.

Avrupa Basketbolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Avrupa Basketbolu etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Pazartesi, Temmuz 21, 2014

Söylesem Tesiri Yok, Sussam Gönül Razı Değil

Konu; Avrupa basketbolu.
Tema; Fenerbahçe.
Yani en sevdiğim.

Resmi olarak 5, gayri-resmi 7 transfer yapıldı. Belki 1 tane daha yapılacak.
İçimi sıkan konular var.
Bugün gücüm ancak kısa rotasyonuna yetecek. Kendime söyleyecek şeylerin olduğunu hissediyorum.

Neydik?

Bo McCalebb, Kenan Sipahi, Berk Uğurlu, Ömer Onan, Melih Mahmutoğlu, plase Emir :(
Ne olduk?
Ricky Hickman, Kenan Sipahi, Andrew G'lock, Melih Mahmutoğlu, Bogdan Bogdanovic, Can Altıntığ, Berk Uğurlu, plase Emir :(
Hem nitelik hem de nicelik anlamda daha iyi rotasyon. Ancak...
Fenerbahçe'nin sezon bitiminde aradığı, tüm yılı heba eden sıkıntıları yola koyacak hamle kalıbı neydi? Hangi tarz oyuncu arandı, sonunda kim ile imzalandı konusunda benim ciddi çelişkilerim var.

Fenerbahçe, Bo gibi Avrupa'nın delicilik ve transition oyunda bir numara guard'ına sahipti. Fakat set oyununda, özellikle TOP 16'daki üst seviye savunmaya karşı Bo ile bir adım öteye gidilemedi. Çünkü Fenerbahçe parkede lidere ihtiyacı vardı. Bu tarz oyuncu ihtiyacı ne Bo, ne yarım sezon sakat Kenan ile, ne de Emir ile karşılanabildi.

Koç Obradovic geçen sezon içinde birçok defa: "Lider oyuncum yok, bencil bir takımız" dedi.
Kim lan bu lider?
Aranan liderin özellikleri, gerektiğinde kaldırıp atacak, gerektiğinde uzunları oynatacak. Saha içindeki seçimlerinde yüksek yüzdeli olacak, mücadele gücü yüksek, dribbling yaparken bile takıma güven aşılayacak, ben buradayım diyecek özgül ağırlığa sahip olacak.
Burada lider denen bir hıyar varmış?
Tabii ki bu tanım kusursuzluğun tanımı. Ancak siz ne kadar bu tanıma yakın oyuncu bulursanız, o kadar önünüzü rahat görürsünüz. NBA'i bir kenara bırakırsak, Avrupa basketbolunda bu tanıma yakın kimler var? V-Span, DD13 (artık her şey için çok geç), Sergio Rodriguez. Marcelinho Huertas, Carlos Arroyo ve Milos Teodosic ise bu seviyenin birkaç tık altında kalanlar. NBA'den Avrupa yapabilecek Nick Calathes'i (Grizzliers'da kaldı) yine bu isimlere ekleyebiliriz.

Oyuncu değişikliği...
Hem oynayacak hem oynatacak?
Ricky Hickman.
Aranan mı? Bence değil.
Lider karakter mi? Bildiğimiz ve belki de aradığımız hırçın lider değil.
Şutu var mı? Var.
Delicilik var mı? Var.
Pick and roll oynar mı? Oynar.
Koş-koş oyununa uygun mu? Uygun.

PG için iyi bir basketbolcu mu arıyorduk, yoksa takımı gözü kapalı emanet edeceğimiz, güven duyacağımız birisi mi? İkincisi aradık, bulamadık. Birincisi oldu. İşte benim tedirginliğim de burada. Bo'dan sonra "oh" çekip sonunda bulduk diyebileceğimiz, oyunun her alanında Bo'dan daha verimli olacak biri olduğuna emin değilim.

Bo'nun iyi yapamadığı pek çok şeyi yapabilir ancak bunu yaparken saha içi dengesi nasıl olacak, benim açımdan yine soru işareti. Tabii ki sorumluluk dağıtma konusunda Zeljko'ya büyük iş düşüyor.
Bize oradan 1,5 acılı takım yapsana Zeljko!
Sorumluluk dağıtma ve motivasyon.
Takım olabilmenin en önemli iki şartı.
Bu konuda Avrupa'nın en iyisi de elimizde.

Ricky Hickman takım içi dengeleri bozmayan efendi bi' kardeşimiz ama Emir ve Kenan PG'de, G'lock, Bogdan ve Melih SG'de nasıl sorumluluk alacak şu an için net bir şey oluşturmuyor kafalarda. Kenan dışındaki (Hickman dahil) hiçbiri saf guard hissi oluşturmuyor bünyede. Bu da takım içi uyum ve denge açısından rollerin paylaşımı konusunda merak uyandırıyor.

Eşekten adam olur, Emir'den Bodiroga olmaz
Zeljko gelene kadar ayrı hayal kırıklığı, Zeljko geldikten sonra ayrı hayal kırıklığının adı Emir. Ben artık büyük beklentileri karşılayabileceğini düşünmüyorum. Hatta son anda devşirme-türk kontejanından yerli sayılmasa gönderilmesini desteklerim. Artık lider-yıldız oyuncu seviyesinden rol oyuncusu seviyesine düşme senesi geldi.

Kimseyi beklemedim senin kadar
Kenan Sipahi.
Gelişi ve başlangıcı ne kadar heyecan verici ise yarım sezonu sakat geçirmesi de bir o kadar hayal kırıklığı oldu. Sakatlığı ardında bırakabilecek iradesi, yaşı ve fizik-mental yapısı var. Kenan'ın güven vermesi gerekiyor bu sezon. Overrated oyuncuya dönüşmeden, ben bu takımın ilk iki guardından biriyim, bana güvenin demesi gerekiyor. Fenerbahçe'nin de ona hiç olmadığı kadar ihtiyacı var. Kadrodaki en önemli saf guard olarak belki de en nadide parça.

"Taraftar çoşdur bizi"
Hem oyun zevki açısından hem de Fenerbahçe basketbolu açısından heyecan ve gelecek vaat eden canımız ciğerimiz: G'lock ve Bogdan. İkisi de genç ve patlayıcı. İkisi de sorumluluk alabilecek tipte ve iyi kalite şutör. Bu takımın sayı sıkıntısı olmayacak deniyorsa, bunun en büyük dayanağı. Sezon öncesi heyecanımın en büyük iki kaynağı. Yapmanız gerekeni yapın.

Olumlu yönler çok, sorular çok, beklentiler yüksek. Kulüp Fenerbahçe, koç Zeljko, merak uyandıran takım yapılanması, taraftar, salon. Yine yüksek beklentilere sebep olacak bir o kadar sebep.

Merak ve heyecan kadar soru işaretleri de kafamın büyük bölümünü kaplıyor. Özellikle kısa rotasyonu, görev ve sorumluluk dağılımı konusunda endişeliyim. Umarım taşları yerine oturtacak guard yapısı kurulur, kurabiliriz.


Perşembe, Eylül 30, 2010

Amerikan Rüyası


Yıl 1986. Dünya iki ütopya halinde o zamanlar; hem siyasi hem de basketbol olarak. Siyasal olarak ABD-Sovyetler, basketbol olarak ABD-Avrupa. Takdir edersiniz ki şu an bizleri ilgilendiren tek kısım basketbol. O senelerde iki galaksi arası yolculuk büyük bir tabu. Amerikanların, Avrupa'nın kendi seviyelerine çıkamadığı görüşü nedeniyle Eski Kıta topraklarında yetişen filizlere kapısı kapalı. Yeni Kıta'da tutunamayıp şansını Avrupa'da denemek isteyenler ise hakir görülüyor oralarda. Fakat o sene öyle bir turnuva oynanıyor ki; birazdan değineceğim iki efsane, bağnaz Amerikan basketbol adamlarının fikir havuzuna intihar komandosu olarak giriyor. Ve olaylar böylelikle başlıyor...

Bahsettiğim iki efsane:
Eski Sovyet, yeni Litvanya vatandaşı Arvydas Sabonis ve Hırvat, Almanya'da o lanet kazaya kurban giden, basketbolun Wolfgang Amadeus Mozart'ı Drazen Petrovic. Eğer basketbol bir din olsaydı (ki benim için zaten öyle), Avrupa basketbolu mezhebine dahil olmamı sağlayan üstadlar bunlardır. Biri halen Zalgiris Kaunas maçlarını kenardan izler (yani en son gördüğümde, Lakers'ın Jack Nicholson modeli gibiydi. Hemen ilk sırada, hakeme itiraz vb.). Diğeri ise beni ve tüm Hırvatları (evet bu rahmetli sayesinde kendimi Hırvat hissederim ayrıca, belirteyim) yetim bıraktıktan sonra, adı şimdilerde yıldızının parladığı Cibona Zagreb'in maçlarını oynadığı salonda (bkz: Drazen Petrovic Basketball Center) yaşatılmak isteniyor. Hayatından kesitlerin yer aldığı Drazen Petrovic Memorial Center ise, 'Ölmeden Önce Görmem Gereken Mekanlar' listemde ilk ondadır.

Bu ikilinin Atlantik dolaylarından açtığı kapıdan kafayı uzatıp "bir arkadaşa bakan", beğenip kalan - beğenmeyip "baba ocağı"na dönen sürüyle oyuncu oldu, oluyor, olacak da... Bu kapıdan geçenler sadece parkede değil, benchte görev alanlar hatta GM'ler oldu. Buna en büyük örnek Maurizio Gherardini olsa gerek. Son olarak New Jersey Nets'i satın alan Rus iş adamı Mikhail Prokhorov, bu Avrupai tatlının şerbeti konumunda.

Bu rüyaya kapılıp giden oyunculara üzülürüm genelde. İçimi parçalayanlar olarak ise Tiago Splitter, Nikola Pekovic, Ömer Aşık, Semih Erden, Timofey Mozgov son önemli adaylar. Henüz yüksek tempo Avrupa basketbolunda kendilerine tam doyamamışken (Splitter hariç), onlar o altın varaklı kapıdan geçiverdiler. Bir umuda yolculuk adına şarkıda da geçtiği gibi "bindiler bir alamete". Yine Splitter hariç, onları siyahi uzunlardan farklı kılan özellikleri olan oyun bilgisi ve doğru zamanda doğru yerde olma kabiliyetlerini daha da sivriltemedikleri sürece orada tutunamayıp önce Geliştirme Ligi, ardından da daha önce de bahsettiğim gibi baba ocağına dönüşleri, ihtimaller dahilinde en kuvvetli olanı. Alıntı olarak da şu vecizeyi aktarmadan edemeyeceğim: "NBA'de her Pau Gasol için bir Darko Milicic, her Dirk Nowitzki için bir Nikoloz Tskitishvili bulabilirsiniz."

Orada tutunmak isteyen Avrupa patentli uzun diğer kaslı ve zıpzıp siyahi uzunlara karşı farklı bir uzvunu kullanmalı... Mesela aklını! En azından burunları sürtülüp elleri ceplerinde, çaresizce Avrupa'ya dönmesinler. Haydi görelim sizi gençler!

Cumartesi, Eylül 25, 2010

Free Enes


Kentucky'de neredeyse tüm eyalet halkının katıldığı bir kampanya çığ gibi büyüyor. Eyaletteki yollarda, binalarda ve halkın dilinden düşmüyor bu kampanya. Sloganı ise Free Enes, yani Enes'e Özgürlük. 18 yaşındaki genç basketbolcunun NCAA'de Kentucky forması altında oynamasını istiyor bu kampanyaya katılanlar.

Geçtiğimiz sezonu Amerika'da lisede okuyarak geçiren Enes'in bu sezon ki hedefi üniversitede boy göstermek. Ancak önünde bir engel var. NCAA kuralları gereği profesyonel bir sözleşme sonucunda para kazanan bir basketbolcu Amerikan üniversitelerinde oynayamaz.

Daha önceki kural da yine Enes ve Enes gibilerin Amerika'daki üniversitelerde oynaması için düzeltilmiş bu hale getirilmişti. Peki neydi bir önceki kural ? "Profesyonel bir takımda oynayan basketbolcu, NCAA'de oynayamaz." Bildiğiniz üzere Enes Kanter, Fenerbahçe Ülker ile hem Euroleague hem de lig maçına çıktı. Bu nedenle eski kurala göre üniversitede oynayamayacaktı. Fakat kural düzenlendi ve Enes için daha uygun bir hale geldi.

Yeni kural ile birlikte asıl konu basketbolcunun profesyonel olarak para kazanıp kazanmadığı üzerine yoğunlaştı. Eğer Enes Kanter'in Fenerbahçe Ülker'den profesyonel olarak para kazanmadığı ispatlanırsa, genç pivot NCAA'de forma giyebilecek ve NBA'in kapısı ardına kadar aralanacak.

Eğer Enes'in Fenerbahçe Ülker'den para kazandığı kanıtlanırsa -ki tahminimce böyle bir durum var-  milli basketbolcu NCCA'de forma giyemeyecek. Son çare olarak ise Kentucky yönetimi, NCAA'ye başvuracak ve kuralın yeniden düzenlenmesini isteyecek.

Basketbolcuya herhangi bir ücret ödenip ödenmediği basit bir şekilde belgelerle ortaya koyulabilir ve dosya kapanır. Ayrıca Enes'in Kentucky'de oynamaması ne Fenerbahçe Ülker'e ne de Türk basketboluna katkı sağlamaz -ki bu noktadan sonra Enes'in hiçbir şekilde Fenerbahçe Ülker'de oynayacağını düşünmüyorum.

Kentucky'de düzenlenen bu kampanya ve çalışmalar, Fenerbahçe Ülker yönetimine bir tepki değil . "Enes'i serbest bırakın" sloganı altında NCAA yönetimini etkileme çabasının olduğunu düşünüyorum. Kentucky Wild Cats'in güçlü bir lobisi olduğu hatırlandığında yönetmelikteki ufak bir düzenleme çok da zor olmaz. Kentucky halkının iddia ettiği gibi ortada herhangi bir ödeme yoksa, bizim bu konuları tartışmamız değil, 2011 Draft gecesini beklememiz gerekir.

Banvit'in İlk Adımları


2009 - 2010 yılının normal sezonu tamamlanmış ve ilk iki sırada herhangi bir sürpriz sonuç olmamıştı. Asıl sürpriz ise üçüncü basamağı kapan Bandırma temsilcisi Banvit olmuştu. Sezon içerisindeki istikrarını devam ettiren Banvit, Play-Off'larda da yarı finali görmüştü. Artık hedefler büyütülmeliydi, yani dümen Avrupa kupalarına doğru kırılmalıydı.

İsrail Basketbol Ligi'nde de sürpriz bir takım çıkagelmişti. Hiç hesapta yok iken Gilboa Galil, İsrail Ligi finalinde Maccabi Tel - Aviv'i yenerek şampiyon olmuştu. Bu da Euroleague'de bizi çok yakından ilgilendiren bir değişikliğin olmasını sağladı. Euroleague her ne kadar uzun süreli anlaşmalar üzerinden takımları dev arenaya kabul etse de, yerel liglerde şampiyon olan takımlara da küçük bir şans veriyor. Hal böyle olunca Türkiye Ligi üçüncüsü olarak Banvit'in katılması gereken Euroleague eleme turuna Gilboa Galil katılacaktı, Banvit Eurocup'a yani Kupa 2'ye düşecekti.

Ancak Banvit'in şansı döndü, Letonya şampiyonu elemelerden çekildi. BK Ventspils yerine Banvit Euroleague elemelerine çağrıldı.

Bu noktadan sonra her şey Banvit'in elindeydi. Çok zorlu bir yoldan gelip, 3 farklı rakibini elerse kendini Euroleague'in içinde bulacaktı Bandırma temsilcisi. İşler kolay değildi hem hiç kolay değildi. Ancak asıl önemli olan turları geçip geçebilmek değil, bölgede Avrupa takımı görüntüsü yaratabilmekti. Taraftarları bu dev arenaya ısındırmak önemliydi kanımca. Bir Euroleague takımı olmak, bir Avrupa takımı olmak o kadar kolay değil, gelenek ve alışkanlığın olması gerekir. 

Le Mans karşısında yapılan iki maç, Avrupa'ya atılan ilk adımlardı. Bu ilk adımların arkası gelmeli, gelecektir. Zamanla bu ilk adımlardan yürümeye belki koşmaya kadar yükselecektir Banvit. Takım içi doğru yapılanmanın yanında Avrupa standartlarına uygun bir salon Bandırma'ya kazandırıldığı zaman Banvit geleceğe çok daha umutla bakacaktır.

Cumartesi, Eylül 18, 2010

Spahija'nın Vidmar'ı : Rasid Mahalbasic


3 yıl öncesinde Türkiye milli takımının koçluğunu sürdüren Bogdan Tanjevic, ilginç ve şaşırtıcı bir karar almış ve Fenerbahçe Ülker'in başına geçmişti. Fenerbahçe Ülker'in başına geçtikten sonraki ilk cümlelerinden biri ise "İstanbul'a iki Sloven getireceğim." olmuştu. Daha sonraki haftalarda, aylarda ve yıllarda gördük ki bu iki Sloven basketbolcu Emir Preldzic ve Gasper Vidmar oldu.

Emir Preldzic, Vidmar'a göre daha yetenekli ve daha faydalı olabilecek bir basketbolcuydu. Zaten aradan geçen 3 senede NBA Draftlarında 58. sıradan seçilmeyi de başardı. Birçok Avrupa kulübünün dikkatini çekti Sloven, Bosnalı ve Türk yıldız. Ancak bizim dev çocuk Gasper Vidmar beklenen yükselişi gösteremedi. Temel basketbol eksikleri vardı. Yıllar içinde gelişecek bir durumdu. Gençti Vidmar, sabredilip zaman verilmeliydi Sloven pivota. Öyle de yapıldı, yaklaşık 2,5 yıl Fenerbahçe Ülker forması giydi ve giymeye devam edecek. Gözle görülüyor ki gelişme kaydetti Vidmar. İlk geldiği günden epey farklı bir basketbol oynuyor şu anda.

Tanjevic'in 2 Sloven getireceğim sözüyle başlayan 3 yıllık maraton geçen yaz başında son buldu. Artık yeni direktör Neven Spahija. Hırvat koç da Tanjevic gibi Yugoslav ekolünün temsilcisi. Onun mentalitesi içeresinde de, kadroda kesinlikle gelecek vaat eden genç bir oyuncu bulunacaktı. Kadrodaki Türk oyuncuları yeterli görmemiş olacak ki Spahija, yine Balkanlar semalarına yüzünü döndü. Bosna asıllı Avusturyalı Rasid Mahalbasic'i buldu o topraklarda. 20 yaşında ve 2.09 boyunda olması, "Yugoslav koç" kriterlerine uyması için yeterliydi. Öyle de oldu, Rasid Mahalbasic Fenerbahçe Ülker ile 6 yıllık sözleşme imzaladı. Hayırlı olsun, diyecek bir şey yok şimdiden. Sanıyorum kendisi 1-2 yıl kadar farklı takımlarda kiralık olarak forma giyecek, daha sonra sarı-lacivertli formayı giyebilecek. Açıkçası ben Rasid Mahalbasic ismini ilk kez duyuyorum. Benim de bilgi toplamama yardımca olan Salsabasket, Maliano ve Klein Zeitung'u okuyarak daha ayrıntılı tanıyabilirsiniz Mahalbasic'i.

Salı, Eylül 07, 2010

Yapma Bunları FIBA !


Dünya basketbol kamuoyunun gözü Türkiye'de düzenlenen şampiyonada iken, FIBA köprü altından sessizce suyu akıtıyor. Dünya Şampiyonası başlamadan hemen önce biten 2011 Avrupa Şampiyonası eleme maçlarında büyük mücadele verilmişti ve bir dolu emek sarf edilmişti. 3 grupta 15 takımın mücadele ettiği eleme maçlarında, gruplarında ilk iki sırayı alan takımlar Litvanya'da düzenlenecek Eurobasket11'e katılma hakkı kazanacaktı.

Ancak bir takım için işler yolunda gitmiyordu. A grubunda mücadele eden İtalya, ilk üç maç sonunda İsrail ve Karadağ'a yenilmişti. Grubun devam eden maçlarında bu dezavantajlı durumdan kurtulamayan İtalya, ilk ikiye giremedi. Grupta İsrail ile birlikte 13 puan alan ancak averaj ile üçüncü olan İtalya böylece basketbolunda tarihi bir çöküşe gidiyordu.

2008 Pekin Olimpiyatları'na, 2009 Avrupa Şampiyonası'na ve 2010 Dünya Şampiyonası'na katılmayı başaramayan İtalya, 2011 Avrupa Şampiyonası'na da katılamaz ise bir daha düzeltmesi zor bir sürece girecekti. 

FIBA oluşan bu durumu fark etti ve hemen el attı. FIBA, İtalya ve basketbolu için iki önemli adım attı şu son 3 günde. İlk önce Avrupa Şampiyonası artık 16 takım ile değil, 24 takım ile düzenlenecek denildi ve elemeleri geçmeyi başaramayan İtalya'yı Avrupa Şampiyonası'nın içine attı. Buna sebep olarak da, zaten böyle bir durumun olacağını sadece düzenlemenin 2 yıl öne çekildiği söylendi. Peki ne aceleniz vardı da bu düzenleme 2 yıl öne çekildi ? Avrupa basketbolunun ağır ağbisi İtalya kaybolup gitmesin diye mi böyle bir şey yapıldı acaba ?

Bitmiş durumda olan İtalya basketbolunu tekrardan ayağa kaldırmak için atılan ikinci adım ise 2013 Avrupa Şampiyonası'nı düzenleme hakkı olacak. Şu an için kesin bir karar yok. 2013 Avrupa Şampiyonası'nı düzenlemek için iki aday var. Biri ağır ağbi İtalya diğeri Slovenya. Önümüzdeki günlerde kararı açıklanacak olan 2013 Avrupa Şampiyonası ev sahibi sizce kim olur ? Bence ağır ağbi olacak. Eğer ev sahibi İtalya olmaz ise tekrar bu yazıya döneriz ve tekrardan tartışırız durumu.

Cuma, Ağustos 20, 2010

Greece - Serbia ? Pao - Oly ?



Yunanistan'da düzenlenen Akropolis turnuvasının son gününde, ev sahibi Yunanistan ile Sırbistan karşılaştı. Turnuvada Kanada'ya 74 sayı fark atan, Slovenya'yı rahat geçen Yunanistan maçın favorisi konumundaydı. Sırplar ise Kanada'dan sürpriz bir mağlubiyet almıştı. Çekişmeli bir maç oluyordu ki maçın bitmesine 2.40 saniye kala ipler koptu. Skor 74-73 iken Sırbistan guardı Milos Teodosic ile Yunanistan'dan Fotsis karşı karşıya kaldı. Oyun durdu ve bu ikili arasında bir itişme başladı. İşler giderek büyüdü ve kavgaya dönüştü. Olaya Marko Keselj, Spanoulis, Velickovic, Schortsanitis, Krstic gibi oyuncularda dahil oldu. Tabii kavgada Schortsanitis ismini duyanlar biraz ürkebilir ancak öyle olmadı. Krstic önüne gelene yumruk salladı ve bundan en çok nasibini alan Schortsanitis oldu. Kavgayı ayırmak için sahaya inen sakat Bourousis'in kafasına da sandalye indiren Krstic, bir an için Tatar Ramazan moduna büründü. Sahaya giren Yunan taraftarlar bile Nenad Krstic'e dokunmaya teşebbüs edemedi. Kavga sonunda suçsuz olan Ioannis Bourousis'in kafasında büyük bir yarık oluştu. Olayı başlatan Teodosic ve Fotsis ise ortadan çabucak kayboldu. Önemli olan ise bu kavgadan sonra ne olacağı. FIBA'nın öz çocuğu konumundaki bu iki ülkeye ne tür cezalar vereceği merak ediliyor.  Nenad Krstic, Milos Teodosic ve Schortsanitis'e kapsamlı cezalar gelmesi gündemde. Bu kavganın Dünya Şampiyonası'na olan etkisinin ne olacağı ise ayrı bir konu olarak duruyor. Şunu da söylemeden geçmeyelim, bu iki ülkenin Türkiye'deki şampiyonada eşleşme ihtimalleri çok düşük. Zaten oyuncuların soyunma odalarında barıştıkları da söylenenler arasında. Ancak bu kavganın nedenleri arasında en akla yatanı Panathianikos - Olympiacos çekişmesi. Yunanistan Ligi Heba başlamadan böyle bir kavganın çıkması, sezonun nasıl olacağına dair bize ciddi sinyaller veriyor.

Kavganın videosunu görmek isteyenler buradan buyursun.

Çarşamba, Ağustos 11, 2010

Pire'dekiler Uyanık, Bizimkiler Yine Uyuyakalmış


Türkiye - Sırbistan maçından sonra yazdığım yazının son satırlarında da belirttiğim gibi dikkat edilmesi gereken bir oyuncuydu Marko Keselj. Fakat komşu ekibi Olympiakos elini çabuk tutarak, şampiyonayı beklemeden Sırp forvet ile 3 yıllığına anlaşmış. 2.08 boyundaki Keselj, Adidas Cup'ta gösterdiği performans ile bizi kendisine hayran bırakmıştı. Atletik oyunu ve şutları 22 yaşındaki genç basketbolcunun dikkat çeken özellikleri. Pire'deki dostlar çabucak işi bitirirken, bizimkiler yine uyuyakalmış.

Meraklısı resmi açıklama için buradan buyursun.

Salı, Ağustos 03, 2010

İtalya Gün Geçtikçe Dibe Vuruyor


Dünya Şampiyonası başladı başlayacak derken İtalya'nın başka dertleri var. Eurobasket09'a Fransa'ya elenerek katılamayan İtalya, 2010 Dünya Şampiyonasında da kendine yer bulamadı. Çünkü FIBA, 'wild card' uygulamasını, kıta şampiyonasına katılmış takımlara verebiliyor. Bu durumda, İtalya için tek hedef Litvanya'da yapılacak Eurobasket'11 oldu. Fakat İtalya, Eurobasket'11 elemelerine de iyi başlayamadı. İlk maçında evinde İsrail'e 79-71 yenilen İtalya, gün geçtikçe eriyor. Takımın tecrübeli koçu Pianigiani ise basın toplantısında takımın savunma yapmadığını söyledi. Kadrosunda Andrea Bargnani, Belinelli, Vitali gibi oyuncuları bulunduran İtalya bir an önce toparlanmazsa, büyük turnuvalarda 'Maviler'i izlemek için çok bekleriz.

Cuma, Temmuz 30, 2010

Basketbolda Transfer Piyasası #7


- Detroit Pistons, guard Will Bynum ile yeniden anlaşma sağladı.

- David Hawkins, İtalya'da dolaşmaya devam ediyor. Lottomatica Roma ve Montepaschi Siena'dan sonra Hawkins'in yeni durağı Armani Jeans Milano oldu.

- Joey Graham, Cleveland Cavaliers ile 2 yıllık sözleşme imzaladı.

- Eddie House, Miami Heat ile 2 yıllık sözleşme imzaladı. House, 2 yıl için 2.8 milyon dolar alacak.

- DKV Joventut Badalona, Carl English ile anlaşmaya vardı.

- Banvitspot, Sloven power-forvet Vladimir Golubovic ile anlaştı.

- Boston Celtics, guard bölgesini Von Vafer ile takviye etti. Von Vafer, geçen yılı Olympiacos'ta geçirmişti.

Çarşamba, Temmuz 28, 2010

Dadadadamiiir Mrrrsic !


Yıllardır Abdi İpekçi'nin kirişlerinde yankılanan efsane anonstur başlıkta yazdığım. 3 sayı çizgisinin gerisinden, potaya gönderilen bombaların sesidir adeta bu anons. Bu anonsu duyduğunuz zaman, bilin ki Fenerbahçe Ülker taraftarı ayakta çılgınca seviniyordur.

Evet, Türkiye'ye Bosna-Hersek'teki savaştan kaçıp gelenlerden biriydi Mrsic. 1989 yılında başladı büyük Türkiye yolculuğu. Oyun kurucu olmak için biçilmiş kaftandı büyük kaptan. Dribbling eğitimi Yugoslav ekolünden almış, skorer bir guarddı Mrsic.

Hani hep söyleriz Hagi mi, Alex mi, Pascal Nouma mı diye; işte bu tartışmanın basketbol çapındaki tartışmasız iki isminde biridir benim açımdan. Belki bazıları bunu ağır olarak değerlendirebilir ama Mrsic benim için gerçekten o kadar özel bir oyuncuydu. Petar Naumoski ile Türkiye'ye adım atmış en iyi iki basketbolcudan biridir benim gözümde Damir. Tabii ki çok iyi Amerikalılar gelmişti 90'lı yıllarda fakat benim izlemeye yetişebildiklerim arasında en iyi iki oyuncudan biriydi.

Türkiye'deki NETAŞ macerasından sonra aşık olduğu İzmir'e gitti. İzmir'de 4 sezon basketbol oynayan büyük kaptan, sayı krallıkları elde etti. Ardından Fenerbahçe'nin yolunu tuttu. Giderek bizden biri oluyor dediğimiz anda uçuverdi, gitti Türkiye'den. Rusya'nın soğuk yollarına düştü. Unics Kazan ve Dinamo Moskova'da 2 yıl boyunca oynadı. Daha sonra efsane haline geleceği kulübe tekrardan geldi. Fenerbahçe serüveni, bir daha başlamıştı.



Mrsic, Fenerbahçe'de tekrar forma giymeye başladığında 34 yaşındaydı. Yani veteran olma yaşına hızla ilerliyordu. Fakat Damir'in iyi bir fiziki yapısı vardı. Başkaları için 34 Damir için 28 demekti. Fenerbahçe'ye çok şeyler vermek için gelmişti. Kısa zamanda eski Fenerbahçe basketbol taraftarının en sevilen ismi oldu.

Takımın cefasında da sefasında da hep ayakta kalan isim oldu. Ülker ile sözleşme imzalanmadan önceki dönemde takımın bir numaralı yıldızıydı. Yanından birçok önemli yıldız geçse de, o hep takımın bir numaralı skoreri olarak kaldı. 100.yıl yaklaşıyordu, Damir Mrsic kendisine tapan taraftarlara büyük bir ödül vermek amacındaydı. Bu amacını da sezon sonunda gerçekleştirecekti.

Ülker ile sponsorluk anlaşması yapıldıktan sonraki 4 yılda 3 şampiyonluk kazanan takımın kaptanıydı. Takıma geldiği yaşın tecrübesiyle, abilik yaptı, genç oyunculara hep yardımcı oldu. Ömer Aşık, Semih Erden, Oğuz Savaş gibi genç yıldızlar ile hep iyi dialoglar içinde oldu. Bu arada Türk vatandaşlığına geçti. Demir Kaan ismini aldı.


Artık kariyerini sonlardırma vakti  gelmişti. 25 Ekim 1970 doğumlu olan Damir Mrsic, Türkiye'de iki sayı krallığı unvanı, bir asist krallığı unvanı, 3 Türkiye Ligi şampiyonluğu, bir Türkiye Kupası ve bir Cumhurbaşkanlığı Kupası kazandı. Kazandığı kupalardan ziyade büyük kaptan, Fenerbahçe taraftarının gönlünü kazandı.

Mrsic, basketbolu bu sezon sonunda bıraktığını açıkladı. Artık Fenerbahçe'de büyük ihtimalle genel menajerlik yapacak. Umarım menajerlik hayatında da, basketbol hayatında olduğu gibi başarılı olur. Fenerbahçe maçlarına gittiğimde önünde secde yaparak eğildiğim, efsane üçlükleri sonrasında çılgınca sevindiğim, ismini sesim kısılana kadar bağırdım kişinin adıdır Dadadadamiiir Mrrrsic ! Yeni hayatında başarılar büyük kaptan...

Salı, Temmuz 27, 2010

Raptors Koçu Triano'nun Geri Planda Kalmış Öyküsü


                  

Son günlerde Hidayet Türkoğlu'nun Toronto Raptors'dan takas olup, Phoenix Suns'a gitmesi üzerine birçok yazı yazıldı. Ben de EmreCeSpor olarak, olayı farklı bir boyutla sizlerin önüne sunmak istiyorum. En kaliteli basketbol haberlerinin yapıldığı Salsa Basket'in konuk yazarı Yiğiter Uluğ'un yazısından esinlenerek, Hido'nun eski koçunu biraz tanıyalım.

Kanadalı bir şutör olan Triano, kariyerindeki başarıların çoğunu Kanada forması altında yaşadı. Üniversite Oyunlarında, Kanada ile şampiyonluk kazanan Triano, basketbolcu olarak Kanada'nın gelmiş geçmiş en önemli oyuncularındandı.

Triano, NBA'de oynama fırsatı bulamadı. Lakers tarafından draft edilmesine rağmen, en üst düzey basketbolun oynandığı ligi tercih etmedi. Müthiş bir şutör olan Triano'nun yolu, 1985-86 sezonunda Türkiye'ye düştü. Fenerbahçe ile anlaşan Triano, basketbolun Türkiye'de ilerlemesine büyük katkılarda bulunmuş biri. Kusursuz şutları ile örnek bir basketbolcu olan Triano, Türkiye'den ayrılırken bile arkasında olumlu izler bırakmış nadir kişilerdendi.

Özellikle 80'li yılların ortasında, Galatasaray ile oynanan maçlar, futbolun önüne geçecek seviyedeydi.Takımlar kadrolarında iki yabancı bulundurabiliyorlardı. Dolayısıyla taraftar, genellikle bu iki yabancının üzerine yoğunlaşıyordu. Kendi özel seyircisini bile oluşturmuştu Triano. Şutları ile Spor Sergi'deki, Fenerbahçe taraftarlarını ayağa kaldıran isimdi. Fakat Fenerbahçe, o sezon şampiyon olamadı. Aksine Galatasaray ile oynadığı 3 maçı da kaybederek Play-Off'lara erken veda edip, sezon sonunda Galatasaray'ın şampiyonluğunu izledi.

Daha sonra Jay Triano Türkiye'den ayrıldı. Yeniden ülkesine döndü. 1988 yılında, 30 yaşındayken basketbola veda etti Triano. Bu noktadan sonra koçluk kariyerine başladı. 2002 yılında Toronto Raptors'da yardımcı koçluk ile başlayan serüveni şimdi headcoach olarak devam ediyor.

Fakat biz genç neslin,  Jay Triano'ya bakış açısı ise çok farklı. Zamanın gençliği, Jay Triano'ya büyük nefret besliyor. Onu sadece Hido ile anlaşamayan huysuz bir koç olarak tanıyor. Belki haklı da bu görüşünde. Fakat ben de son günlerde, adına gruplar açılan, akla gelmez küfürler edilen  'kötü' adamı, geri planla kalmış öyküsü ile hatırlatayım dedim yine de.

We are Turkish Airlines 'Euroleague Basketball'


Artık dünya çapında ismini duyurmak isteyen şirketler sponsorluk yoluna başvuruyorlar. Özellikle de spor alanına yönelen şirketler, sponsorluk anlaşmalarından oldukça kârlı bir şekilde çıkıyorlar. Bu yolu izleyen Türk şirketlerinden biri de Türk Hava Yolları.

Son yıllarda büyük atılım yapan THY, spor alanında yaptığı sponsorluk anlaşmaları ile adını tüm dünyaya duyurmayı başardı.  Barcelona ile imzalanan sözleşme, THY için büyük bir adım olmuştu. Daha sonra Manchester United'a, Yunanistan Basketbol Ligi takımlarından Maroussi'ye, Almanya Basketbol Ligi takımlarından Giants'ın salonuna sponsor olmuştu THY. Geniş çaplı büyümesine devam eden Türk Hava Yollarının yeni hedefi, Avrupa Basketbolunun en önemli organizasyonu Euroleague oldu. Euroleague ile 10 yıllığına anlaşan THY, basit bir sponsorlukta kalmayıp, isim sponsorluğu için anlaştı. Artık Euroleague'in yeni ismi Turkish Airlines Euroleague Basketball olacak. THY'nin dünya sporuna verdiği önemi tebrik ederek, Türkiye sporuna yapacakları katkıları bekliyoruz.

Pazartesi, Temmuz 26, 2010

Basketbolda Transfer Piyasası #6





- Stephan Marbury, Çin'in Shanxi Zhongyu takımı ile tekrardan anlaştı. Geçtiğimiz sezonu da Çin Ligi(CBA)'de geçiren Marbury, 22.9 sayı ve 9.5 asist ortalamaları tutturmuştu.

- Damir Mrsic kesin olarak basketbolu bıraktığını açıkladı. 39 yaşındaki tecrübeli oyun kurucu, 7 sezon Fenerbahçe forması giymişti. Mrsic'in genel menajer olabileceği, söylentiler arasında.

- Paulius Jankunas, eski takımı Zalgiris Kaunas ile anlaştı. Evine dönen Jankunas geçen sezonu Rus takımı BC Khimki'de geçirmişti. Jankunas, Litvanya Milli takımının da önemli parçalarından.

- İspanyol guard Carlos Cabezas, BC Khimki'den ayrıldığını açıkladı. Cabezas'ın İspanya'ya dönme ihtimali çok yüksek. Seçenekler arasında ise en yakın tercih olarak, eski takımı Unicaja Malaga duruyor.

- Los Angeles Clippers, forvet Rasual Butler ile anlaştı.

- BC Khimki, uzun takviyesi yaptı. Hırvat Kresimir Loncar ve Rus Alexey Savrasenko, gelecek sezonda BC Khimki forması giyecek.

- Tecrübeli guard Dusan Kecman, Partizan ile olan sözleşmesini uzattı. Kecman, bir dönem Efes Pilsen ve Panathinaikos formaları giymişti.

Pazar, Temmuz 25, 2010

Bo McCalebb'in Yeni Durağı İtalya

Partizan'ın başarılı oyun kurucusu Lester Bo McCalebb'in gözünün yüksekte olduğunu yazmıştık. Partizan'da geçirdiği başarılı sezonun ardından, Avrupa'nın büyük takımlarından birçok teklif almıştı McCalebb. Amerikalı guard sonunda tercihi yaptı ve Siena'nın yolunu tuttu.

Ahmet Kandemir'in oyuncu radarı sayesinde Avrupa'ya adım atan Bo McCalebb, Mersin B.Ş.B'de geçirdiği mükemmel sezonun ardından, Partizan'ın yolunu tutmuştu. Partizan'da da büyük başarılara imza atan McCalebb, Euroleague'de Final-Four oynama şansını yakalamıştı. Partizan ile hem Sırbistan Ligi hem de Adriyatik Ligi şampiyonluğu kazanan McCalebb'in hedefinde artık daha büyük takımlar yer alıyordu. Daha önceden yazdığımız gibi McCalebb'in taliplileri arasında, Regal Barcelona, Real Madrid ve Caja Laboral gibi İspanya üç büyük devi vardı. Fakat Lester Bo McCalebb, tercihini İtalya'dan yana kullandı. Montepaschi Siena ile 3 yıllığına anlaşan başarılı guard, Siena'dan ayrılıp, Unicaja Malaga'ya transfer olan Terrel McIntrye'ı aratmamaya çalışacak.

Cumartesi, Temmuz 24, 2010

Kurtoğlu Tekrar Kuqo Oldu


Uzun zamandır bazı aksaklıklardan dolayı ertelediğim Ermal Kuqo yazısını ancak bugün kaleme alabildim. Bildiğiniz üzere; Ermal Kurtoğlu, içinde hep bir ukde olarak kalan Arnavutluk Milli takımı formasını giymeyi başardı. Peki bu nasıl oldu ? Bir basketbolcu iki farklı A Milli takımın formasını giyebilir miydi ?

Ermal Kurtoğlu'nun babası, Arnavutluk'ta uzun zaman basketbol oynamış, tanınmış bir basketbol adamıydı. 126 kez milli takım forması giymesinden bunu anlıyoruz. Ayrıca Arnavutluk'ta "Kuqo" soyadı bilindik ve saygı duyulan bir soyisimmiş. Bu nedenle genç yaşta ülkemize gelen Ermal Kurtoğlu'nun hayallerinde bir gün Arnavutluk forması giymek varmış. Hem de babasına ait milli takımda en çok forma giyme rekorunu kırmak istiyormuş 30 yaşından sonra.

Ermal Kurtoğlu, Türkiye ile bağları çok iyi olan, sıcakkanlı bir basketbolcu. Fakat milli takımlar arası yatay geçiş yapması, bize yansıttığı genel kişiliği ile pek uyuşmadı. Bu yatay geçiş, biraz da öz vatanı olan Arnavutluk'a yaranma çabası olarak düşünüyorum, kanımca. Çünkü Kuqo, Türkiye Milli takımını seçtikten sonra Arnavutlar, baya bir sinirlenmişlerdi.

Ermal'in bu 'yaranma' fikrine, Türkiye Basketbol Federasyonundan olumlu bir tepki gelmişti. Sanırım onlar da, artık sevenler kavuşsun istiyordu. Peki FIBA böyle bir olaya nasıl izin vermişti ? Bir ülkenin A Milli takımında oynayan bir basketbolcu, 30 yaşına geldikten sonra başka bir ülkenin A Milli takımının formasını nasıl giyer ? Daha önce çok görmüştük, Ümit Milli takımlarda başka ülkede oynayıp, A Milli takımlarda başka ülkede oynayanları. Fakat bu olayda durum farklıydı, Kuqo iki farklı ülkenin 'A' Milli takımlarında forma giyecekti. Sanırım Kuqo'nun ana vatanının Arnavutluk olması, doğuştan Arnavutluk pasaportuna sahip olması, gerekli işlemleri kolaylaştırdı. Bir de Turgay Demirel'in bilek gücünü hesaba katarsak, FIBA'dan izin almak pekte zor olmadı herhalde. TBF'nin bu hamlesi acaba, Emir Preldzic'in durumunu kolaylaştırmak için miydi ? Orası tabii ki bilinmez.

O Şimdi Hem Koç Hem Eş



Bir zamanlar Avrupa'nın bir numaralı skoreriydi. Birçok kupa kazandı. NBA'ye gitmesi ile her şey değişti. Tekrar Avrupa'ya döndüğünde eski formunu bir daha bulamadı. Ve 2010'da basketbolu bıraktığını açıkladı. 19 Haziran günü Litvanya Ligi takımlarından Perlas Vilnius'un yardımcı koçu oldu. Bugün ise dünya evine adım attı. Sevgilisi Victoria ile evlenen Arvydas Majiauskas'a mutluluklar diliyorum.

Asıl Devrim Budur


Hırvatistan Basketbol Federasyonu öyle bir karar aldı ki, tüm dünyaya örnek olacak cinsten. Gelecek sezondan itibaren Hırvatistan Basketbol Liginde mücadele eden takımlar, sahada en az bir tane 1991 doğumlu basketbolcu bulundurmak zorundalar. Eğer takımlar bu kuralı uygulamazsa, ceza olarak; karşı takım 2 serbest atış kullanıp, kenardan oyuna başlayacak. Eğer kadrosunda bu özelliklere sahip basketbolcu bulunduramayan takımlar, sahada 4 kişi kalma tehlikesi ile karşı karşıya olacak.

Aslında bu değişikliğe Hırvatların çok ihtiyacı olduğunu söyleyemeyiz. En son ülkelerinde düzenlenen Avrupa Ümitler Şampiyonasında ikinci olan takım yine Hırvatistan'dı. Sanıyorum ki tasarladıkları bu proje ile gerisinde kaldıkları Sırbistan basketbolunu yakalama amacındalar. Artık hedef, yeni Drazen Petrovicler, Dino Radjalar, Toni Kukoclar yetiştirmek.

Cuma, Temmuz 23, 2010

Bir Umuttu Bizimkisi : Aleks Maric


Geçtiğimiz sezon Avrupa'nın açık ara en iyi pivotu Aleks Maric'di. Bu mükemmel performansını, takımının yakaladığı başarı da destekleyince Maric, Avrupa transfer piyasasının en önemli oyuncusu oldu. Ne gariptir ki Aleks Maric'in adı Fenerbahçe Ülker ile anılmaya başlamıştı.

Aleks Maric, transfer piyasasının en önemli oyuncularından biri olmasına rağmen bir türlü transfer olamamıştı. Avrupa'da birçok önemli parça transfer olup, takımını bulmuştu. Ortada Aleks Maric ve Boniface N'dog kalmıştı uzun oyuncu olarak. Partizan'dan koç Dusko Vujosevic'in ayrılmasının ardından, Aleks Maric'in gitmesine de kesin gözüyle bakılıyordu. Fakat Partizan bonservis bedelini 1 milyon Euro olarak belirlemişti. Süre olarak da 1 Ağustos gösterilmişti. Eğer 1 Ağustos'a kadar Aleks Maric, Partizan'dan transfer olmazsa, gelecek sezon için yine Partizan forması giyecekti. Partizan'ın böyle davranmasının sebebi çok açıktı. Eğer Aleks Maric giderse, 1 Ağustos'dan sonra yerine dolduracak kalitede bir pivot bulamazlardı. Bu nedenle ya şimdi gidecekti ya da asla.

Aleks Maric için devrede olan iki takım vardı. Biri Yunan devi Panathinaikos diğeri Fenerbahçe Ülker. Boniface N'dog'unda serbest olması Pana'yı biraz hedeften kaydırıyordu. Özellikle istenilen bonservis bedeli çok fazlaydı. Fakat Fenerbahçe Ülker için bunun çok yüksek bir fiyat olduğu söylenemezdi. Hele bu seviyedeki bir oyuncu için. Gordon Giricek'e verilen para, hala akıllarda tazeydi. Aleks Maric'de Fenerbahçe'ye sıcak bakıyordu veya biz öyle sanıyorduk. Çünkü kadroda birçok Yugoslav kökenli basketbolcu vardı, hem de koç Hırvat Neven Spahija'ydı. Her şey bu olağanüstü transfer için uygundu. Fakat Pana kararını değiştirdi ve rotayı Maric'e çevirdi dün akşam. Maric de Pana'ya olumlu cevap verince transfer gerçekleşme noktasına geldi. Yunan devi, nasıl olduysa Partizan ile 800 bin Euro'ya anlaştı ve transfer gerçekleşti. Artık Aleks Maric, Yoncaların formasını giyecek.

Pana'nın rotayı Aleks Maric'e çevirmesinde birçok etken vardı. Sofoklis Schortsanitis ile anlaşamayan Pana, Nikola Pekovic'in NBA'ye gitmesi ile doğan boşluğu Boniface N'dog ile doldurmak istedi. Fakat Senegalli yıldızdan beklediği cevabı alamayınca, tek adres Aleks Maric olarak duruyordu. Gerek Pana'nın güçlü bir takım olması gerek koçlarının Zvelimir Obradovic olması, Aleks Maric'in Yunanistan'a gitmesini sağlayan etkenler oldu.

Fenerbahçe Ülker ise artık stratejiyi değiştirecek gibi gözüküyor. Ya Gasper Vidmar ile yola devam edilecek ya da Vidmar'a kapı gösterilip, Milan Macvan-Boniface N'dog ikilisinden biri transfer edilecek. Zamanla neler olacağını hepimiz göreceğiz.

Basketbolda Transfer Piyasası #4


- NBA'de 15.sezonunu geçirecek olan Kurt Thomas, Chicago Bull ile 1 yıllığına anlaştı. Thomas, geçtiğimiz sezonu Milwaukee Bucks'da geçirmişti. Ayrıca bu transfer, Ömer Aşık'ı da önemli ölçüde etkileyecektir.

- Thomas Kelati, BC Khimki ile 2 yıllığına anlaştı. Power Electra Valencia'dan transfer olan Kelati, 2 yıl için 1 milyon Euro alacak.

- Veterean pivot Theo Ratliff, Los Angeles Lakers ile anlaştı. Ratliff, geçen sezona Spurs'de başlamış, Bobcats'de tamamlamıştı.

- Earl Calloway, Cajasaol ile anlaştı. Daha önce İspanya tecrübesi bulunan guard yeni takımı ile 1 yıllık sözleşme imzaladı.

- Matt Barnes, Los Angeles Lakers ile anlaştı. 30 yaşındaki guard, geçtiğimiz sezon Magic forması giymişti.

- 29 yaşındaki guard Marquis Daniels, Boston Celtics ile sözleşmesini yeniledi. Geçen sezon Daniels, özellikle Nate Robinson'ın gelmesinden sonra fazla süre şansı bulamıyordu.

- Eski Pınar Karşıyakalı guard Gary Neal, San Antonio Spurs ile anlaştı. Gary Neal, daha önce Avrupa'da Benetton Treviso ve Unicaja Malaga formaları giymişti.

- K'Zell Wesson, 1 yıllığına Türk Telekom ile anlaştı. Bulgar pasaportuna sahip pivot, daha önce ülkemizde Beşiktaş Cola Turka ve Pınar Karşıyaka formaları giymişti.

- Fransız pivot Ali Traore Virtus Roma ile anlaştı. 2 yıllığına anlaşan Traore, Fransa Milli takımında da yer alıyor.

- Antoine Wright, Sacremento Kings ile anlaştı. 26 yaşındaki oyuncu geçen sezonu Raptors'da geçirmişti.

- Carlos Arroyo, Miami Heat ile tekrar anlaştı. Geçtiğimiz sezonu da Heat forması altında geçiren Porto Rikolu guard, Heat'in önemli tamamlayıcı parçası olacak.

- Eski Beşiktaş Cola Turka'lı forvet Ricky Apodoca, ülkesine döndü. Ricky, Porto Riko kulübü Leones de Ponce ile 1 yıllığına anlaştı.


  ©EmreCeSpor - Todos os direitos reservados.

Template by Dicas Blogger | Topo