadık. 
  • Oğuz-Lavrinovic ikilisine bir parantez açmak lazım. Hep derim Fransız takımları bize ters geliyor diye, bu teori özellikle Oğuz-Lavrinovic ikilisini vurdu. Zaten yavaş olan Oğuz siyahi ve hızlı Cholet uzunlarına karşı varlık gösteremedi. Ancak Darjus'un kahredici performansı eksi notlarımın başında yer alıyor. 0/5 üçlük fazla söze gerektirmiyor.
  • Hakemler, hakemler, hakemler. Ulan yenilgiyi hakemlere mi bağlıyorsunuz diye atarlanmaya hiç gerek yok, maçı izleyen taraflı tarafsız herkes hakemlerin maçı nasıl yönettiğini görmüştür. Sırf bize değil, karşılıklı olarak çalınan bolca yanlış karar maçın gidişatı önemli ölçüde etkili. Euroleague organizasyonu içinde böyle hakemler gördükçe deliriyorum.
  • Sammy Mejica. Adını ilk kez duydum bu Dominikli forvetin. Bu akşam 29 sayı, 5 sayı, 3 asist ile oynadı bize karşı. İlk çeyrekten sonra ne zaman Cholet'yi yakalamaya çalışsak umudumuzu kıran başlıca isim oldu. Takibe almak lazım kendisini.
Bildiğiniz üzere haftaya Vilnius'a gidiyoruz. Khalid El - Amin ve Sarunas Jasikevicius transferleriyle toparlanan ve kendi sahasında taraftarlarıyla inanılmaz gaza gelen Lietuvos Rytas bizim için ciddi bir rakip. Yine bazı endişeler taşıyorum bu maç için, umarım bu kez ben yanılırım.

Pazartesi, Kasım 15, 2010

Yazık Oldu Aslana


Hafta sonu Medical Park Trabzonspor maçı kazanılmıştı görüntüde ama büyük bir kayıp verilmişti maçın son periyodunda. Takımın savaşçılarından, yüreği ile oynayan pivotu Gasper Vidmar şanssız sakatlığa kurban gitmişti o maçta. İşte bu yüzden yenik sayıyorum kafamda Fenerbahçe Ülker'i o gün.

3 sezon önce Emir Preldzic ile birlikte Slovenya'dan geldiğinde yerden yere vurulmuştu Gasper. Eleştirilerin birçoğu da haklıydı, Vidmar yetenekli bir uzun değildi. Ancak kısıtlı kapasitesine rağmen inanılmaz mücadele eden bir pivottu Vidmar. Rotayon içinde aldığı süreleri dert etmeyen, sessiz ve güçlüydü. Vidmar'ın kadın hayranı gibi özelliklerini yazıyorum ama böyle yazmak gerekiyor. Çünkü Gappy büyük ihtimalle sezonu kapattı ve bu sene Euroleague'de hedefleri olan Fenerbahçe Ülker bu eksikliği doldurmalı. Alınacak uzunun Vidmar'ın yukarıdaki özelliklerine benzer bir uzun olmasına dikkat edilmeli.

Bu noktaya kadar yazdıklarımı birçok kişi zaten biliyor. Biz şimdi ileride nelerin yapılabileceğine dair fikir yürütelim, biraz beyin fırtınası yapalım. Öncelikle takım içinde oluşabilecek seçenekleri sayalım.
  • Sadece Banvit TÜBAD turnuvasında görme şansını bulduğumuz Rasid Mahalbasic kısa vadedeki tercih olacak gibi duruyor. Yetersiz fiziği (2.08), basketbol bilgisinin zayıf olması ve vasat şutu Mahalbasic'ten aklımda kalanlar. Transfer olduğunda Spahija'nın Vidmar'ı olarak nitelendirdiğim Mahalbasic, hem domestik lig için hem de Euroleague için yetersiz kalacaktır kanımca.
  • Vidmar'ın eksikliğini takımın içinden kapatmanın ikinci yolu Kaya Peker'in süresini çoğaltmak ve ona daha fazla güvenmek. Oğuz Savaş-Kaya Peker-Darius Lavrinovic-Mirsad Türkcan dörtlüsünden kurulu bir pota altıyla Euroleague'de Top 16'ı ve sonrası puslu görünmeye başlar, hemde böyle mükemmel başlamışken. Benim düşüncem bu dörtlü yeterli görülmeyip, takviye yapılacağı yönünde.
  • Gasper'in eksikliğini takım içinden kapatılamayacağı olgusuna ulaştığımızda gidilecek ilk kapı Enes Kanter olarak gözükebilir. Ancak hem Enes'in Fenerbahçe Ülker'e hem de Fenerbahçe Ülker'in Enes'e bakış açısı hiç mi hiç olumlu değil.  Hele ki daha birkaç gün önce çıkmayan izin sonrasında Enes hakkında adım atılacağını tahmin etmiyorum. Gözler NBA ve Avrupa'ya çevrilecektir.
  • İlk önce uzağa gidelim ve NBA'den Fenerbahçe Ülker'e gelebilecek ve takıma uyum sağlayabilecek birkaç isme göz atalım. NBA'de takımlarında belli bir performansı göstermiş oyuncuyu koparıp, Avrupa'ya getirmek gerçekten çok zor. O nedenle takımlarında göz ardı edilmiş veya yeterli performansı gösterememiş uzunlara yönelmemiz daha makul olur. Hafızamı zorlayıp, ufak bir beyin fırtınası yaptığımda benim aklıma iki isim geldi; Alexis Ajinca ve David Andersen. Fransız pivot Ajinca (2.13) hem Vidmar'ın özelliklerine yakın kişisel özelliklere sahip hemde kendini ispatlama çabası içinde olacaktır. İkinci isim ise eski bir Avrupalı David Andersen. Raptors'ın zor döneminde onu bırakma şansı yüksek değil ancak Andersen'in de Kanada'da mutlu olduğu söylenemez. Dışarıda oynayan uzun bolluğu olan Fenerbahçe Ülker, David Andersen'e yönelir mi, önümüzdeki günlerde göreceğiz.
  • Avrupa sahnesine döndüğümüzde elimiz biraz rahatlıyor. Benjamin Eze tarzında uzunlar ön planda olacaktır. Genç Avrupalılar arasında ise Union Olimpija'da kiralık oynayan Giorgi Shermadini ve Benetton'un göze çarpan genç uzunu Donatas Motiejunas ihtimaller dahilinde olabilir. Tabii Avrupa arenasında hem Aydın Örs hem de Neven Spahija'nın bir dolu bağlantısı vardır. Rasid Mahalbasic seviyesinin üstünde bir Yugoslav ansızın çıkıp gelirse şaşırmamak gerekir.
Satırlar dolusu yazdık Vidmar ve daha sonrası hakkında. Bu da gösteriyor ki Vidmar, özellikle son dönemde Fenerbahçe Ülker'de doğru işler yapmış. Umarım Sloven pivot en kısa zamanda parkelere geri döner ve onun yokluğu en az zararla atlatılır.

Pazar, Kasım 14, 2010

Kadıköy'de Kapanan Gözler


3 hafta önce Frank Rijkaard gönderilmiş, sihirli değneğiyle Gheorghe Hagi Romanya semalarından bir kez daha İstanbul'a gelmişti. Galatasaray'ın 'help' butonundaki üç isimden biri olan Hagi, ilk maçında antrenör değiştiren takımların ekstra motivasyonu ve Fenerbahçe'nin kötü futbolundan yararlanmış, Kadıköy'de galibiyeti kaçıran taraf olmuştu.

0-0'lık sonuç haftalardır azap çeken Galatasaray taraftarının gözünü boyamak için yeterliydi. Kadıköy'de gelen beraberlik Adnan'ların da zaman kazanmasını sağladı. Ancak sonraki haftalarda oynanan futbol ile Galatasaray'da hiçbir şeyin değişmediği apaçık gözüküyordu. İlk önce Trabzonspor mağlubiyeti ve bugün Manisaspor mağlubiyeti. İki maçta da gol atamadı Galatasaray ve an itibariyle ligde eksi averaja düştü. Önümüzdeki periyotta da averaj takımı olması muhtemel bir Galatasaray var.

Peki sorun neydi Galatasaray'da ? Futbolcular mı ? Sezon başından beri araba alım-satım işi gibi sürüp giden transferler yanlış virajda son buldu. Yanlış ve gereksiz oyuncular elde kalırken, belki de yararlı olabilecekler takımdan gönderildi. Antrenör müydü problem ? Al sana Barça'nın hocasını getirdik dediler, sonra zorla istifa ettirdiler. Bizim çocuğumuz deyip Hagi'yi getirdiler, takım daha da beter oldu. Futbolcular değil, antrenör değil e peki kimlerdeydi sorun ?

Mesele kişiler değildi, sistemdi sistem. Yönetim ve idaredeki mantıktı yanlış olan. Bugün Adnan gider Mennan gelir önemli değil. Aynı mantıkta ise yönetimdekiler o zaman hiçbir şey değişmez. Gözleri Kadıköy'de kapanan gerçek Galatasaraylılar bir an önce uyanmalı ve kulübü bu zor günlerinden kurtaracak adımı atmalıdır.

Perşembe, Kasım 11, 2010

Nereden Nereye

14.785 kişi.
Çok geriye değil daha geçen sezona gittiğimizde 1000 seyirciye oynayan Euroleague takımı Fenerbahçe Ülker dünkü Montepaschi Siena maçını tam tamına 14.785 kişiye oynadı. Evet yanlış duymadınız 14.785 kişi. Aradaki 13 bin kişilik farkı nasıl açıklarsın diye sorarsanız, cevap basit. Geçen sezon oynanan Regal Barcelona - Fenerbahçe Ülker ve Montepaschi Siena - Fenerbahçe Ülker maçlarını izleyin, bir de bu sezon oynanan  Regal Barcelona - Fenerbahçe Ülker ve Fenerbahçe Ülker - Montepaschi Siena maçlarını izleyin. Sonrada oturup basketbolda mücadele faktörünün önemini düşünün.

Cuma, Kasım 05, 2010

Görmek İstediğim Fenerbahçe Ülker



















Bir önceki gönderiyi 8 gün önce yazdığımda konu Fenerbahçe Ülker'di. Bugün yine konu Fenerbahçe Ülker. Bir önceki postu kısaca özetlemek gerekirse; Fenerbahçe Ülker'in maç sonuçları olarak iyi olduğunu ancak Zagreb deplasmanında parke üzerindeki basketbol anlamında beni tatmin etmediğini belirtmiştim.

Bir hafta önce Zagreb deplasmanında harala gürele oynayan Fenerbahçe Ülker, belki de Barcelona'daki maçı daha fazla ciddiye alması ile toplu bir görüntü çizdi. Bu toplu görüntü bilinçli basketbol ile birleşince yıllardır özlemle beklediğim takım bir anda ortaya çıktı. Dişe diş, göğüs göğüse yapılan savunma Palau Blaugrana'da son Euroleague şampiyonu eritti. Bireysellikten çıkılıp top paylaşımının arttırılması ve bunların sonucunda ortaya çıkan akıllı şut seçimleri Barça'ya son darbeyi indirdi. 8 oyuncunun 6 sayı ve üzerine çıktığı Fenerbahçe Ülker böylece geçen yıl aynı salonda aldığı 34 sayılık ağır mağlubiyetin izlerini temizlemeyi başardı.

Bu galibiyet ile birlikte dün Ömer Onan'ın canlı yayında da belirttiği gibi Euroleague'deki diğer takımlara büyük bir mesaj verilmiş oldu. Geçen sezon ilk tur gruplarından çıkamayan Fenerbahçe Ülker ile bu seneki Fenerbahçe'nin aynı olmadığının altı kalınca çizildi. 

Ayrıca bu maç ile yeni oluşturulan bir takım olan Fenerbahçe Ülker'in takım içi sınırları da büyük oranda belli oldu. Bu sezon takım liderliği görevini iki Hırvat almış durumda; Roko-Leni Ukic ve Marko Tomas. Bu ikili hem delici özellikleri ile hem de keskin şutları ile Fenerbahçe Ülker'i maçın zor dakikalarında taşıyacak gibi gözüküyor. Bir parantez de Gasper Vidmar'a açmak lazım. Sloven pivotu sezon arasında Union Olimpija'ya kim kiraladıysa çok minnettarım. Ljubljana'daki kısa dönem genç uzuna çok yaramıştı ve dün de bu kiralanaşın olumlu etkilerini gördük. Vidmar son Euroleague şampiyonu Barça'nın uzunlarına büyük üstünlük sağladı boyalı alanda. Aferin Vidmar aynen böyle devam et.

Alınan bu tarihi galibiyetin taçlandırılması ise haftaya Sinan Erdem'de Montepaschi Siena karşısında olacak. Grup liderliği için önemli bir yol kateden Fenerbahçe Ülker'i bu önemli mücadelede yalnız bırakma büyük Fenerbahçe taraftarı. Bilet fiyatlarını soracak olursanız 5 ila 10 lira arasında değişiyor.

Fenerbaçe Ülker Roko-Leni Ukic ile Kazandı : As
Palau Kalesini Fenerbahçe Ülker Yıktı : Marca
Barça Palau'da Yenildi : El Mundo Deportivo

Perşembe, Ekim 28, 2010

Netice Değil Hatice de Sorun Var














Euroleague ikinci hafta maçında Fenerbahçe Ülker'i zorlu bir karar maçı bekliyordu. Ya yolunu düzene sokup, hedefleri doğrultusunda ilerleyecekti ya da geçtiğimiz iki sezondaki gibi ite kaka istikrarsız bir şekilde devam edecekti. En azından oyun olarak olmasa da görüntü olarak hatasız geçmeliydi Fenerbahçe Ülker bu engeli. Bu yol ayrımı için kötü bir deplasmandı Zagreb.

Fenerbahçe Ülker bu akşam tüm olumsuz etmenlere rağmen zorlu bir maçın altından kalkmayı başardı. Hakem, taraftar ve formda olan genç Hırvat basketbolculara karşı önemli bir galibiyet alındı Drazen Petrovic Salonu'nda. Sanırım bu galibiyete en çok sevinen Neven Spahija olmuştur. Takım düzeni tam oturmamışken Euroleague'de kayıpsız gitmek mükemmel oldu Hırvat koç için. Ancak çoğu zaman harala gürele oynanan basketbol ve top kayıpları negatif yönde en çok dikkat çekenler. Haftaya yine deplasmanda Regal Barcelona maçı olduğu düşünüldüğünde bu eksiklikleri bir an önce gidermeli sarı lacivertli ekip. Yoksa netice cephesinde de darbe alabilir.

İlginç İsimler #2

Jonathan Reis
PSV Eindoven son yılların en farklı skoru ile Feyenoord'u yendiğinde golleri kim atmış diye bakınıyordum internette. "10 gol işte kaleci dışında herkes gol atmıştır hehe" düşüncesinde maç sonrası skor tablosuna göz gezdirirken bir futbolcu dikkatimi çekti. Futbolcunun gözüme takılma sebebi attığı goller falan değil, sahip olduğu isimdi. 21 yaşındaki Jonathan Reis PSV'nin bu yıl ki cevherlerinden. Feyenoord maçından sonra Vitesse ağlarına da bir gol bırakan genç Brezilyalı forvet Avrupa'da umduğunu bulamayıp, bir gün Türkiye'ye gelirse çok ilginç olur. Bakarsınız milli takımdaki forvet sıkıntısına çare olması için Türk bile yapılır, adı da Can Atahan Reyiz olur.

Pazar, Ekim 24, 2010

Bu Sefer Bozulur Mu ?


Son 5 yılda Kadıköy'de oynanan Fenerbahçe - Galatasaray derbileri öncesinde devamlı aklıma gelir oldu şu cümle; bu sefer bozulur mu totem ? Evet, 5 yıldır hep aynı tedirginlikle başladığımız maçlar zafer sarhoşluğu ile sonuçlanıyordu. Adettendir diyerek yine aynı tedirginlik var maça 6 saat kala.

Ayrıca Türkiye'nin ve dünyanın yazısız kanunu gibidir, teknik direktörünü değiştiren takımlar ilk maçlarında başarılı olurlar. Eski Kadıköy mağduru Hagi'nin Galatasaray'ı bu sefer başarabilecek mi, yoksa geleneksel terbiye 11. yaşına mı basacak. Heyecan ve merak içinde bekliyoruz dünya derbisini.

Beşiktaş Seninle Ölmeye Geldik


Okuyanlar, takip edenler bilir rengim bellidir. Ancak her ne kadar rengim belli olsa da takım apaçiliği yapan biri değilim. Bir Fenerbahçeli olarak Çarşı grubunun duruşuna, bestelerine sempati duyarım, küfür edilmediği sürece. Son haftalarda her Beşiktaşlının ağzından düşmeyen 'Beşiktaş Seninle Ölmeye Geldik' bestesini çok beğendim. Bence son yıllarda yapılmış en iyi tribün bestelerinden biri. Takım tutmayan, tarafsız olanları rahatlıkla Beşiktaşlı yapabilecek bir havası var. Rakiplere küfür eden besteler yerine bu tip marşlar tribünlerde pozitif bir görüntü yaratıyor gerçekten.

Besteyi dinlemek için buradan buyurun.

Perşembe, Ekim 21, 2010

Arkasında Durmak


















Adam arkasında duruyor beyler !

Pazartesi, Ekim 18, 2010

Tipik Ziya Doğan Takımı












Ziya Doğan Anadolu'nun müzmin gezici antrenörlerindendir. Bir sezon içerisinde kendisini üç farklı takımda görmemiz mümkündür. Ancak hangi takımda görürsek görelim değişmeyen bir şey var Ziya Doğan'da. Asla ve asla değişmez bu ilke; anti-futbol.

Yıllardır bilimum Anadolu takımında yoldaşı Ayman Abdelaziz ile uyguladığı mentaliteyi bu sezon da Iraklı Basem Abbas ile uyguluyor Ziya Paşa. Rakibe vur, yere düşür, gözünü korkut, hatta uzun süreli sakatla. İşte Ziya Doğan'ın müthiş taktiği bu. Nasıl olsa kendi takımında tekniğe dayalı oynayan futbolcu yok, önüne geleni biç sahada. Sonra da gel anlat insanlara Alex'in yedeği var mı diye.

Evet vardı Alex'in yedeği, Özer Hurmacı. Ancak Ziya Doğan'ın jokeri Basem Abbas izin vermedi Özer'in Fenerbahçe'nin ve Türk futbolunun yeni umudu olmasına. Daha maçın başında girdi ayağına, kırdı daha önce de kırılan sol ayak tarak kemiğini. Bakalım ne kadar sürecek bu garip ve çirkin mentalite. Ziya Doğan ölünce mi ? Yoksa artık biri buna dur deyince mi ?

İlk Haftada Gülen Taraf Tofaş


İlk olarak Bursa'daki taraftar kitlesinden bahsetmek gerekir, istenen düzeydeydi (ne kadar sonlara doğru işin içine futbolu karışıtırıp saçmalasalar da). Maça Karşıyaka'da Birkan Batuk iyi başladı, etkili dış şutlarıyla takımını skorda öne taşıdı. Yeni nesil iki atlet uzun Furkan Aldemir (maçı 15 sayı 12 ribaundla bitirdi) - İlkan Karaman eşleşmesini izlemek büyük keyif verdi açıkçası. İlk çeyrekte göze en çok çarpan konu Karşıyaka'nın geri koşma problemiydi. Tofaş bunu Can Altıntığ ve Austin Nichols ile yakaladığı hızlı hücumlarla iyi değerlendirdi ve çeyreği 25-24 önde kapadı. Maçın en güzel hareketlerinden olarak, tecrübeli isim Onur Aydın yüksek posttan backdoor katı yapan Austin Nichols'a enfes bir asist yaptı ve bu şık hareket coach Nihat İziç'ten bile alkış aldı. Ayrıca Karşıyaka hücumda Toolson'ı çok arıyor, Osiris Eldridge iyi bir şütör olabilir fakat belli bir noktada takılıyor oyun zekası olarak. İkinci çeyrekte masa hakemlerinin aksaması baş hakem Recep Ankaralı'yı isyan noktasına getirdi. Bu duruma kaçan şutlar da eklenince ikinci çeyrek daha durağan geçti. Son FB Ülker maçının yıldızı Tomislav Ruzic 8 sayıda kalırken, Austin Nichols ve Osiris Eldridge'in karşılıklı 12'şer sayısıyla ev sahibi Tofaş ilk yarıyı önde kapadı (40-39).

Devre arasında hemen önümde ailesiyle maçı izleyen minik bir çocuğun anlamasa da taraftara alkışla tempo tutması çok hoştu. Çok klişe fakat tribünlerde görmek istenen görüntülerden bir tanesiydi sanırım.

İkinci yarıya Tofaş hızlı başladı ve farkı çift haneler sınırına getirdi. Bu dakikada coach Hakan Demir'den önemli bir hamle geldi ve coach takımını 4 kısaya çevirdi (tek uzun Furkan Aldemir). Eleştirdiğim Osiris Eldridge bu farkı bireysel performansla eritip takımını maça tekrar ortak etse de hemen ardından birkaç tercih hatasıyla tekrar beni haklı çıkarttı. Karşıyaka'nın iki genç yıldızı Birkan Batuk ve Furkan Aldemir saha içinde çok iyi anlaşıyorlar. Kulübün geleceği, yapılacak doğru hamlelerle çok daha iyi olabilir bu ikili üzerinde. İkinci devrede göze çarpan bazı şeyler aktarmak isterim; en başta coach Nihat İziç'in bazı oyuncular üzerindeki komutları dikkat çekiyor. Can Özcan, Fırat Töz, Orçun Göllü gibi oyuncular potaya hiç bakmayıp hemen pas verecek takım arkadaşı arıyorlar. Ekstra katkı almadan maç kazanması pek kolay değil. Yine bir Tofaş uzunu yine güzel asist; bu sefer İlkan Karaman tam saha mesafeli müthiş bir pas ve Can Altıntığ hızlı hücumu bitirdi. Akranı Fırat Töz bu pası fazlasıyla kıskanmış olmalı. Karşıyaka coachu Hakan Demir 4 kısayı tadında bırakamayınca öne geçmesiyle yakalanması bir oldu. Can Altıntığ'ın azimli oyunuyla Tofaş tekrar maça ortak oldu. Nihat İziç parkede pek aklıselim davranamıyor. O nasıl bir sinirdir öyle, korkuyorum kenarda kalp krizi geçireceğinden. Maça bir sakinleştiriciyle çıksa hem nöronlarını korur hem de gırtlağını. Son hücumu Birkan Batuk'la değerlendiremeyen Karşıyaka Bursa'dan 77-73 mağlup ayrıldı. Tofaş'ta en skorer isim 18 sayı ile Austin Nichols olurken, Karşıyaka'da maçın en skoreri Osiris Eldridge'in 23 sayısı galibiyete yetmedi.

Pazar, Ekim 17, 2010

Bandırma'da İlk Tango

Bandırma'da artık alıştığımız bir basketbol atmosferi vardı bugün. Bu iki güçlü takımın çarpışması için seyirciler yerlerini almıştı bir pazar öğle sonrasında.

Banvit maça Chuck Davis ve Lance Williams'a alçak postta top indirerek başladı. FB Ülker ise Darjus Lavrinovic'i dışarı çekerek hem şutundan faydalandı (maçı 4/6 üçlükle bitirdi) hem de L. Williams'ı pota altından uzak tutmayı amaçladı. Vidmar ise fırsatçı golcü rolünde hücum ribaundlarını topladı. Bal yapımı yüksek okulundaki derslerini aksatmış hayta bir öğrenci gibi yarım yamalak yapıyordu bu işi. Ribaund al, kaçır, tekrar al, tekrar kaçır. İstatistik dağ oldu böylece.

Sinirimi zıplatmakta zirveye oynamaya meyilli, inanılmaz tercih hataları yapan siyahi dış oyunculara Antonio Graves'i de ekler, ayrıca Orhun Ene'ye Tanrı'dan sabır dilerim.

 Damir Mrsic'i takım elbiseyle coach Neven Spahija'nın yanında görmek beni pek mesut etti; oyunculuğu ardından kenar yönetiminde görev alan simalara her daim farklı bir sempati duymuşumdur.

Hücum ribaundu farkı çığ gibi büyüyordu. İkinci periyot bitimine 3 dakika kalmışken 8 hücum ribaundu yapmış olan FB Ülker (Banvit ise sadece 1), momentumu kendine çevirmeye başlamıştı ki yerinde gelen bir molayla takımını tekrar maçın içine dahil etti coach Orhun Ene ilk yarı bitiminde. (36-36)

İkinci yarıda yeni transfer Hırvat Marko Tomas kendini gösteriyor, fakat bir görev adamı olarak! Şutlarında istediği isabeti bulamasa da yaptığı etkili savunma ile rol ayrımı yapmaksızın takımda kendine yer bulmak istediği aşikar.

İkinci yarının ilk 5 dakikasında Spahija yine seri bir manevrayla ibreyi kendine çevirmekteydi ki bu sefer Orhun Ene molasız raya oturttu takımını. Sahadaki oyuncular kadar hakem masalarının sağında ve solundaki yetkili kişiler de kıyasıya mücadele içindeydiler.

Son çeyreğe de eşitlikle (53-53) girildi. Parkede maçın hakkını veren bir mücadele vardı. Chuck Davis'in müthiş performansıyla son çeyrekte nakavt olmaktan kurtuldu Bandırma ekibi.

Chuck Davis tüm FB Ülker uzunlarına eşleşme sorunu yaşattı fakat yüksek yüzdeyle attığı 20 sayı takım arkadaşlarından beklenen katkı gelmeyince galibiyete yetmedi. Sarı-Lacivertliler'de ise Darjus Lavrinovic 24 sayıyla maçın en skorer ismi oldu. Maç boyunca birbirinden kopamayan skor çifti, maç sonuna doğru tecrübe farkıyla FB Ülker tarafına doğru minik bir ivme gösterdi ki maçın anahtarı da buydu. Ve gelen bu maç sonu performansıyla Spahija'nın takımı Kara Ali Acar kalesinden sağ çıkmayı başardı (67-70).

The Jordan Challenge























EA Sports'un NBA üzerindeki hanedanlığına son veren 2K Sports, son sürümünde piyasayı tamamen dağıtacak bir hamle yaptı. Daha önce hiçbir basketbol oyununda yer almayan Michael Jordan'ı oyun içine katmayı başaran 2K Sports oyuncuların büyük beğenisini kazandı. Sırf oyun içindeki The Jordan Challenge Mode için alınması gereken NBA 2K11'i alamayanlar için oyunu biraz tanıtmak istedim.

The Jordan Challenge oyunun en dikkat çeken bölümü. Bölümün içinde Michael Jordan'ın basketbol hayatında yaptığı 10 tane görev var. İsterseniz sırasıyla bu 10 göreve göz atalım.


1The Arrival :
         20 Nisan 1986, Boston Celtics'e karşı - Doğu Konferansı birinci tur ikinci maçı.

- 63+ sayı atmak
- %50+ saha içi isabet 
- 6+ asist 

269 Points :
        28 Mart 1990, Cleveland Cavaliers'e karşı - Normal sezon maçı.

- 69+ sayı
- %50+ saha içi isabet
- 6+ asist
- Maçı kazanmak

3Shootout :
         1990, Atlanta Hawks'a karşı - Normal sezon maçı.

- Dominique Wilkins'ten fazla sayı atmak
- Dominique Wilkins'i 25 sayının altında tutmak
- 5+  asist
- Maçı kazanmak 

4Bad Boys :
         26 Mayıs 1990, Detroit Pistons'a karşı - Doğu Konferansı Finali ikinci maçı.

- 47+ sayı
- 4+ asist
- Maçı kazanmak

51991 NBA Finals :
           2 Haziran - 12 Haziran 1991, Los Angeles Lakers'a karşı - NBA Final serisi.

- 31+ sayı ortalama
- %55+ saha içi isabet ortalama
- 11+ asist ortalama
- Seriyi kazanmak

6The Shrug :
         3 Haziran 1992, Portland TrailBlazers'a karşı - NBA Finalleri dördüncü maçı.

- İlk yarıda 35+ sayı
- İlk yarıda 6+ üçlük isabeti
- Clyde Drexler'ı 20 sayının altında tutmak
- Maçı kazanmak

7.  Double Nickel :
         28 Mart 1995, New York Knicks'e karşı - Normal sezon maçı.

- 55+ sayı
- %55+ saha içi isabet
- 2+ asist
- Maçı kazanmak

8Father's Day Victory : 
          16 Haziran 1996, Seattle Supersonics'e karşı - NBA Finalleri altıncı maçı.

- 22+ sayı
- 9+ ribaund
- 7+ asist
- Maçı kazanmak

9The Flu Game :
         11 Haziran 1997, Utah Jazz'a karşı - NBA Finalleri beşinci maçı.

- 38+ sayı
- 7+ ribaund
- 5+ asist
- Maçı kazanmak

10Michael Jordan's Last Dance :
           14 Haziran 1998, Utah Jazz'a karşı - NBA Finalleri altıncı maçı.

- 45+ sayı
- 4+ top çalma
- 1+ asist
- Maçı kazanmak.

Bir Efsanenin 'Teklemesi'



















Aslında 'Efes Pilsen'in suçu ne?' gibi aptal bir başlık bu yazıya pek bir uyuyor. Ama henüz bu kadar alçalmadım. Neyse efendim Efes Pilsen'i bir kavrama benzetmek gerekirse, Türk basketbolunun Ernesto Che Guevara'sıdır. Kazandığı Koraç Kupası, senelerce ligi domine etmesi, Türkiye Kupaları, Reis-i Cumhur Maçları ülke basketboluna kademeleri hızlı hızlı atlatmış ve ışık hızında bir basketbol devrimini kendi bünyesinde başlatıp tüm ülkeye yaymıştır. Bazı dönemler karşısına dikilen geçici rakipler otoritesini sarsmıştır tabii ki fakat hanedanı tahttan indirmeye yetmedi bu 'gayr-ı meşru' başarısızlıklar.

Pek bu işlere karışmasını, bu işleri basketbola karıştırmasını sevmem. Fakat basketbolla, hatta sporla ilgisi alakası bulunmayan bir kuruluşun; 'gençleri kötülüklerden uzak tutmak' başlığı altında alkol firması üzerine kurulu bir lokomotifi raydan çıkarma eğilimi, en hafif tabirle abesle iştigaldir. Etrafta dolanan bir sürü mini boy Polat Alemdar rol motifinin çıkış kapısı basketbol olabilecekken onları bu beladan kurtarma yöntemlerinden birini çöpe atmaya kalkışmak ne kadar da acizce. Bir futbol ülkesinde kendisine özel basketbol seyirci kitlesi yaratmış bir kulübe sataşmak, kulübü kapatmayla tehdit etmek, binilen dalı kesmekten ötedir.

Ne kadar nihai emellerine ulaşamasalar da yıpratmayı başardılar ve kulübü ekonomik yönden hafif bir buhrana sevk ettiler. Bunun ilk örnekleri Mario Kasun'un ve Charles Smith'in kontratlarının uzatılmaması, üzerine Miroslav Raduljica gibi geleceğe yönelik bir genç uzun ile Andrew Wisniewski gibi orta halli bir yabancı takviyesi olmalı. Sorunları olan Igor Rakocevic'in gönderilmemesi sadece yüksek meblaalı kontrata bağlanmamalı. Yeni coach Velimir Perasovic'in Tau Ceramica'dan eski öğrencisi Sırp skorer. Ergin Ataman'la anlaşamamasından sonra gelen coach değişikliği ile huzura kavuşabilir, belki de kavuşamaz.

Mario Kasun'un kaybından sonra uzun rotasyonunda beklenen sıkıntı, ham uzun Miroslav Raduljica'nın talihsiz sakatlığıyla katlanarak artmakta. Saf 5 numaradan yoksun kalan pota altı sertliği için kısa süreli bir kontratla Fabricio Oberto'ya gidilmesi, çaresizlik durumunda denize düşenin yılana sarılma hadisesi ile denk düşüyor. Erwin Dudley (a.k.a. Ersin Dağlı, ki alışmamış duvarda çivi durmaz gibi gereksiz bir çeviri yapmama sebep oluyor bu devşirme, hoşuma gitmiyor bu ismi) 5 numara için kısa kalıyor. Geçen sene İplikçi Nedim'i andıran usta antrenör Dusko Vujosevic'le peri masalı yazan Partizan'ın atletik ve ribauntçu uzunu Lawrance Roberts ise iyi bir 4 numaradan öteye gidemez şu saatten sonra. Bostjan Nachbar yine vücut diliyle 'uzun oynamak istemiyorum' isyanlarında fakat coach Velimir Perasovic adına meşhur helvanın yapımı için, un ve şeker mevcut lakin süt eksiği var. Kerem Gönlüm'ün müthiş geri dönüşü bu rotasyonu ayakta tutmaya yetmeyebilir ki sürpriz Antalya Belediye mağlubiyetinde dinlendirildiği belirtildi ve maç boyunca Efes Pilsen pota altı sıkıntı yaşadı.

Guard rotasyonu kalabalık. Dünya Şampiyonası'nda tüm dünyaya net bir ders veren 12 Dev Adam'ın as iki guardı ve Andrew Wisniewski bir sezonu rahatlıkla beraber götürebilirler fakat dakikaları dağıtmak coachun elinde.

Coach tercihi olarak şahsi fikrimi belirteyim; benim bir antrenöre karşılıksız güvenmem için Yugoslav veya Litvanya kökenli olması kafi. Baş karakterimizin de Hırvat olması, disiplinli ve basketbolun doğrularını oyuncularına dikte ettiren yapıda olması önemli detaylar. Efes Pilsen yönetiminin artıları hanesinde başı çekiyor coach tercihi. Sadece az bir alışma vakit aralığına ihtiyaç duyabileceği kanısındayım takım ve ülkeyi tanımak için. Sonrasında ise şunu dile getirmek pek uygun duruyor: ' Güzel günler göreceğiz, güneşli günler... '

Cumartesi, Ekim 16, 2010

Bağlılığı/Sadakati Hissediyorum














Aslı " I Feel Devotion" olmakla beraber her duyduğumda içimdeki basketbol aşkını zirveye tırmandıran nidadır. Yeni adıyla Turkish Airlines Euroleague kurumunun sloganıdır ayrıca. Avrupa'da basketbolun iş başı yapmasıyla assolist de sahneye çıkıyor pazartesi akşamı (Evet ilginç olarak bu sene pazartesi akşamlarına maç koyacak sanırım Euroleague yönetimi). 2010-2011 sezonu Pire'de dev bir maçla açılıyor. Bu müthiş şöleni bizlere mümkün mertebe maç yayınlayarak sunacak olan NtvSpor'a, basketbola katkılarından dolayı bireysel teşekkürlerimi sunarım. Sadece Fenerbahçe Ülker'in yayın haklarıyla yetinmeyip Türkiye Euroleague yayıncı kuruluşu olarak ön plana çıkıyorlar. Ayrıca Efes Pilsen'in maçları da hala Skytürk'te olmalı. Bu sene de Melih Gümüşbıçak'a talimiz gibi duruyor.

İşte ilk hafta programı;

18 Ekim Pazartesi

Olympiacos - Real Madrid 21.45 (NtvSpor)

20 Ekim Çarşamba

Fenerbahçe Ülker - Lietuvos Rytas 20.15 (NtvSpor)
Union Olimpija - Efes Pilsen 21.45 (SkyTürk)
Virtus Roma - Brose Baskets 22.00
BC Khimki - Asseco Prokom (Belirtilmedi)

21 Ekim Perşembe


CSKA Moscow - AJ Milano 19.15 (NtvSpor)
Zalgiris Kaunas - Partizan Belgrad 19.45
Caja Laboral - Maccabi Electra 21.30
Unicaja Malaga - Spirou Basket 21.45
Regal FC Barcelona - Cibona Zagreb 21.45 (NtvSpor)
Montepaschi Siena - Cholet Basket 22.00

İyi seyirler.

Nuri Şahin Rulez


Dün akşam oynanan Dortmund - Köln maçının 89. dakikasındayız. Köln'ün yıldızı Podolski Nuri'ye arkadan sert bir hareket yapıyor. Maç içerisindeki kazanma isteği ve hırs ile Nuri bu harekete çok kızıyor ve Podolski'nin üzerine yürüyor. Alman forvet de aynı sertlikte cevap veriyor bu tepkiye. Daha sonra bu ikili arasında sözlü tartışmalar oluyor. Olay dönüp dolaşıp geçen hafta oynanan Almanya - Türkiye maçının skoruna geliyor. Podolski Nuri'ye 3-0 yaparak milli maçı anımsatıyor.

Neyse faul kullanılıyor, maç devam ediyor. Sağ kanattan gelişen atakta ceza sahasının içerisinde top Nuri Şahin'in ayağına geliyor. Aslında Nuri topa kötü vuruyor ancak meşin yuvarlak rakibe çarpıyor ve havalanıyor. Sonrasında top kale çizgisini geçiyor 90+1'de. Tahmin edebileceğiniz gibi Nuri Şahin gol sonrasında santra noktasında yıkılmış olan Lucas Podolski'ye doğru koşuyor ve müthiş bir kapak yapıyor. Maçı Dortmund 2-1 kazanıyor, sarı siyahlılar çılgınca seviniyor. Maç sonunda ise Polonya asıllı futbolcu Nuri'den yaptığı hareketten dolayı özür diliyor ancak bu olay unutulmazlar arasına giriyor bile.

Olayın videosu için buraya göz atabilirsiniz.

Cuma, Ekim 15, 2010

Holigan Sorunsalı


















Cenova'da oynanan İtalya - Sırbistan maçı bitime 6 dakika kala tatil edildi. Sırp taraftarların çıkardığı olaylar yüzünden yarıda kalan Euro 2012 eleme maçında karşımıza önemli bir şahsiyet çıktı. Daha önceden adam yaralama ve kaçakçılıktan sabıkası olan Ivan Bogdanov Cenova'da yerini almıştı, hem de tellerin üzerinde.

Ancak bu sefer tedbirliydi korkunç Ivan. Kar maskesini kafasına geçirmiş, kendince tanınmayacağını sanıyordu. Fakat giydiği kısa kollu tişört ele verdi Sırp holiganı. Dövmeleriyle ünlü olan Ivan Bogdanov, İtalyan polisi tarafından bir otobüsün bagajında bulundu, sonra da basına afişe edildi.

Yakalanan korkunç Ivan ve arkadaşlarının üstünden neler mi çıktı ? Neler çıkmadı ki, her boyutta bıçak, çakı, matkap, golf sopası, kerpeten stat turnikelerinde ortaya çıkmayan emanetler. Avrupa maçlarında Türk taraftarların nasıl arandığını hatırlayınca biraz daha gülümsüyor insan.

  ©EmreCeSpor - Todos os direitos reservados.

Template by Dicas Blogger | Topo