.

Fastbreak E-Basketbol Dergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Fastbreak E-Basketbol Dergisi etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cumartesi, Ağustos 14, 2010

Yeni Oluşum


      Fastbreak E-Basketbol dergisinin kapanması üzerine, Ağustos sayısı yazımı buradan yayınlıyorum. 
Her şey 20 Mart günü başladı. O gün, Fenerbahçe Ülker antrenörü Bogdan Tanjevic'in kolon kanseri olduğu açıklandı. Gelen bu haber ile yeni bir sürece doğru, ilk yelkenler açıldı. Tanjevic'in hastalığı, somut adımların atılmasına yardımcı olmuştu belki de.

O günden sonra Bogdan Tanjevic, Fenerbahçe Ülker'in başında bir daha parkeye ayak basamadı. Hatta çoğu maçı izlemeye tribüne bile gelemedi. 11 Eylül 2007'de başladığı Fenerbahçe Ülker serüvenini, sonlandırmanın eşiğindeydi Tanjevic. 3 yıllık görev sürecinde Fenerbahçe Ülker'in 2 lig şampiyonluğu ve 1 Türkiye Kupası kazanmasına yardımcı oldu. Taraftarın asıl başarı beklediği Eurolegue'de, TOP 8'den ileri gidilemedi. Fakat her şeye rağmen Fenerbahçe yönetimi, Bogdan Tanjevic'e sözleşmesini uzatması yönünde, bir teklifte bulundu. Tanjevic, bu teklifi kabul etmeyerek Lottomatica Roma'nın yolunu tuttu ve sportif direktör oldu. Yani bir nevi yöneticilik hayatına başladı Tanjevic.

Bu noktadan sonra Fenerbahçe'ye uzun vadeli yeni bir yapılanma gerekiyordu. 3 yıldır devam eden sistem sona ermiş, yeni insanlarla çalışma zamanı gelmişti. İlk önce Aydın Örs ile anlaşıldı. Hem de Örs, Medical Park Trabzonspor'a gitmek üzereyken. Aydın Örs, aynı görevi 3 yıl önce kabul etmemiş ve takımdan ayrılmıştı. Fakat bu sefer sportif direktör olmayı kabul etti tecrübeli basketbol adamı. Daha sonra koç arayışına girildi. Hedef yine Yugoslav ekolüydü. Çünkü takımda bu ekole yatkın bir dolu insan vardı. Gerek kenar yönetim olarak gerek basketbolcu olarak gerek idareci olarak Fenerbahçe, basketbol şubesinde Yugoslav ekolünü benimsemişti. Bu mentalite doğrultusunda, Power Electra Valencia ile EuroCup şampiyonu olan Hırvat Neven Spahija ile anlaşıldı.

Spahija kariyerinde Maccabi Tel-Aviv, Cibona Zagreb ve Tau Ceremica gibi takımları çalıştırmış, önemli bir koçtu. Fenerbahçe'deki Yugoslav ekolünün devam etmesi açısından da, sağlıklı bir adımdı bu transfer. Spahija'nın yardımcısı da, final serisinde takıma koçluk yapan Ertuğrul Erdoğan oldu. Böylece Fenerbahçe Ülker yeni oluşumda, işin taktik kısmı ile ilgilenecek isimleri belirlemişti. Aydın Örs, Neven Spahija, Ertuğrul Erdoğan. Sırada, takımı oluşturmak vardı.

Aydın Örs ve Neven Spahija göreve tam anlamıyla başlamadan, Ömer Aşık, Semih Erden, Rasim Başak ve Serhat Çetin takımdan ayrıldı. Zaten Gordon Giricek takımdan, sezon ortasında ayrılmıştı. Oluşan tabloya şöyle uzaktan bir baktığınızda, takımdan üç uzun oyuncunun ayrıldığını görüyorsunuz. Takıma acil uzun takviyesi yapılmalıydı. İlk önce elde olan, Oğuz Savaş ile 2 yıllık sözleşme imzalandı. Daha sonra Efes Pilsen'e ikinci çalım atılarak, Kaya Peker transfer edildi. Daha sonra da Darius Lavrinovic takıma katıldı. Mirsad Türkcan, Gasper Vidmar ve transfer edilmesi muhtemel pivotu da düşünürsek, uzun rotasyonu oluşturulmuştu.

Takımdan ayrılmasına kesin gözüyle bakılan fakat bir türlü gönderilemeyen Lynn Greer'ın bölgesine, Marko Tomas transfer edildi. Oyun kurucu sıkıntısını çözmek için ise Engin Atsür ile 2 yıllığına anlaşıldı. Zaten Tarence Kinsey, Roko-Leni Ukic ve Ömer Onan'ın da takımda yer almaları, sözleşmeleri gereği kesinleşmişti.

Transfer edilen oyuncuların yanında, takımdaki geleceği belirsiz olanları da incelemek lazım. Damir Mrsic, profesyonel basketbol kariyerini sonlandırdı. Harun Erdenay ile birlikte takım menajeri olma ihtimalleri var. Emir Preldzic'in 2007 yılında imzaladığı, 4 yıllık bir sözleşmesi var. Zaten Türk olması ile birlikte takımda kesin olarak kalacaktır, diye düşünüyorum. Gasper Vidmar'ın sözleşmesinin bitmesine 2 yıl daha var. Vidmar'ın da takımda kesin olarak kalacağını, Nedim Karakaş açıkladı. Fakat Vidmar'ın yerine sürekli bir transfer yapılacağı söylentileri ortalıkta dolaşıyor. Seçenekler ise şöyle; Gasper Vidmar'a güvenip, transfer yapmamak. Yabancı bir pivot transfer edip, Vidmar'ı altıncı yabancı olarak kullanmak. Ve asıl sorun Lynn Greer. Bir türlü takımdan gönderilemeyen adam. Umuyorum ki kısa bir zaman dilimi içinde yollar 'kesin' olarak ayrılacaktır.

Şöyle bir durum değerlendirmesi yapacak olursak, kadro şu şekilde oluşabilir; Roko Ukic, Engin Atsür, Genç Türk Guard / Ömer Onan, Marko Tomas / Emir Preldzic, Tarence Kinsey / Mirsad Türkcan, Kaya Peker, Darius Lavrinovic / Oğuz Savaş, Gasper Vidmar-Yeni Transfer. Şöyle bir bakınca da, hiç fena bir kadro gibi durmuyor. Yeni oluşum evresinin başında olan Fenerbahçe Ülker için iç açıcı bir tablo olarak gözüküyor. Fenerbahçe Ülker taraftarlarını da mutlu eden bir oluşum süreci bu. En azından vaatler ile geçen üç yıllık, Mahmut Uslu-Bogdan Tanjevic döneminden sonra.

Cuma, Ağustos 13, 2010

5.Durak

Fastbreak E-Basketbol dergisinin kapanması üzerine, Ağustos sayısı yazımı buradan yayınlıyorum. İşte 23.07.2010 tarihli yazı :
Hidayet Türkoğlu, mutlu sona ulaştı ve Toronto Raptors'dan ayrıldı. Hido, Leandro Barbosa karşılığında takas olarak Arizona'nın yolunu tuttu. 10. NBA sezonunda 5. farklı takımıyla anlaşan Hido'nun NBA kariyerini dair inceleme/analiz yaptım.


2000 yılı dratlarında, 16.sıradan seçilen Hidayet Türkoğlu uzun bir NBA macerasının, ilk adımını atmıştı. Hidayet'i draft eden takım ise bilindiği üzere Sacremento Kings'ti. Kings, Hido ile sözleşme imzalamak için İstanbul'a gelmiş, bu imza da tarihe bir ilk olarak geçmişti.


Hido'nun Sacremento Kings macerası genç ve tecrübesiz olması nedeniyle çok etkileyici olmadı. Özellikle de Peja Stojakovic'in Hido ile aynı bölgede görev yapmasından dolayı, ön planda olma şansı azdı. Yine de ilgi çekmeyi başaran Hidayet 2002 All-Star'ın da, Çaylaklar - İkinci Yıl Oyuncuları etkinliğine katıldı. Normal sezonda ise benchten gelerek takıma katkı sağlayan Hido, Denver Nuggets maçında 31 sayı atarak kariyer rekorunu kırdı.


Kings de Hido da birbirinden mutluydu. Bu nedenle sözleşme 2 yıl daha uzatıldı. Fakat bu anlaşmadan sonra Hido'nun peşini şanssızlıklar bir türlü bırakmadı. Hidayet kariyerinde, uzun bir süre istikrarı yakalayamadı.


2003 yılında San Antonio Spurs'e takas olan Hido, kariyerinin ikinci durağına gelmişti. İkinci basamak Hido için pek iyi geçmedi. Sakatlık sorunları ile boğuşan Milli basketbolcumuz, Spurs'de mutlu olamadı. İkinci durağında da ön plana çıkamayan Hido, artık önemli roller üstleneceği bir takımda yer almak istiyordu. Bu şartlara en uygun takımlardan birisi de Orlando Magic'ti. Gelecek için önemli planları olan Magic, Hidayet'e önemli görevler vermek istiyordu. Hido bu teklifi geri çevirmeyerek 2004 yılında, Orlando Magic ile 6 yıl için 39 milyon dolarlık bir sözleşme imzaladı.


Hido, 4 yıllık kısa NBA kariyerinde, üç farklı takımda forma giyecekti. Fakat bu sefer verilen karar yerindeydi. Olumlu ve sağlam bir projenin içinde yer alan Hido, takımı ile birlikte kendisinin değerini de yükseltti. Hidayet, kadro içinde başta Dwight Howard olmak üzere, Tony Battie, Steve Francis gibi basketbolcular ile iyi ilişkiler kurmuştu. Güçlü bir takım olgusu gelişiyordu zaman içinde. Bu takım olgusunun yanına, birkaç iyi parça da eklenince başarı kaçınılmaz olmuştu. Takımdaki basketbolcular, her geçen gün tecrübe kazanıyor, kendilerini geliştiriyorlardı. Özellikle de Dwight Howard yıldız bir basketbolcu olma yolunda hızla ilerliyordu. NBA'in ileri de en önemli yüzlerinden biri olabilirdi.


Hido, 2006 yazında Milli takım ile Japonya'ya gitmeyerek, özel çalışma yapıp, fizik tedavi gördü. Yeni NBA sezonuna en iyi şekilde başlamak isteyen Hido, eksiklerini kapatmak istiyordu.


Kendisine önem veren ve ön planda olabileceği bir takımda yer alıyordu artık Hido. Sezon içinde oynadığı çoğu maça ilk beşte başlıyor, önemli süreler alıyor, takıma önemli katkılar yapıyordu Hidayet. Ayrıca Hido, Orlando Magic'in 4 yıl aradan sonra play-off'lara kalmasında da önemli roller üstlenmişti. Fakat takım olarak tecrübesizliklerinin kurbanı olmuşlar ve ilk turda elenmişlerdi.


30 yaşına yaklaşan Hido, yaşının aksine kendisini geliştirmeye devam ediyordu. NBA'in en iyi pasörlerinden biri olmayı kısa zaman içinde başardı. Özellikle Dwight Howard ile olan uyumu, Hido'ya da büyük yarar sağladı. Howard'ın iyi bir pivot olmasında Hidayet'in rolü büyüktü. Takım içinde iyi bir uyum yakalayan Magic, Play-Off'lara bir kez daha kalıyordu. Sezon içinde 39 sayı atarak kariyer rekorunu kıran Hido, Play-Off'larda da etkin rol üstlendi. Magic, Toronto Raptors'ı eledikten sonra, yine Detroit Pistons'a elendi ve sezonu tamamladı. Fakat Hido için sezon iyi bir şekilde kapanmıştı. Hidayet yine bir ilki gerçekleştirerek, En Çok Gelişme Kaydeden Oyuncu ödülünün sahibi oldu.


Hidayet Türkoğlu, yaşının da ilerlemesi ile oyununa her geçen gün yeni bir şeyler kattı. Magic'in en önemli 2-3 parçasında biri haline geldi. Takımın en güvenilen isimlerinden biri oldu. Son saniye toplarının değişilmez ismi oldu. Hatta son topları kullanmaktaki başarısından dolayı Hidayet'e, "Bay dördüncü çeyrek" lakabı takıldı. El yakan topları, hiç çekinmeden kullanmak istemesi onun ne kadar olgunlaştığını gösteriyordu. Hido, 08-2009 sezonunda kariyerinin zirvesine ulaştı. Takımın içinde oluşturulan olumlu sinerji ile, güçlü rakiplerini birer birer eleyen Magic, 14 yıl aradan sonra NBA Finallerine yükseldi. Rakipleri, oturmuş kadrosu ile güçlü L.A Lakers'dı. Hido'lu Magic, Lakers'a karşı koyamayarak kaybetti ama Hido için çok iyi bir tecrübe olmuştu bu final serisi. Hido, 2004 yılında Magic ile imzaladığı 6 yıllık sözleşmenin sonuna gelmişti. Ufukta yeni bir durak gözüküyordu. Hido, hayatının gelecek günlerini de düşünerek, Toronto Raptors ile 5 yıl için 53 milyon dolar karşılığında anlaştı.


Hido'nun Toronto'yu seçme nedenleri çok açıktı. Toronto'nun kozmopolit bir şehir olması, Türklerin daha yoğunlukla yaşadığı bir bölge olması ve teklif edilen paranın daha fazla olması, Hido'nun tercihini Kanada'ya yönlendirdi. Fakat Hidayet'in Kanada'ya ayak basmasında itibaren işlerin yolunda gittiğini söylemek, biraz Polyanna'cılık olur. Raptors taraftarları, Hido'dan Magic günlerinde oynadığı basketbolu bekliyordu. Fakat Hido için bu basketbolu oynamak çok zordu. Çünkü ortada ne bir koç ne de bir koçun oynattığı sistem vardı. Oyun daha çok Chris Bosh'ın üzerinden dönüyordu. Hido'ya yönelik bir oyun seti yoktu. Raptors koçu Bryan Colangelo, Hido'yu taraftarların önüne yem olarak attı. Başarısızlıklar sonucunda ortada kalacak bütün yük, Hido'nun üstüne yıkılmıştı. Hido'da üstünde yaratılan baskılara dayanamadı ve Raptors'dan ayrıldı. Dikkat edin, Hidayet'in 4.durağı Raptors'da, Hido'nun basketbolu hakkındaki daha hiç konuşamadık. Çünkü diğer yan etkenler, Hido'nun Kanada macerasının önüne geçmişti. Hido sonunda mutlu sona ulaşarak, Air Canada Center'dan ayrıldı ve Arizona'nın yolunu tuttu. Hido için 5. durak, Phoenix Suns oldu.


Kanada'nın soğuk havasından, Arizona'nın sıcak iklimlerine adım attı Hido. Artık yeni hedefler doğrultusunda, 5.durağına da varmış durumda. 31 yaşındaki bir basketbolcu olarak şampiyonluk yüzüğü, içinde bir ukde olarak kalmıştır kanımca. Fakat bunun artık zor olduğunu herkes biliyor. Hido'nun hedefleri de artık değişmiştir herhalde. Göze hoş gelen basketbol oynayarak, NBA kariyerini sonlardırmak, Hido için en iyisi olacaktır. Bu amacını da, en iyi şekilde gerçekleştirebileceği takım Phoenix Suns olurdu. Hido da doğru kararı verdi. Artık onu 19 numaralı Phoenix Suns forması ile izleyeceğiz. Önümüzdeki günlerde, Hido'nun 5.durağında neler yapabileceğini hep birlikte göreceğiz. Haydi hayırlısı diyelim.

Çarşamba, Temmuz 07, 2010

Milenyumun Tartışılmaz Hakimi

Fastbreak E-Basketbol Dergisi Yazım


Milenyum kelime anlamı olarak 2001 yılını ifade etse de bazı durumlarda 2000’li yıllar anlamına da gelmektedir. Milenyum artı (+) NBA formülünü uyguladığımızda önümüze çıkacak tek eşitlik Los Angeles Lakers olacaktır. Ben de basketbol tarihinin 2000’li yıllarının başına damga vurmuş olan efsane kadroya dair inceleme / analiz yaptım. Gelin sizlerle bu başarılı ve sansasyonlarla dolu beş yıla göz atalım.

Lakers, ‘Magic Johnson ile başarılı geçen yılların ardından bir duraklama ve gerileme dönemine girmişti. Yeniden yapılanmaya gitmesi gerektiğini anlayana Lakers’ da, genel menajer Jerry West, 1996 yılı draftlarında önemli bir karar aldı. Kobe Bryant’ taki geleceği gören West, Vlade Divac karşılığında Charlotte Hornets’ den Kobe’ yi takas etti. Birkaç yıldır devam eden Lakers’ ın kötü durumu için bu karar bir dönüm noktası oldu. Lakers, aynı yıl içinde final oynamış ve Houston Rockests’ a süpürülmüş Orlando Magic’ in en önemli parçalarından biri olan Shaquille O’neal’ ı “free agent” fırsatından yararlanarak kadrosuna katmıştı. Aynı yıl draftlarda ilk tur yirmi dördüncü sıradan Lakers tarafından seçilen Derek Fisher ile takımın iskeleti yavaş yavaş oluşturulmaya başlandı. Koç Del Harris ile başlanan uzun yol Play - off ' larda Konferans yarı finalinde Utah Jazz karşısında 4-1 elenerek bitmişti.1997 - 98 sezonunda ise Shaq bireysel olarak iyi bir sezon geçirmiş ve NBA ilk beşine seçilmişti. Lakers, batıda sezonu üçüncü sırada bitirmişti, fakat yine NBA finaline çıkılamamıştı.1998-99 sezonuna gelindiğinde yine Play - off' larda başarılı olunamamış, o sezonun şampiyonu San Antonio Spurs, Lakers'ı 4-0 ile süpürmüştür.

Artık köklü bir değişikliğin zamanının geldiğini anlayan Lakers yönetimi, Koç Del Harris ile yolları ayırarak, takımın başına Chicago Bulls ile 6 kez şampiyonluk yaşamış ve ayrılmış olan Phil Douglas Jackson' ı getirdi. Efsane Lakers dönemi de tam da burada başlamış oldu.

1999 - 00 Sezonu :

Bu yıl, gazeteciler arasında ‘Return to Dominance’ olarak adlandırılır. Bu nedeni tahmin etmek çok ta zor değil. Dokuz yılın ardında gelen şampiyonluğu böyle değerlendirmek yanlış olmazdı sanırım. Takıma başarılı ve tecrübeli bir koç, iki büyük yıldız ve Robert Horry, Derek Fisher, Rick Fox gibi görev adamları katılınca efsane kadro ortalığı kasıp kavurmaya başladı. Başarıya aç oyunculardan hiçbiri daha önce bir şampiyonluk kazanmamışlardı. Bu da Lakers, için büyük bir itici faktör oldu. Normal sezonda 67 maç kazanarak, Lakers tarihinin rekorunu kırdılar. Play- off’ lara iyi durumda gelmişlerdi. İlk turda Kings’i eleyen Lakers’ ta Kobe, ikinci ve dördüncü maçta 32, üçüncü maçta 35 sayı atarak izleyenlerin gözlerine takılıyordu. Batı finalinde Scottie Pippen’ ı da kadrosunda bulunduran Portland Trail Blazzers rakipti. Çok zor bir final olacağı maçların her dakikasından anlaşılıyordu. Lakers, Arvydas Sabonis’ li, Bonzi Wells’ li, Scottie Pippen’ lı Blazers’ı yedinci maç sonunda 89-84 yenerek 9 yıl aradan sonra NBA finallerine çıkıyordu. Bu sefer finalde rakip Reggie Miller’ ı da kadrosunda bulunduran Indiana Pacers’ tı. Pacers’ ı finalde kolay geçen Lakers, 9 yıl aradan sonra NBA şampiyonu olmayı başardı. Finallerin MVP’ si hakkettiği şekilde Shaquille O’neal olmuştu. Efsane ilk basamağı başarıyla geçmişti.

2000 – 01 Sezonu :

2001 sezonunda Kobe ile Shaq arasında gerginlik giderek arttı. Bunun sebebi olarak ta Shaq’ ın Kobe’ ye göre daha fazla top kullanması ve fazla bencil davranmasıydı. Hatta bu durumu Kobe bir basın toplantısında dile getirdi. Kobe basına, Shaq ile maç içinde top bölüşmekten bıktığını, maç boyunca bütün topları ona indirmekten sıkıldığını söylüyordu. Benim şahsi görüşüm ise Kobe’ nin de en az Shaq kadar top kullandığıdır veya basına yansıyacak kadar aralarında bir fark olmadığıdır. Bence buradaki temel sorun Kobe’ nin tek başına takıma hakim olmak istemesi ve tek yıldız olarak kalmayı arzulamasıdır. Shaq ise Kobe’ nin bu konuşmaları üzerine daha fazla sessiz kalamayarak, Kobe’nin elinde olsa maç boyunca bütün topları kullanacağını, onun maçı kazanmak gibi bir düşüncesinin olmadığını, tek amacının sayı ortalamasını yükselterek herkesten üstün olduğunu göstermeye çalıştığını söyledi.


Sezonun basketbol tarafına baktığımızda ortalığı kasıp kavuran bir Lakers vardı. Play - off' lara gelindiğinde müthiş bir form yakaladılar ve Portland'ı üç, Kings'i ve Spurs'u dört maçta süpürerek geçtiler. Herkesin beklentisi Philedelphia' yı da süpürmeleriydi. 13 Nisan' dan beri yani tam olarak 67 gündür maç kaybetmeyen, adeta bir dozere dönüşmüş boğa gibi bir takımdı Lakers. Fakat bir şeyi hesaba katmayı unuttular. 'The Answer', Lakers' ın bu oyununa bir tokat atarak onları sakinleştirdi ve büyük bir rekordan mahrum etti. Iverson, o gün 48 sayı ile oynayarak Philadelphia' nın Staples Center' da kazanmasını sağladı. Bu maçın ardından Lakers, beklentilere cevap vermeyi başardı ve seriyi 4-1 ile kazandı. Lakers, beklenmeyen yenilgiye rağmen, NBA tarihinin Play- off' lardaki en iyi galibiyet yüzdesini yakalamayı başardı.Shaq, yine finallerin MVP' si seçildi.

2001 – 02 Sezonu :

Bu sezon bir önceki sezonun aksine Shaq ve Kobe birbirlerini öven açıklamalar yaptılar. Bence bunun altında reklam haklarını ve kendi sporcu kişiliklerini zedelememek istemeleri yatıyordu. Yaz boyunca Shaq, yeni sezonda Kobe’ nin MVP ödülüne ulaşacağını umduğunu söylerken, Kobe’ de Shaq’ ın vazgeçilmez ve durdurulamaz bir pivot olduğunu söylüyordu. Hatta Kobe, bir makinanın dişlileri gibi olduklarını, iki oyuncunun da görevlerinin farklı olduğunu ve kazanmak için ne gerekiyorsa yapacaklarını söyledi. Sezonu bir önceki sezona göre daha az ihtişamla geçiren Lakers, Pasifik Grubu' nu ikinci sırada bitirdi. Yine ilk turda Blazers'ı 3-0 ile geçen yıldızlar, ikinci turda Spurs'u 4-1 geçerek Konferans finaline yükseldiler. Batı finalinde neredeyse herkesin hafızlarına kazınan Sacremento Kings - L.A Lakers eşleşmesi vardı. Birçok olayın olduğu çekişmeli seriyi Lakers, yedinci maç sonunda 4-3 kazanmayı başardı. Batı finalinin aksine NBA finalleri çok rahat geçti. Kerry Kittles' lı, Jason Kidd' li, Dikembe Mutombo' lu New Jersey Nets' i 4-0 ile süpürmeyi başardılar. Finallerin MVP' si iki sezondur olduğu gibi yine Shaq olmuştu.

2002 – 03 Sezonu :

Bu sezon için Kobe’ nin Lakers’ da daha etkin bir rol aldığını söyleyebiliriz. Kobe, normal sezonu 30.1 sayı ortalamasıyla kapatmıştı. Pasifik grubunu ikinci sırada bitiren Lakers için bu sezon önceki sezonlara göre daha sönük geçmişti. Son üç yılın şampiyonu Lakers, Batı finalinde San Antonio Spurs ile karşılaştı. Eğer bu yıl şampiyon olunursa Phil Jackson, NBA tarihinin en çok şampiyon olan koçu olacaktı. Fakat altıncı maç sonunda San Antonio Spurs, Lakers’ ı yenerek üç yıllık hanedana son vermiş oldu.

2003 – 04 Sezonu :

Sezona bir önceki yılın intikamını almak için başlayan Lakers, kadrosuna iki yaşlı kurdu kattı. Gary Payton ve Karl Malone ile müthiş bir takım haline gelindiği sanılan Lakers’ ı herkes mutlak favori olarak gösteriyordu. Fakat sezon içinde Kobe’ nin tecavüz skandalı ile suçlanması ve Shaq ile olan anlaşmazlığın büyümesi takımda büyük zararlara yer açtı. Kobe, buna rağmen sezonu 24.3 sayı ortalamasıyla tamamladı. Unutulmaz kadro Pasifik grubunu birinci, Batı Konferans’ ını ikinci sırada bitirdi. ‘Big Four’ için her şey yolunda gibi gözüküyordu. İlk turda Houston Rockets, ikinci turda Spurs, Batı finalinde sezonun MVP’ si seçilen Kevin Garnett’ li Timberwolves rahat bir oyunla geçen Lakers 2000’li yıllarda 4.defa NBA finaline yükseldi. Bu sefer rakip Rasheed ve Ben Wallace’ lı, Chauncey Billups’ lı, Rip’ Hamilton’ lı Detroit Pistons’ dı. Fakat beş maç sonucunda gülen taraf Detroit Pistons oldu ve Lakers hanedanlığı tam anlamıyla bir çöküş yaşadı. Bu seri ardından Lakers’ da büyük dağılmalar yaşandı. Takımdan Kobe ile sorunlar yaşayan Shaq, emekli olan Karl Malone, Boston’a gönderilen Gary Payton ve takımı bıraktığını açıklayan ‘Zen Master’ lakaplı koç Phil Jackson ayrıldı. Takımın 1996 yılında olduğu gibi yine yeniden yapılanma içine girmesi gerektiği anlamıştı. Miami Heat’ e giden Shaq’ a karşılık olarak Lamar Odom ve Caron Butler artık bu takımın yeni silahları olacaklardı. Yeni oluşum içerisinde Los Angeles Lakers, Kobe Bryant gibi bir süper yıldızın üzerine kurulacaktı.

Genel Bir Toparlama ve Sonuç Bölümü :

Sonuç olarak yazdığım bütün satırları özetleyecek olursak ; Lakers 1999 – 2004 yılları arasında NBA rekorlarını kırmış, üç şampiyonluk kazanmış, bir kez final oynamış efsane bir ‘takım’dı. Neden takım kelimesini tırnak içine aldığım sorulursa, onlar yeri geldiğinde takım olmayı en iyi şekilde başardılar, yeri geldiğince ayrı ayrı 12 takım haline geldiler. Belki de büyük takım olmanın sırrıydı bu, bunu asla bilemeyeceğiz. Lakers’ ın kendi açısından kazandığı sportif başarıları ve kupaları bir yana koyarsak, bu unutulmaz kadro Dünya’da birçok insana basketbol sevgisini ve heyecanını aşıladı. Dünya’nın birçok yerinde Lakers’ ın taraftarının olmasının en büyük nedeni bu beş yıllık süre içinde yapılanlardır. Tabii bu kadar egoları yüksek oyuncuları uzun bir süre zarfı boyunca bir arada tutmayı başaran Phil Jackson’ ın da büyük başarıdaki rolü yadsınamaz. Teşekkürler Robert Horry, teşekkürler Derek Fisher, teşekkürler Samaki Walker, teşekkürler ‘Cross-over mağduru’ Tyronn Lue, teşekkürler Slava Medvedenko. Hepinize,özellikle benim jenerasyonuma, basketbolun ne olduğunu öğrettiğiniz ve sevdirdiğiniz için;

TEŞEKKÜRLER...

Şapkadan Tavşan Çıkarmak

Fastbreak E-Basketbol Dergisi Yazım

Bir takım düşünün ki kısıtlı bütçeler ile Avrupa' nın devlerine kafa tutsun, bir takım düşünün ki ilk beşini muhtemel rakiplerine satıp, uygulamak istediği mentaliteyi yine sahaya kusursuzca yansıtsın, bir takım düşünün ki en vasat oyuncularından bile maksimum verimi alsın, bir takım düşünün ki taraftarı hiçbir zaman yalnız bırakmasın... Evet bu takımın adını söyler gibi oldu herkes. Avrupa basketbolunda devrim yaratan takımın adı Partizan' dı şu son yıllarda. Ağzımız açık olarak izlediğimiz, hayran kaldığımız takımın adıdır Partizan. İsterseniz Avrupa' nın "çılgın çocuklarına" dair bir yolculuğa çıkalım.

Öncelikle söylemeliyim ki Partizan efsanesinin ardında Koç Dusko 'Dule' Vujosevic yatıyor. Bir takımın başarısındaki en önemli unsurlardan biri de koç faktörüdür. Bunun en iyi örneğini bize 'Dule gösterdi. Kurt Hoca, elindeki malzemeyi nasıl kullanacağını çok iyi biliyor. Dusko, her oyuncudan maksimum verimi almayı çok iyi başarıyor. Onu da Vujosevic yapan özellik bu sanırım. Sırp Koç, ülkemizde Play - Off' a kalan takımların kadrosunda bile istemeyeceği isimleri birer yıldız haline getirmeyi çok iyi biliyor. Aslında Dusko bir anlamda, oyunculara verdiği değerin karşılığını alıyor son 3 yılda. Takıma tam anlamıyla alt yapı takımı ruhu kazandırmaya başarmış durumda. Takımın başarısındaki diğer bir faktör olarak ‘Dule’ nin oyuncularıyla baba-oğul ilişkisi içinde olması gösterilebilir.



Partizan için başka bir pencere açacak olursak, bunun adı yıldız adayı oyuncular ve yeniden doğan oyuncular olur. Takımdan Uros Tripkovic, Novica Velickovic, Stephan Lasme ve Milos Tepic' in ayrılmasında sonra kimse Partizan' dan büyük bir başarı beklemiyordu. Herkes yenilenme ve baştan yapılanma dönemine girildiğini düşünüyordu. Bu fikirde olan çoğu kişi, sezon boyunca Alex Maric, Jan Vesely ve Lester Bo McCalebb' in neler yapabileceklerini hayal bile edemezlerdi.

Aleks Maric, Avustralya' da yetişmiş Sırp asıllı bir pivot. Hem Avustralya hem Amerikan spor akademilerinden geçmiş olan bir basketbolcu. Takıma öyle iyi uyum sağladı ki, Euroleague' de ilk tur maçlarının en değerli oyuncusu seçildi. Oynadığı maçlarda, oyunu domine eden adam konumunda yer aldı. Jan Vesely ise Çek basketbolunun çok şeyler beklediği yıldız adayı bir basketbolcu. Bu sezon beklentileri o kadar aştı ve kendini geliştirdi ki, Avrupa' nın gelecek vaat eden bir numaralı oyuncusu haline geldi. Fastbreak oyununa yatkınlığı ve atletik stili ona büyük artı katıyor. Lester Bo McCalebb ise önceki seneyi Mersin B.Ş.B' de geçiren bir guard. Takıma, ilk senesinde öyle iyi uyum sağlayıp, katkı sağladı ki, Top 8 gören kadrodan giden guardlar hatırlanmadı bile. Takımın uzunlarını, özellikle Alex Maric ve Slavko Vranes' i çok iyi beslemesi, takım oyunun sahaya iyi bir şekilde yansımasını sağladı. Euroleague Final Four' unda Olympiacos' a karşı gösterdiği performans izleyenlerin hafızlarına kazındı.

Peki yeniden doğan oyuncular kimlerdi ? Dusan Kecman, Alexander Rasic, Petar Bozic, Slavko Vranes gözümüze çarpan isimlerdi. Dusan Kecman, kadroda daha önceden Final – Four oynamış tek isimdi. Yani bir anlamda takımda büyük tecrübeye sahip olan tek oyuncuydu. Alexander Rasic, bir dönem Efes Pilsen’ de de oynamış fakat beğenilmeyip gönderilmiş bir guard. Slavko Vranes’ te yine ülkemizde denenip, geri gönderilen oyunculardan.

Partizan taraftarına da küçük bir bölüm ayırmamız lazım. Onlar gerek Pionir Arena’ da gerek 22.000 kişilik Belgrad Arena’ da Partizan’ ı hiç yalnız bırakmadılar. Destekleriyle başta Barcelona maçı olmak üzere birçok maçın kazanılmasında büyük rol oynadılar.



3 yıldır bir takım izliyoruz, hep onlarla ilgili övgü dolu yazılar yazıyoruz. Peki bizim ülkemizdeki idareciler hiç mi bu takımı izlemiyorlar ? Hiç mi bu takımın küçük bir parçasını kendine örnek almıyorlar ? Vujosevic, 2001 yılında göreve geldiğinden beri her yıl şapkadan ayrı bir tavşan çıkarmaya devam ederken, hatta her sene bu illüzyonuna bir etkileyici sahne eklerken, neden bizim ülkemizde bu tavşan, şapkanın en dibine sıkıştırılmaya çalışılıyor ?

Çarşamba, Haziran 30, 2010

Fastbreak E-Basketbol Dergisi Yayında


Fastbreak E-Basketbol Dergisi Yayında. Büyük emeklerimiz ile hazırlanan dergimizin temmuz sayısında benimde 2 yazım yer alıyor. Sinan Güler Röportajı, Ray Allen, LeBron James, Dallas Mavericks, Free Agent, Partizan, Ricky Rubio gibi konuların işlendiği dergimizi bu adresten indirip okuyabilirsiniz :

http://fastbreakdergisi.blogspot.com/2010/06/fastbreak-dergisi-temmuz-2010sayi-10.html


Dergimizi indirmeniz sadece 30 saniye sürecektir. Partizan ve L.A Lakers üzerine yazdığım yazılarımı da okumadan geçmeyiniz :)

Ben Emre Yılmaz, başta Mert Aydın olmak üzere tüm yazar arkadaşlarıma teşekkür ediyorum.


  ©EmreCeSpor - Todos os direitos reservados.

Template by Dicas Blogger | Topo