.

Atletizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Atletizm etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Çarşamba, Temmuz 27, 2011

2.45 Reşit Oldu

Bundan tam 18 yıl önce 27 Temmuz 1993 yılında son olimpiyat şampiyonu Javier Sotomayor, Salamanca'da pistteydi. O gün öyle bir yüksekliği geçti ki Kübalı, 18 yıldır gökyüzüne en çok yaklaşan atlet olma unvanını koruyor.

Komünist toprakların bir başka etkiye sahip olduğu bir atletizm dalı olan Yüksek Atlamada, kadınlarda Sovyet Stefka Kostadinova (24 yıllık rekor hala kırılamadı) erkeklerde Kübalı Javier Sotomayor günümüz futbolundaki Barça etkisini atletizm pistlerine taşıyorlardı. Sotomayor, 8 Eylül 1988'de 2.43 ile ele geçirdiği rekoru öyle iki atlayışla perçinledi ki Yüksek Atlamada kendi çıtasını yarattı. Bugün ben o perçinlediği çıtalardan en yüksek olanına değinmek istiyorum; tam tamına 2.45 olanına.
Doping söylentileri ile geçen 80'lerin ardından (bkz: 100 metre kadınlar rekoru) bir nevi sıklaşan kontrollerin arasında rekor kırmak eskisine göre zorlaşmıştı. '92 Barcelona'da 2.40 ile altın madalyayı kazanan Sotomayor, '93 Dünya Şampiyonası öncesinde İspanya'nın Salamanca şehrine uğrayacaktı. 22 Ağustos'taki Dünya Şampiyonası öncesinde Kübalı atlet için iyi bir deneme olacaktı. Kariyerinde daha önce bir de olimpiyat bronz madalya ve 2.30 ve üzerini 227 geçme başarısı bulunduran Sotomayor, Salamanca'da akşam üzeri vakti son hakkı öncesinde 2.41 ile birinciliği garantilemişti. Son hakkını dünya rekoru seviyesine çeken Javier, yüksek atlamacıların klasik denemesini yaptı. Belki de kendisi bile inanamadı bu atlayışa. 6. ve son hakkında 2.45'i zor da olsa (bar düşmemek için çok direndi) geçmeyi başaran Sotomayor, haklı başarısını kazanmış oldu. Rekordan yaklaşık bir ay sonra Toronto'da 2.41 ile altın madalyaya uzanan Kübalı atlet tüm dünyaya bir numara olduğunu göstermişti.

Daha sonra Sevilla ve Mar de Plata'da 2.42 ve 2.40'lık derecelere imza atan Sotomayor, 2000 Haziran'ın da Pan-Amerikan Oyunları'nda doping yaptığı gerekçesiyle ceza alınca atletizme 34 yaşında veda etti.

Cuma, Ağustos 13, 2010

Devrim Yapanlar Asla Cezasız Kalmaz

Black Power Salute hikayesidir.

Yıl 1966, Tommie Smith adında 22 yaşındaki bir atlet 200 metre yarışlarına hazırlanıyor. Siyahi bir sprinter olan Tommie Smith büyük gelecek vaat ediyor. San Jose State Üniversitesinde burslu olarak okuyan Smith okuldaki antrenörlerinin desteği ile 7 Mayıs 1966 günü Amerika Atletizm seçmelerine girme kararı alır. 200 metre yarışacak Tommie Smith'i o ana kadar tanıyan çok az kişi vardır. Vakit gelir, yarış başlar ve Smith müthiş bir start alır. Finişi gördüğünde ise derece 19.50'dir. Bu derece Amerika rekoru olarak kayıtlara geçer. Bu rekor tam 44 yıl sonra kırılacaktır. 16 Mayıs 2010 günü Tyson Gay Amerika rekorunu yeniler.



Tommie Smith'in yaptığı bu büyük çıkıştan sonra atletizm dünyasındaki herkesin ilgisi bu siyahi atlete yoğunlaşır. Amerika seçmelerini birinci olarak bitiren Smith, 1967 Tokyo Dünya Atletizm Şampiyonasına katılmaya hak kazanır. Bütün beklentilerin yönü aynıdır, altın madalya. 21 Ağustos günü beklenen an gelmiştir. Tommie Smith tartan pistte yerini almıştır. Start verilir ve yine öne çıkan isim Tommie Smith olur. Finiş çizgisini de ilk sırada geçen atlet tahmin edebileceğiniz gibi yine Smith olacaktır. Amerika gazeteleri bu başarılara pek ilgi göstermez, küçük anektodlar şeklinde spor köşelerinde yer verir.

Büyük bir yıldız olma yolunda ilerleyen Tommie Smith, 1968 Meksika Olimpiyatlarına katılmayı başarır. Yanında bir siyahi arkadaşı daha vardır bu sefer. Adı John Carlos. Smith ve Carlos aynı üniversitede okumaktadır. Bu iki siyahi genç Amerikalı, Meksika'da Amerika'yı 200 metre yarışlarında temsil edeceklerdir. Carlos, Smith'den bir yaş küçük, 23 yaşındadır Meksika'ya geldiğinde. İki atlette çok formdadır ancak güçlü bir rakipleri vardır. Adı Peter Norman. Avustralyalı atlet 26 yaşında ve Avustralya rekorunun sahibidir. Stada gelen tüm Meksikalılar yarışı heyecanla beklemektedir.


1968 yılında Amerika'da ırkçı hareketler üst seviyedeydi. Siyahilere karşı yapılan ayrımcılık tavan yapmıştı. 4 Nisan 1968 günü siyahi haklarının savunucusu Martin Luther King Jr.' suikast sonucu ölmüş, o günden itibaren siyahilerin de Amerika'ya karşı güveni neredeyse yok olmuştu. Ayrıca 1968 yılında Vietnam Savaşı devam etmekteydi. Amerika'nın Vietnam'ın yağmur ormanlarına yolladığı çoğu askerin deri rengi siyahtı. Bu yüzden siyahiler, Amerika'ya büyük bir nefret duyuyorlardı.

Tommie Smith ve John Carlos da Amerika'daki bu durumdan rahatsız olan atletlerdi. Eğer yarışı kazanırlarsa, madalya töreninde bir şeyler yapmalıydılar. Düşündüler, düşündüler ancak akıllarına iyi bir fikir gelmedi. Sonunda yarıştaki rakipleri Peter Norman'a danışmaya gittiler. Peter Norman ise eşitlikçi ve özgürlükçü bir kafa yapısına sahipti. Bu nedenle Smith ve Carlos'un teklifini reddetmedi ve onlara çok iyi bir teklif sundu. Norman teklifi şuydu; Smith ve Carlos madalya törenine çıplak ayakla gidecekti. Smith'in sağ elinde, Carlos'un sol elinde siyah bir eldiven olacaktı ve Amerikan ulusal marşı okunurken, eldiven takılı eller havaya yumruk şeklinde kaldırılacaktı.


Bu konuşmalardan sonra, üçlü piste geldi ve yarışa hazırlandılar. Yarışın favorisi son dünya şampiyonu Tommie Smith idi. Peter Norman ise onu en çok zorlayacak isim olarak ön plana çıkıyordu. 16 Ekim 1968 günü statta start verildi ve yine Tommie Smith müthiş bir start aldı. Peter Norman ve John Carlos ikincilik için mücadele veriyordu. Smith finişi gördüğünde derece 19.83 idi. İkinci olan Peter Norman'ın derecesi 20.07 idi -ki bu yeni bir Avustralya rekoruydu. Kürsünün son basamağındaki John Carlos'un derecesi ise 20.10 idi. Beklenen şekilde yarış sonuçlanmış, Smith altın madalyaya ulaşmıştı.


Aynı gün içerisinde madalya töreni vardı. Smith ve Carlos, Peter Norman'ın verdiği talimatlar doğrultusunda yapacakları özgürlükçü eyleme hazırdılar. Madalyalar takıldı, sıra milli marşa gelmişti. Herkesin dikkati ayakları çıplak olan ve ellerinde siyah eldiven olan Smith ve Carlos'taydı. "Ah, söyle, görebiliyor musun şafağın ilk ışıkları" dizeleri kasetten çalınırken, siyah yumruklar havaya kaldırılıyordu. Smith ve Carlos, tüm dünyaya büyük bir cesaretle kocaman bir mesaj veriyordu. Yumrukları dimdik havada, kafaları yere bakar şekilde dinlediler, ulusal marşlarını. Sonunda onlara özgü bir şekilde kürsüden indiler, sessizce.


Daha sonra tüm dünyada bu devrimin yankıları oldu. Fakat devrimi yapanların kafaları bir daha gökyüzünü görmedi. Olimpiyat komitesi, 2 siyahi atleti siyasi sembol sergilemekten ötürü Olimpiyat köyünden ihraç etti. Ardından Amerika Atletizm Federasyonu iki atletin bir daha milli forma altında yarışamayacaklarını açıkladı. Ardından dünyadaki tüm üst düzey yarışlardan men edildiler. Sebep ise politik figürleri temsil eden harekette bulunmuşlardı. Ancak 1936 Olimpiyatlarında sahadaki atletler dahil 38 bin kişi politik figür (Nazi) yaparken kimsenin çıkmamıştı. Herkesin sesi yerine göre çıkıyordu.


Smith ve Carlos'un Olimpiyat köyünden ihraç edilmesinden sonra Peter Norman'ın fikri veren kişi olduğu öğrenildi. Peter Norman'a da aynı ceza uygulandı ve Olimpiyat köyünden ve Avustralya milli takımında ihraç edildi. Onun da atletizm kariyeri bir anda bitirildi. 3 başarılı genç atlet bir anda ortadan kaybolmuştu. Peter Norman hâlâ Avustralya rekorunun sahibi ancak bedeni ebediyete ulaştı. 3 Ekim 2006 günü Avustralyalı atlet hayata veda etti. Eşitlikçi ve özgürlükçü bir adam olan Norman'ın cenazesi taşıyan en öndeki iki kişi kimdi sizce? Tabii ki Tommie Smith ve John Carlos'tu. Onlar kadim dostlarına karşı en büyük görevlerini yerine getirmişlerdi.


John Carlos ise o günden sonra büyük maddi sıkıntılar çekti. Ancak gelişen Amerika içinde sonunda değer bulmaya başladı. 2008 yılından beri ESPN kanalında atletizm yarışları için yorumculuk yapıyor. Ayrıca 2005 yılından beri mezun olduğu üniversite olan San Jose State Üniversite'sinde öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Ancak yaptığı protestodan sonra geçirdiği sıkıntılı günleri asla unutmuyor.


Tommie Smith ise John Carlos gibi büyük maddi sıkıntılar çektikten sonra kendini yazarlığa verdi. Bugüne kadar 3 Peter Norman ile ilgili olmak üzere 19 kitap yazdı ve Amerika'da bu kitaplar çok tutuldu. Yine John Carlos gibi mezun olduğu üniversitede öğretim görevlisi olarak çalışıyor. Ayrıca Tommie Smith'i en son Pekin Olimpiyat Stadında görmüştük. Usain Bolt'a altın madalya taktırılarak bir nevi özür dilenmişti.

- 200 metre yarışının videosunu izlemek isteyenler buradan,
- Madalya törenini izlemek isteyenler buradan buyursun.

Salı, Ağustos 10, 2010

Anne Bu Kısa Çocuk Beni Geçti; Bırakıyorum Oyunu


Lafı uzatmadan, dolandırmadan hemen söyleyeyim; Usain Bolt sezonu kapattı. Bu söylem biraz futbol terimi gibi dursa da, gerçek böyle. Usain Bolt yeni yıla kadar yarışlarda koşmayacak. Sırtında önemli bir problemin olduğu açıklanan Bolt'un zaten bu sezonu önemsemediğini biliyoruz. Stockholm'de Tyson Gay'e geçildikten sonra yaptığı açıklamalarda: "Bu sezon daha hafif antremanlar yapıyorum, Tyson'a geçilmem normal." diyen Bolt için bu sakatlık sürpriz yumurta gibi oldu. En azından bu sezon için formda gözükmeyen Bolt, bir daha Tyson Gay'e geçilmeyecek.

Cuma, Ağustos 06, 2010

Seni de Geçerler Aslanım


              
                        Tyson Gay'in Usain Bolt'u Stockholm'de geçtiği yarıştan bir kare.

Günler öncesinden konuşuluyordu Stockholm Grand Prix'i. Bunun tek nedeni ise atletizmin 'Big 3' olarak adlandırabileceğimiz Asafa Powell, Tyson Gay ve Usain Bolt'un aynı pistte yarışacak olmasıydı. Fakat Asafa Powell yarıştan bir gün önce sakatlığını sebep göstererek büyük şovdan çekildi. Geriye elimizde sadece Tyson Gay ve Usain Bolt kalmıştı. Tyson Gay, 2007 Dünya Şampiyonu ve en iyi derecesi 9.69 olan bir atletti. Usain Bolt ise 2008 Pekin Olimpiyatları ve 2009 Berlin Dünya Şampiyonasının rekortmen şampiyonuydu. Jamaikalı atlet, yarışlardan önce yaptığı dans ile dünyaca sevilen sempatik biriydi. Tam bir halk kahramanıydı. İsveç'teki yarışa da bu kişiliği ile geldi. Üzerinde her rengi bulabileceğiniz ilginç bir atlet ile vardı.

Ayrıca Bolt, en son 2008 yılında yine Stockholm'de yapılan bir yarışta Asafa Powell'a geçilmişti. Tarih tekerrür etti ve bu sefer Bolt'u geçen isim Tyson Gay oldu. Bolt'un arkasında ikinci adam olarak kalan Gay, sonunda Bolt'u geçmeyi başarmıştı. Derecesi ise o kadar iyi değildi. Gay yarışı 9.84 ile tamamlarken, Usain Bolt 9.97 ile ikinci oldu. Asıl ilginç olan ise şuydu; 9.58 gibi bir dereceyi güle oynaya koşan bir atlet nasıl olur da bu kadar kasmasına rağmen 9.97 koşardı ? Sanırım Bolt'un bu durumu düzeltmesi için gece hayatına biraz ara vermesi gerekecek.

Yarışın Videosu :

Tyson Gay beats Usain Bolt over 100m for first time
Yükleyen womenssoccerunited. - Daha fazla spor videosu.

Çarşamba, Ağustos 04, 2010

Justin Gatlin Geri Döndü


2004 Olimpiyat Oyunlarında 100 metre yarışını 9.84 ile kazandığında herkesin dikkatini çekmişti Justin Gatlin. Olimpiyatlarda atletizmin yıldızı olmuştu ünlü sprinter. 100 metre yarışının yanında 200 metreyi de kazanarak duble yapmıştı. Kariyerinin zirvesindeydi. 2005 Dünya Şampiyonasına gelindiğinde yine favori Gatlin'di. Amerkalı sprinter, beklentileri boşa çıkarmamış ve yine duble yapmayı başarmıştı. Artık atletizm dünyasının bir numarasıydı. Fakat 2006 yılında tüm hayatı değişti. WADA tarafından doping yaptığı tespit edilen Gatlin, 8 yıl cezaya çarptırılmıştı. IAAF bu cezayı tahkimde 4 yıla düşürmüştü. Bu cezadan sonra herkes Justin Gatlin'in kariyerinin bittiğini düşünüyordu. Fakat Gatlin bu hafta içinde tekrar pistlere döndü. Aldığı cezadan sonra ilk kez bir yarışan Gatlin, Estonya'da finişi ilk gören isim oldu. Derecesi ise 10.34 idi. En iyi derecesi 9.77 olduğu düşünüldüğünde Gatlin'in eski günlerine dönmesine daha çok var gibi gözüküyor.

Pazar, Ağustos 01, 2010

Onlar Başarılı Türk Atletleri, Anlayabilene




1999 yılında Etiyopya'dan iki genç atlet geldi ülkemiz topraklarına. Biri 17 yaşında Hewan Abeye biri 22 yaşında Alemitu Bekele Degfa. Daha sonra isimleri Elvan Abeylegesse ve Alemitu Bekele olarak değiştirildi. Ve Türk Atletizminin uzun mesafedeki yıldızları olmaları için Türk pasaportu verildi.

Tarihimizde daha önce devşirme olmadan büyük şampiyonlarda 3 atlet madalya kazanabilmişti. Bunlar Ruhi Sarıalp, Süreyya Ayhan ve Eşref Apak. Ruhi Sarıalp, 1948 ve 1950'de yapılan organizasyonlarda bronz madalya almıştı. Diğer iki isim ise, bir yandan ismini tarihe altın harflerle yazdırırken, diğer yandan tarihin karanlık köşelerine gitmişlerdi. Süreyya Ayhan doping yaptığı için bir daha gün yüzüne çıkamazken, Eşref Apak madalya kazandıktan sonra büyük organizasyonlarda bir daha final göremedi. Bizimkiler belki atletti ama sporcu değildi maalesef.

Evet, bugün yukarı bahsettiğim iki Etiyopyalı atlet, Türkiye tarihinin ilk dublesini yaptılar. Hem de rahat rahat koşarak başardılar bunu. Onları küçültmek için birçok sebep arayabiliriz; rakipleri zayıftı, Elvan dopingliydi, Alemitu'nun bacağı çok uzundu diye. Fakat bu çırpınışlar boş... Bahsettiğim bu iki atlet, Türkiye'ye tarihinde kazanmadığı başarılar getirdi. Hem de istikrarlı olarak, bir iki şampiyonada değil. Bütün kutsal değerlerini Etiyopya'nın ücra köşelerinde bıraktılar. Bu iki atlet Türkiye'den sadece bir şans istedi, ne para ne mevki. Sadece Türkiye'ye yarar sağlamak için bir şans istediler. Ve kendilerine verilen bu şansın karşılığını kat ve kat ödediler...Ne yazık ki biz onların başardıklarına sevinmek yerine, kökenlerini düşünüyoruz son 100 metre sprintlerini atarlarken. Ne diyelim, bunlar bizim milletçe sahip olduğumuz kötü özelliklerimiz. Umarım bu iki atlet en azından bu düşüncede olanların birkaçının fikrini değiştirebilmiştir.

Beyaz Usain Bolt


Christophe Lemaitre ile ilgili yazılar yazdık; meraklısı buradan buyursun. Zaten daha önce dediklerimizin üstüne söylenecek fazla bir şey yok. Sadece şunu ekleyelim; Avrupa Şampiyonasında 100 ve 200 metreyi kazanan Lemaitre, bugün de 4x100'de altın madalyayı boynuna taktı.

2008 Pekin Olimpiyatlarında bu üçlemeyi yapmayı başaran atletin adı Usain Bolt'tu. O başarıdan sonra bunu yapan olmadı. Fakat bu yaz Barcelona'da beyaz bir atlet çıktı ve tüm dünyayı şaşkına çevirdi. İlk önce 100 metreyi 10.02 ile sonra 200 metreyi 20.37 ile ve son olarak 4 x 100'ü 38.11'lik dereceleri ile altın madalyaları topladı. Tarihe bunu başaran ilk beyaz atlet olarak geçti. Zaten diğer başardığı ilkleri burada yazmaya gerek yok, daha önce yazmıştık. Kısacası bu adama önümüzdeki şampiyonlarda dikkat edilmeli, özellikle son 50 metrede.

Nevin Yanıt Avrupa Şampiyonu


www.aymoli.com Nevin Yanıt Atletizm
Yükleyen aymoli54. - Daha fazla spor videosu.

Nevin Yanıt, Barcelona'da yapılan Avrupa Atletizm Şampiyonasında Avrupa Şampiyonu oldu. Bir kere daha izleyelim altın madalyalı genç atletimizi.

Cumartesi, Temmuz 31, 2010

Biz Onu Hak Etmiyoruz : Nevin Yanıt


Bu yazıyı acaba heyecanım geçtikten sonra mı yazsam diye düşünüyordum ama sıcağı sıcağına yazmanın daha güzel olacağına karar verdim. Öncelikle şunu yüksek sesle belirtelim; Nevin Yanıt Avrupa Şampiyonu oldu.

Türkiye'de atletizme ne kadar önem verildiğini hepimiz biliyoruz. Güzel ülkemizde, futbol ve basketboldan başka sporlar pek ilgilendirmez bizi. Hem insanı ile hem medyası ile diğer spor branşlarına burun kıvırırız. Atletizm de ne ki ? En iyisi futbol ve basketbol diyen insanlar, ülkemizde yer aldıkça diğer sporları icra etmenin ne kadar zor olduğunu sanırım anlayabiliyorsunuz. Fakat böyle bir kafa yapısına sahip olanlara Nevin Yanıt, tarihi bir yanıt verdi.

Ayrıca diğer branşlarına da yönelmek ülkemizde büyük bir risk olarak gözüküyor. Eğer Nevin Yanıt gibi Avrupa Şampiyonu olmazsanız, kimse dönüp yüzünüze bile bakmıyor, destek vermiyor. Evet, Nevin Yanıt tüm zorluklara göğüs gererek kazandı Avrupa Şampiyonluğunu, bileğinin hakkıyla.

2005 yılında Birgmingham'da yapılan turnuvada, takozdan çıkamayan Nevin Yanıt önüne çıkan tüm engelleri birer birer aştı. Yarışta önüne çıkan engelleri ise büyük bir hırs ve başarı ile aştı başarılı atlet. Ayrıca Nevin, Türkiye'den sprinter çıkmaz, Türkler hızlı koşamaz gibi söylemlerin yanlış olduğunu tüm dünyaya gösterdi. Mersin'de yarım yamalak bir pistte, pist çizgilerinin otomobil lastiklerinin izi ile çizildiği bir ortamdan çıkıp, Avrupa Şampiyonu olmak ise ayrı bir başarıdır.

Antrenörü Cüneyt Yüksel'in de büyük desteği ile bu günlere gelen Nevin Yanıt, Türk atletizminde değil, Türk sporunda büyük bir çığır açtı. Atlet olmak isteyen birçok gence büyük bir örnek teşkil etti Nevin Yanıt. İşin teknik yönünü de inceleyecek olursak; Nevin Yanıt'ın rakipleri önemli atletlerdi. Nytra,  12.57 koşmuş, dünyaca ünlü bir atlet olma yolundaydı. Herkesin favorisi öncelikle Alman atletti. Fakat Nevin Yanıt, yarı finalde kırdığı kendisine ait Türkiye rekorunu, bir kez daha kırarak müthiş bir yarış çıkardı. Bu gün öncesinde 12.74 olan Türkiye rekoru artık 12.63 olarak kayıtlara geçecek. Bu kadar büyük bir sıçrama yapmak ise gerçekten taktir edilmesi gereken bir durum.

Nevin Yanıt, Süreyya Ayhan ve Elvan Abeylegesse'den sonra yeni kraliçemiz oldu. Hem de sprinter olarak bunu başardı. Önümüzdeki Olimpiyat ve Dünya Şampiyonalarında final bekliyoruz ondan, ne haddimizeyse artık...Utanmadan.

Fransız Devrimi


1789 yılında Fransız devrimi yapılmıştı Fransız halkı tarafından. Bağnaz ve gerici bir monarşi ile yönetilen Fransa, devrimden sonra biraz olsun durumunu düzeltmişti. Yapılan bu devrim ayrıca tüm dünyaya örnek olmuş, halkların özgürlüklerini kazanmasına neden olmuştu. Bunlar tarih derslerinde öğrendiklerimiz, ben biraz daha olayı özele çekeyim.

Fransa bu günlerde başka bir devrime imza atıyor. Atletizme çağ atlattı Fransızlardan biri. Aklımıza kazınan "beyaz sprinter olmaz" söz öbeğinin yanlış öğretti bize, bu genç bir Fransız. Atletizmde devrim yapan sprinterin adı Christophe Lemaitre. 20 yaşındaki beyaz atlet tarihin en hızlı beyaz atleti olmuştu geçtiğimiz günlerde. 9.98 koşarak, 10 saniyenin altına inen ilk beyaz olan Lemaitre, yarıştığı büyük şampiyonalara da damga vuruyor. 2008'deki Dünya Gençler Şampiyonasından sonra Barcelona'da da devrimlerine devam genç atlet, Avrupa Atletizm Şampiyonasında 100-200 dublesi yapmayı başardı. Hemde birçok tecrübeli ve siyahi rakibini geride bıraktı.

Christophe Lemaitre, 100 metre yarışında Dwain Chambers, Francis Obikwelu ve Saidy N'dure gibi siyahi ve tecrübeli rakipleri geride bırakarak altın madalyaya uzandı. Hem 10.02 gibi beyaz bir atlete göre çok iyi bir derece ile. 20 yaşında beden öğretmenliği okuyan bu yıldız, dün piste duble yapmak için çıktı. Rakipleri yine çok zorluydu. Lemaitre son 50 metrede, yarışın lideri Christian Malcom'ın iki adam gerisindeydi. Fakat öyle bir son 50 metre sprinti attı ki Lemaitre, yarışı Malcom'ın 1 salise önünde birinci bitirdi. Böylece bir kez daha altın madalyaya uzanan Lemaitre, tarihte Avrupa Şampiyonalarında duble yapabilen 3. beyaz olarak tarihe geçti.

Yeni bir yıldız doğuyor, Batı Fransa'nın dar sokaklarından. Dünya'daki beyaz atletlere örnek oluyor bu genç yıldız. Atletizmdeki devrimin bayrağını taşıyor bu beyaz atlet. Umarım derecelerini geliştirerek devam eder bayrağı taşımaya.

Çarşamba, Temmuz 28, 2010

Altın Kız Elvan


Elvan Abeylegesse, Avrupa Atletizm Şampiyonasında 31.10.24 derecesi ile şampiyon oldu ve altın madalyanın sahibi oldu. Kariyerinin ilk Avrupa Şampiyonluğunu kazanan Elvan, Türkiye'ye tarihteki ikinci altın madalyayı getirdi.

Diğer bir Etiyopya kökenli atletimiz Meryem Doğan'ın da yarıştığı Kadınlar 10 bin metre yarışında, Elvan tek başına yarıştı. Son 5 bin metrede, en yakın rakibi Jessica Augusto'dan yaklaşık 100 metre önde koşan Abeylegesse, altın madalyayı kazanmayı bildi. Elvan böylece 2002'de Münih Olimpiyat Stadında 1.500 metrede altın madalya kazanan Süreyya Ayhan'dan sonra Türkiye'ye ikinci altın madalyayı getirdi.

Elvan Abeylegesse şampiyonluğun sinyallerini organizasyondan önce yarıştığı Diamond League'de bize göstermişti. Lozan'da kariyerinin en iyi ikinci derecesini yapan Elvan'ın formda olduğunu biliyorduk. Zaten yarış içinde büyük bir rakip çıkmayınca, Elvan yarışı güle oynaya kazandı. Diğer atletimiz Meryem Doğan ise yarışa çok iyi başlamıştı. Bir ara Elvan'ın arkasında yarışı ikinci götüren 20 yaşındaki atlet, daha sonra yarışın temposuna ayak uyduramayınca 5.sırada yarışı tamamladı.

Elvan Abeylegesse böylece Türkiye'ye tarihteki 5. madalyayı getirmiş oldu. Ben de Elvan Abeylegesse'yi tüm içtenliğimle kutluyorum, eminim ki Elvan ilerleyen zamanlarda da çizgisini koruyarak, Türk atletizminin parlayan güneşi olmaya devam edecek.

Cuma, Temmuz 16, 2010

Teddy Tamgho

Yaklaşık bir ay önce bir gece yarısıydı, kanallarda zap yapıyordum. NTV Spor'a denk geldim birden. O sırada Diamond League yarışları vardı. Fakat sanırım sonuna yetişmiştim. Çok az yarışma kalmıştı New York'ta.


İzleyebildiğim mücadelerden biri de üç adım atlama idi. Sanırım New York yarışlarının en kaliteli mücadelesi de üç adım atlamaydı. İsveçli Christian Olsson, Philips Idowu ve Teddy Tamgho üçlüsü arasında geçiyordu yarışma. Christian Olsson, eski topraktı. Kariyerinde 17.83 bulunan yıldız bir atletti zamanında. Rekoru kıracağına inanılan birçok atletten biriydi Olsson. Tabii rekor 18.29 olunca bu durum biraz normal karşılanabilir. Philips Idowu ise son Dünya Şamiyonu ve Olimpiyat ikincisiydi. Bu durumda bilinmeyen tek bir isim kalmıştı. Teddy Tamgho!



Teddy Tamgho, 15 Haziran 1989 doğumlu 21 yaşında genç Fransız atlet. O gece yapılan yarışmların yıldızıydı genç atlet. Son atlayışlar öncesinde Philips Idowu'nun arkasında ikinci sıradaydı. Ama öyle bir son atlayış yaptı ki tüm zamanların en iyi üçüncü derecesi oldu. Teddy Tamgho, 17.98 atlayarak tarihe geçti ve mücadelenin kazananı oldu. Zaten genç Fransız, bu atlayışın sinyallerini bize veriyordu. New York'taki yarışlardan yaklaşık 2 ay önce sezonun en iyi derecesini yapmıştı. Bu derece hem kariyerinin hem de sezonun en iyi derecesi idi. 17.68 atlayan genç atlet, ilk o zaman dikkatleri çekmişti.



Evet, Teddy Tamgho atletizm dünyasında yeni bir çağ açama yolunda hızla ilerliyor. Usain Bolt, Yelena Isibeyava, Kenenisa Bekele gibi büyük atlet olma kapitesini elinde bulunduruyor. Fakat Pamela Jelimo, Caster Semenya, Churandy Martina gibi tek sezonluk atlet olmamaya da özen göstermeli.

Cumartesi, Temmuz 10, 2010

White Men Can Run


Fransız Christophe Lemaitre 100 metreyi 9.98 ile koşarak, 10 saniyenin altında koşan ilk beyaz atlet oldu.

19 yaşındaki atlet, Valence’de yapılan Fransa Şampiyonası’ndaki 100 metre yarışında 9.98’lik derece ile birinciliğe uzanırken tarihe de geçti. Lemaitre, Fransa rekorunun da sahibi oldu.

En hızlı beyaz unvanın sahibi olan Lemaitre'nin beyaz sprinterlere örnek olabileceğini düşünüyorum.

Nevin Yanıt'tan Rekor

Milli sporcu Nevin Yanıt, dün akşam Barcelona'da piste çıktı. 100 metre engelli branşında yarışan Nevin, 12.74 ile kendisine ait Türkiye rekorunu egale etti. Daha önce 2007 yılında 12.76 ile ve yine 20 Haziran 2010 tarihinde kırdığı 12.74 ile Türkiye rekorların sahibi olan Nevin Yanıt, Fenerbahçe Spor Kulubü'nün sporcusu.

Bu derecesi ile yarışta birinciliğe ulaşan Nevin Yanıt, Vonette Dixon ve Sussana Kallur gibi önemli isimleri de geride bırakmayı başardı.
Nevin Yanıt'ın bu form durumu bizleri de ümitlendirdi. Çünkü 26 Temmuz Barcelona'da Avrupa Şampiyonası var. Şampiyonadan altın madalya ile döneceğini umuyoruz.

Ayrıca bugün Gateshead'deki Diamond League 19.30 NTV Spor'da. Asafa Powell ve Tyson Gay 19.53 civarında 100 metre yarışında karşılaşacak. Böylece genel bir atletizm haberi geçmiş olduk.

Salı, Haziran 22, 2010

Rekorlar Sporu : Atletizm ?


Atletizmde dünya rekorları giderek daha zor kırılıyor. Öyle ki 2003 sezonunda erkek atletler hiçbir olimpik dalda rekor kıramadılar. Bilim adamlarına göre insanoğlu birçok dalda sınıra dayandı.Özellikle atma ve atlamalarda 1990’dan önce kırılan dünya rekorlarına yaklaşan atlet çıkmıyor.

Avustralyalı Gerald Lawson 1997’de yaptığı öngörülerde birçok dünya rekorunun 2015’te bile kırılamayacağını söylüyor. Lawson’a göre birçok dalda insanoğlu sınıra dayandı. Çoğu otorite tarafından da desteklenen Lawson' ın öngörüsündeki 200 metre rekoru, geçtiğimiz yıl büyük fark ile Usain Bolt tarafında kırılmıştı. Aynı şekilde 100 metre rekoru neredeyse her yıl büyük gelişmelerle kırılmaya devam ediyor. Acaba buradaki değişken elemanlar, atletizm branşları mı ? Yoksa o branşlarda yarışan 'üstün' nitelikli atletler mi ? Bence bu sorunun cevabı çok açık. Neden mi ? Şöyle bir örnek verecek olursak, Kübalı Javier Sotomayor' un yüksek atlamada 2.45 ile kırdığı rekor Kaf Dağı gibi duruyor. Aynı şekilde uzun atlama da Mike Powell' ın 8.90 ile kırdığı rekorun 1991' den beri yanına yaklaşılmıyor. Ya Sergei Bubka' nın 6.14 rekoruna ne demeli ? 10 yıldır yaklaşan yok.

Şimdi bir de koşudaki uzun mesafe rekorlarına bakalım. Uzun mesafe koşu, atletizmde en çok rekor kırılan branş olarak gözüküyor. Bence bunun nedeni mesafenin uzun olması, dolayısıyla rekor kırmak için daha fazla olanağın olması.

Doğu Afrikalı atletler her yıl uzun mesafe koşuya yeni rekorlar ekliyorlar.Karayip ve Amerikalı atletler kısa mesafe yarışlarında sürekli rekor kıran ülkeler oluyorlar. Orta mesafede Doğu Avrupa ve Kuzey Afrika ülkeleri olaya hakim durumda. Disk, çekiç ve gülle atmada yine Doğu Avrupa ülkeleri etkin durumda. Acaba bu rekorlar ülke ve milletlerle mi ilgili ?

Sonuç olarak rekorlar için elimizde üç tez var.
1- Rekor kırılacak branş var, kırılmayacak branş var.
2- Rekor kıracak sporcu var, kıramayacak sporcu var.
3- Rekor kıracak kapasitede ülke var, kıramayacak ülke var.

Gerald Lawson' ın 1997’de yaptığı tahminlere göre 2015' te bazı Dünya rekorları :

100 metre : 9,84 9,79 9,79 -> Şuan 9.58
200 metre : 19,32 19,32 19,32 -> Şuan 19,19
400 metre : 43,29 43,18 43,20 -> Şuan 43,18
Uzun atlama : 8,95 8,95 9,00 -> Şuan 8.90
Yüksek atlama : 2,45 2,45 2,48 -> Şuan 2.45

Pazartesi, Haziran 21, 2010

Vegan Atlet : Carl Lewis


Olimpiyat tarihinin en başarılı sporcularından biri olan Carl Lewis, atletizmin birçok dalında mücadele etmiştir. Kısa mesafe koşu ve uzun atlamada, olimpiyatlarda aldığı 9 altın madalya ve bir gümüş madalya bulunmaktadır. Komple bir sporcu olarak tanınmasına rağmen ülkesi Amerika' da kızılderili kanı taşıdığı için pek sevilmemektedir.

Vegan, hayvan ürünü yemeyen ve kullanmayan kişi anlamına gelir. Vegan, dondurma, çikolata, bal, yumurta, yoğurt, peynir, yemez. Et ürünü tüketmez. Süt içmez. Yün, deri, angora, kaşmir giymez. Carl Lewis de aynen böyle biriydi. Hatta başarısını vegan olmasına bağlardı.

Carl Lewis, dört olimpiyatta altın madalya kazanmayı başaran nadir atletlerdendir. Özellikle 1991 Tokyo Dünya Şampiyonası' nda uzun atlama dalında şuan ki dünya rekorunun sahibi Mike Powell ile çekişmesi unutulmazlardandır. Ayrıca herhangi bir yerden bu müsabakanın görüntülerini bulup, izlemenizi tavsiye ederim. Carl Lewis, o yarışmada kariyerinin en iyi derecesini yaparak 8.87 atlamıştır fakat Mike Powell, beşinci hakkında 8.95 ile dünya rekorunu kırarak altın madalyaya uzanmıştır. Ayrıca Tokyo' da 100 metre rekorunu da 9.85 ile kırmıştır. ( 30 Ağustos 1991 )

Carl Lewis için komple sporcu tabiri çok uygun olacaktır. Çünkü atletizmin birçok dalında boy göstermiş bir atlettir. Hatta NBA' de oynamak için draftlara girmeyi bile zamanında düşünmüştür. 1984 Los Angeles Olimpiyatları' nda 100 metreyi 9.99 ile koşarak birinci, 200 metreyi 19.80 ile koşarak birinci, uzun atlamada 8.54 zıplayarak yine birinci olmuştur.

1988 Seul Olimpiyatları' nda 100 metreyi 9.92 ile birinci, uzun atlamada 8.72 ile birinci olup, altın madalyalara ulaşmıştır. 1992 Barcelona Olimiyatları' nda ise 100 metreyi dünya rekoru kırarak kazanan Ben Johnson' ın arkasında kalarak ikinci tamamlamıştır. Fakat Ben Johnson' ın yarışı bitirdikten sonraki yüz ifadesinden de anlaşılacağı gibi doping kullandığı saptanmıştır. Johnson diskalifiye edilirken, Carl Lewis bir kez daha altın madalyaya uzanıyordu. Ayrıca uzun atlamada 8.67 ile birinci olarak bir kez daha duble yapmış oluyordu. Kendi ülkesinde yapılan 1996 Atlanta Olimpiyatlarına formda gelemeyen Lewis, kısa mesafe koşularda başarılı olamamıştır. Uzun atlamada vasat bir yarışma ortaya çıkmıştır. Antreman derecesi sayılabilecek bir seviyede geçen mücadeleyi Lewis, 8.50 metre ile rahat kazanmıştır. Özellikle söylemeliyim ki yeryüzünde yapılmış en iyi 10 dereceden 7 tanesine sahip olan bir atlet için bu çok kolay atlanabilecek bir uzaklıktır.

Carl Lewis, örnek aldığı sporcu olan Jesse Owens' ın yolunda gitmiştir. Onun başardıklarını bir - iki basamak yukarıya taşımıştır. Sempatik ve güler yüzlü bir sporcu olması, onun bütün dünyada sevilmesinde önemli bir etkendir. Bizlere, her ne kadar seni canlı izleyemesem de, atletizmi öğrettiğin ve sevdirdiğin için teşekkürler Lewis.


  ©EmreCeSpor - Todos os direitos reservados.

Template by Dicas Blogger | Topo