.

Basketbol Milli Takımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Basketbol Milli Takımı etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster

Cuma, Eylül 03, 2010

Biz Mi Bogdan'ız O Mu ?


Türkiye'ye adım attığı günden beri sürekli eleştirilen bir isim oldu Bogdan Tanjevic. Yeri geldi ben de sıkça eleştirdim, yanlışlarını bağıra bağıra söyledim. Hatta hem Fenerbahçe Ülker'in başından hem de Milli takımın başından gitmeli diye kampanyalar düzenlenmesini istedik. 1 numaralı nefret ettiğimiz kişi olan Turgay Demirel'e bile Tanjevic'i kovması için yalvardık. Sen kal, yeter ki Bogdan gitsin diye...

Evet yanlışları yok muydu Bogdan'ın ? Tabii ki vardı, hem de bir dolu yanlışı vardı. Yaşının da getirisiyle, basketbolu eski tip yorumluyordu. Kafasında oluşturduğu kalıpların, şablonların dışına çıkmıyordu maç içerisinde. İlk beşe mutlak sürpriz bir genç oyuncuyu koyacaktı, yoksa olmazdı. Herkesin süresi belliydi, kimin hangi dakikada oyuna gireceği belliydi. Oyuna giren oyuncu iyi performans gösterse de dakikası dolunca kenara gelip oturacaktı.

Takımda mutlaka top sürebilen bir uzun olacaktı. Nitekim Fenerbahçe Ülker'de Emir Preldzic, Milli takımda Hidayet Türkoğlu Dejan Bodirogacılık rolünü üstleniyordu. Ayrıca takım kadrosunda mutlaka zayıf, 2.10'un üstünde blok yapma özelliği olan bir uzun olacaktı. Bu da Tanjevic'in Fuckacılık teoremine bağlı bir olaydı. Bu bağlamda Türkiye'deki takımlarında Semih Erden ve Ömer Aşık eksik olmazdı.

Takım içerisinde kendisine karşı çıkan bir isim olmasını istemiyordu Tanjevic. Bu nedenle maç sonrası röportajında takım sistemini eleştiren Kaya Peker takımdan uzaklaştırıldı. Ayrıca beş numara pozisyonunda oynayan pivotun genellikle dışarıdan top kullanmasını istemiyordu. 4 numarada oynayan oyuncular dışarıdan oynayabilirdi ancak beş numaraların genel özelliği içeriden oynamaları olmalıydı Tanjevic'e göre. Yine bu çerçevede Mehmet Okur milli takımın dışında kaldı. Çünkü Mehmet 2.10'luk bir pivot olmasına rağmen hücum oyununu şuta dayalı kurmuştu. Bu da Tanjevic'e ters gelen bir durumdu.

Kötü yaptığı işler nelerdi bu Tanjevic'in ? İşte birkaç cevap;

1. Yaşlı diyerek milli takımdan bazı oyuncuları uzaklaştırması, daha sonra baskılara dayanamayarak sözünden dönmesi. Bu durum Tanjevic'in karizmasını en sert biçimde çizen şey oldu.

2. Fatih Solak ve Cenk Akyol gibi iki yetersiz oyuncuyu manevi oğlu olarak görüp, milli formayı hak eden birçok oyuncunun yerini bu iki oyuncuyu tercih etmesi. Haksız rekabet tartışmaları Tanjevic'i bir adım daha geriye götürdü.

3. Kafasındaki katı sistem. Kafasında değişmeyen ve değişmek istemeyen sistemler Tanjevic'in bugünlere gelmesindeki en önemli etken diye düşünüyorum. 

Türkiye'ye geldiği günün üzerinden neredeyse 6 yıl geçti. 6 yıllık süreçte Dünya 6.'cılığı ve Avrupa 8.'ciliği dışında bir başarı elde edilemedi. Ancak hedef belliydi, her seferinde bu belirtiliyordu; 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası. Peki diğer dış unsurları bir yana koyarsak, Tanjevic 6 yıllık süreçte Türk basketboluna ne tür katkılarda bulundu ?

1. Türkiye'nin şu anda en iyi pivotu Ömer Aşık'ı Türk basketboluna kazandırdı. Bakın o buldu Ömer'i, o yetiştirdi demiyorum. Tanjevic, Ömer'in bugünkü duruma gelmesini sağlayan, ona belki de başka bir koçun vermeyeceği süreleri veren biriydi.

2. Ömer Aşık dışında Semih Erden'i de Türk basketboluna kazandıran isimdi Tanjevic. Belki Karadağlı koç olmasa yine Semih önemli bir uzun olabilirdi ancak bu noktalara gelebilir miydi tartışılır.

3. Hidayet Türkoğlu ve Ersan İlyasova'yı Türkiye'nin lideri yaptı. Kaya Peker, Mirsad Türkcan, Mehmet Okur gibi oyuncuları kadroda tutarak çok başlılığa izin vermedi. Nitekim Eurobasket07'de gördük bu çok başlılığın ne demek olduğunu.

Bogdan Tanjevic neredeyse bu ülkedeki bütün koçlardan daha üst düzey bir koç. 63 yaşında ve şu an kanserle mücadele eden Karadağlı Tanjevic, milli takımın şampiyonayı en iyi yerde bitirmesi için elinden geleni yapıyor. Yaptığı yanlışları da doğruları da bir yana koyarak, bu şampiyona sonrası umarım iyi anılarla uğurlarız bizim Bogdan'ı. Bence Tanjevic en azından iyi bir uğurlamayı hak ediyor.

Bogdan Tanjevic ile ilgili 2 ay önceki yazımı okumak isteyenler buradan buyursun.

Çarşamba, Ağustos 25, 2010

Basketbol Seyircisi Olmak


Ankara seyircisinin basketbol seyircisi olmadığını daha önceki yazılarımda belirtmiştim. Bunun nedeni olarak da kulüp takımları bazında Ankara'da önemli bir organizasyonunun olmamasıydı. Ne Euroleague ne de adam gibi EuroCup maçları Ankara'da olmuyor. Yerel ligde Ankara adına başa oynayan tek takım olan Türk Telekom'un da eski gücünü kaybetmesi ile işler iyice kötüye doğru yol almıştı. O yüzden Ankara seyircisini bu durumun tek suçlusu olarak görmemek gerek.

3 gün boyunca Ankara Arena'daydım, geçtiğimiz günlerde. Gözlemlerim sonucu gördüm ki Ankara basketbol seyircisi futbol kökenli. Zaten Türk Telekom'un maçlarına apaçi Ankaragüçlüler'in gelmesi de bu durumu destekliyor.  Basketbolda faul atışlarında dünya için geçerli olan bir kültür vardır. Rakip takım ses çıkarır, garip hareketler yapar. Nedeni faul atan oyuncunun dikkatinin bozmaktır. Ev sahibi takımdan biri serbest atış kullanıyorsa, olabildiğince sessiz olunmaya çalışılır ve genellikle "şşşş" sesi salona hakim olur. Böylece oyun daha sakin bir ortamda faul atışını kullanır. Ama Ankara'daki ortam bu durumun tam tersiydi.

Ankara'daki bu olumsuz durum özellikle de faul atış yüzdeleri düşük olan oyunculara yönelikti. Ömer Aşık, serbest atış atarken salonda "ooooo" sesi hep bir ağızdan yükseliyor, Ömer eğer faulü sokarsa "bir daha" sloganı çılgınca bağırılıyordu.  Bu tür sesler oyuncu rahatlatmaz aksine üzerindeki baskıyı arttırır. Nitekim bunu da açıkça gördük. Hem Ömer Aşık, hem Hidayet Türkoğlu hem de Ender Arslan faul atışlarında büyük sıkıntı yaşadı. Dünya Şampiyonası'nda bari bu özelliğimizden vazgeçelim ha olmaz mı ?

Salı, Ağustos 24, 2010

Milli Takım ve Hidayet Türkoğlu


Maç maç değerlendirmelerimizi yeri geldiğinde yaptık. Şimdi hazırlık turnuvaları bitti ve şampiyonaya sadece 4 gün var. Neredeyse tüm çalışmalar bitmiş durumda, milli takım Ankara Arena'da son antremanlarını yapıyor. Peki 5 yıldır hedefimiz olan şampiyonaya hazır mıyız ?

2005 yılında Fransa'nın elinden 1 oy farkla aldığımız şampiyona ev sahipliğine o kadar çok sevinmiştik ki, ne yapacağımızı bilemedik. Turgay Demirel'in 2006 yılında Tokyo'da bayrağı alırken, akıllarda hep bir umut vardı. Müthiş bir organizasyon düzenleyeceğiz ve kendi düzenlediğimiz organizasyonda başarılı olacağız. 2005 yılından itibaren önümüzde uzun bir süre vardı. Takımın başında da tecrübeli ve uzun vadeli yapılaşmaları seven koç Bogdan Tanjevic vardı. Tanjevic'in ilk hedefi takımı sürekli genç tutmakt vardı. 79 ve öncesi jenerasyonunu takımda istemiyordu. O nedenle Hüseyin Beşok, Mirsad Türkcan ve Kerem Tunçeri'nin kadroda olmasına sıcak bakmıyordu. O günlerde Kerem'e yaşlı deyip, uzun vadeli planlarıma uymuyor diyen Tanjevic, bugün Kerem'i bir numaralı guardı konumuna getirdi.

İlk önce Hüseyin ile ilişkiler tamamen kesildi. 2006 Dünya Şampiyonası öncesinde NBA'de oynayan Hidayet Türkoğlu ve Mehmet Okur vatan haini ilan edildi. Bugün herkesin bayılarak imza istediği Hidayet'i o gün ülkeye sokmamayı düşünüyorduk, milli takımdan affını istedi diye. 2006 Dünya Şampiyonası'na Tanjevic kafasında planladığı oyuncularla gitti. O zaman aynı jenerasyonun meyvesi olan Semih Erden, Hakan Demirel, Cenk Akyol ve Ersan İlyasova takımda yer alıyordu. Savaşan ve son saniyeye kadar mücadele eden bir takım oluşturulmak isteniyordu, oluşturulmuştu da. Başarılı oldu bu deneme ve dünya altıncılığı ile evimize dönmüştük. Turgay Demirel ve ekibi mutlu ve gururluydu.

Takvimler 2007 yılının Eylül ayının gösterdiğinde Eurobasket07 zamanı gelmişti. Kadroda herkesin bugünlerde ağzından düşürmediği isimler vardı. Mehmeh Okur, Kaya Peker, Mirsad Türkcan, Hidayet Türkoğlu, Ermal Kurtoğlu gibi üst düzey isimlerin hepsi aynı anda sakatlık yaşamadan kadrodaydı. Bir önceki yıl yaşanan başarıdan sonra bu kadrodan madalya bekleniyordu. Sizce madalya mı aldık ? Keşke çeyrek final oynasaydık, Litvanya ve Almanya'dan 30 sayı fark yeyip, Çek Cumhuriyeti'ni uzatmalar sonucunda yendik. 2.tur mücadelesinde oynadığımız üç maçı da kaybederek turnuvayı 16 takım içinde 12. olarak tamamladık. O gün revizyon zamanıydı.

Tanjevic'in kafasında düşünmediği isimlerin bir bir milli takım ile ilişkileri kesildi. Mirsad Türkcan, Kaya Peker ve Mehmet Okur bir nevi milli formadan ihraç edildiler. Fakat Hidayet'e dokunulmadı. Nedeni davranışları veya yaşı değildi. Takıma liderlik yapabilecek yegane oyunculardan biri olduğu için Hidayet'in tüm negatif yönleri halının altına süpürüldü ve Hido ön plana çıkarıldı. Artık yeni kahramanız ve önderimiz Hido'ydu. Şans da Hido'nun yanındaydı, NBA'de mükemmel sezonlar geçiriyordu. Türkiye'de son birkaç yılda patlayan NBA sempatizanı gençlerin idolü haline geldi Hidayet. İlk önce En Çok Gelişme Gösteren Oyuncu ödülünü aldı ardından NBA Finalleri'nde müthiş bir performans gösterdi. Bu da 30 yaşına gelen Hido'yu göklere çıkarmamızın başlıca nedeni oldu. Ancak Hido 2001 yılından sonra milli forma altında sürekli beklenilenin altında kalıyordu -ki Tanjevic döneminde bu hayal kırıklıkları en üst seviyeye vurmuştu.

2008 yılında Eurobasket09 elemeleri kadar düşmüştük, bu takım iki yıl sonra evinde Dünya Şampiyonası düzenleyecekti. Bu sırada diğer bir yaşlı oyuncumuz İbrahim Kutluay da milli formaya veda etti. Medyanında katkısıyla elemelerde kazandığımız maçlar, Olimpiyat maçıymış gibi lanse edildi. Küçük bir not vereyim bu arada, Türkiye takım sporlarında daha Olimpiyatlarda boy gösteremedi. Neyse ki Hidayet'in önderliğinde Ukrayna, Belçika ve Fransa'yı süpürdük ve Polonya'daki Avrupa Şampiyonası'na katılmaya hak kazandık.

2010'a artık bir adım kalmıştı. Dünya Şampiyonası'ndan önceki son önemli ve büyük organizasyondu. Takım Hidayet Türkoğlu önderliğinde Polonya'da iddialıydı. Kadroda Ersan, Ömer, Oğuz, Semih gibi korkutucu ve genç bir pota altı vardı. Tarihimizin en iyi başlangıcı yaparak başladık turnuvaya. Türk gibi başladık, Türk gibi bitirdik Avrupa Şampiyonası'nı. Pilimiz çeyrek finaldeki Yunanistan maçından sonra bitmişti. Ancak her şeye rağmen olumlu bir turnuva olmuştu Eurobasket09. Gelecek için -gelecek dediğim de bir yıl sonrası için- pozitif sinyalleri alabiliyorduk. Ancak takım liderimiz Hidayet'ten yine beklenen katkıyı alamıyorduk. Turnuva boyunca oynanan 9 maçta sadece 2 maçta çift haneli skorlara ulaşabilen Hido, savunma anlamında da takımı büyük bir katkı sağlayamamıştı. Takımın görülmeyen, dikkat çekilmeyen zayıf noktasıydı Hido.

Geldik 2010 yılına. Türkiye için birçok şey ifade etse de, Türk sporu için tek bir şeyi ifade ediyordu. Dünya Basketbol Şampiyonası 4 farklı şehirde 15 gün boyunca sürecek ve büyük bir heyecana sahne olacaktı. Ancak milli takım bu dev organizasyona, yıllardır beklediğimiz organizasyona hazır mı ? Bence tam anlamıyla değil, en azından sahada oynanan oyun tam olarak hazır olduğumuz göstermiyor. Ha, bu saate kadar bir takım belli başlı şeyleri oturtamamışsa sorun nerededir, yine siz cevaplarsınız. Hazırlık döneminde Sırbistan ile 2 kez olmak üzere, Litvanya, Hırvatistan, Almanya ve Arjantin ile oynadık. Toplamda 6 kez üst seviye takımlarla hazırlık maçı yaptık. Kaçını kazandık dersiniz ? Sıfır. İkisini uzatmada olmak üzere üst düzey takımlarla yaptığımız altı maçı da kaybettik. 4 tane de kendimizden düşük seviyedeki takımı ezip geçtik. Peki hazırlık maçlarındaki performanslar Dünya Şampiyonası'na birebir yansır mı ? Bence yansımaz ancak bu hazırlık maçları milli takımız hakkında bazı sinyalleri vermesi gerekirdi. Ancak daha son toplarda kime güveneceğimizi bile karar vermiş değiliz. Takımın lideri konumundaki Hidayet, hazırlık turnuvalarında ön plana çıkmadı. Acaba Hido kendini son Dünya Şampiyonası'na mı hazırlıyor ? Umarım öyledir, öyle olamasını da gönülden istiyorum. Ancak benim hem Hido hem de Milli takım için ciddi soru işaretlerim var.

Ayrıca biz çok çabuk gaza gelebilen bir milletiz. Bunun sebebi de, toplumumuzda genel olarak tebrik etme ve destekleme olgusunun eksikliğidir. Karşı taraf bir işi gerçekten iyi yapıyorsa, onu pek içten tebrik etmeyiz, genellikle burun kıvırırız. O nedenle sahaya çıkan milli takım arkasında 10 bin kişiyi bulursa her an gaza gelip, büyük işler yapabilir. Bunu oynamak istediğimiz sisteme, setlere bağlı olarak mı yaparız yoksa sürekli taarruz haliyle mi yaparız, orasını pek bilemeyeceğim.

Çarşamba, Ağustos 18, 2010

Reklamlar İyidir Ama...


Reklamın temel amacı, müşteri ya da taraftarın ana ürüne ilgi göstermesini sağlamaktır. Bildiğiniz üzere 10 gün sonra Dünya Basketbol Şampiyonası Türkiye'de düzenlenecek. Bu nedenle piyasada birçok milli takım reklam var. Turkcell'inden, Adidas'ından tutun da, Garanti Bankası'na kadar milli takımın bütün ana sponsorları reklamı yarışına girdiler. Bu yarışa son olarak, Türk Hava Yolları katıldı. Türkiye milli takımının 3 ana sponsporundan biri olan THY, reklam filmiyle de rakiplerini yakalamış gibi gözüküyor. Ancak unutmayınız ki müşteri ya da taraftar ürünü reklamdaki gibi bulamazsa bir daha ona ilgi göstermez.

Türk Hava Yolları Reklamı :


TURKISH AIRLINES - Türkler Uçuyor from KALA FILM on Vimeo.

Perşembe, Ağustos 12, 2010

THY Ana Sponsor Oldu


Yaklaşan Dünya Basketbol Şampiyonası öncesinde, basketbol milli takımımızın ana sponsorları artıyor. 12 Dev Adam'ın daha önce Garanti Bankası, Turkcell ve Adidas olmak üzere üç ana sponsoru vardı. Bugün yapılan anlaşma ile birlikte bu sayı dörde çıktı. Türk Hava Yolları, imzalanan sözleşme ile 2012 yılına kadar Milli takımımızın ana sponsoru olacak.

Sponsorluk anlaşmaları hem sponsor olan firmalara hem de sponsor olunan takımları büyük artı katıyor. Yapılan bu sponsorluk anlaşmaları, takıma kolaylık sağlamasının yanında birçok yan faaliyete de olumlu yönde katkı yapıyor. 2001 yılından beri Garanti Bankası, basketbol milli takımıza sponsor olmasının yanında basketbolun gelişmesine dair birçok projede bulundu. Bu sayede bugün 55 merkezde 27 bin genç basketbolla ilgileniyor. Aynı yolu günümüzde THY izliyor. Gerek yurt dışında gerekse yurt içinde yaptığı sponsorluk anlaşmaları ile doğru işlere imza atıyor. Kısacası sporda ülke olarak kalkınmak istiyorsak, sponsorlukların yeri çok önemlidir. Genç sporculara destek olursak, onlardan başarı bekleme hakkımız olabilir.

Çarşamba, Ağustos 04, 2010

Toplarım Bohçamı Dönerim Köyüme


Ermal Kurtoğlu ve Rasim Başak. İki basketbolcunun da pek çok benzer özellikleri var. Saha içinde oynadıkları pozisyonun yanında hayatta yaptıkları tercihler de benziyor birbirine. İkisi de Türkiye'de doğmadı. Ermal Kurtoğlu Arnavutluk'ta, Rasim Başak ise Azerbaycan'da dünyaya geldi. Fakat evrensel basketbol sistemi iki oyuncunun yollarının Türkiye'de kesişmesine neden oldu. İkisi de doğdukları ülkeleri arkalarında bırakarak bu ülkeye hizmet ettiler. Birçok kez milli formayı giydiler. Fakat gün geldi her şey tersine döndü, iki basketbolcu da milli takımdan uzak kaldı. Onlar da arkada bıraktıkları ata topraklarına hizmet etmek için aynı yolu seçtiler. Önce Ermal Kuqo Arnavutluk, daha sonra da Rasim Başak Azerbaycan milli takımında oynamayı tercih etti. Bize de, onlara seçtikleri yeni yolda başarılar dilemekten başka bir şey düşmez sanırım.

Ayrıca bu iki oyuncu, TBL'de Türk statüsünde oynamaya devam edecek.

Salı, Ağustos 03, 2010

Rolando Blackman ve 12 Dev Adam



Bogdan Tanjevic'in Stefanel Milano'dan eski öğrencisi olan Amerikalı eski basketbolcu Rolando Blackman, tekrar eski hoca ile buluştu. Milli takımda, Dünya Şampiyonası için yardımcı antrenörlük yapacak olan Blackman Türkiye'den bulunmaktan çok mutlu. Bugün ilk kez Abdi İpekçi'de antremana çıkan 12 Dev Adam'ın koçu Bogdan Tanjevic'te 4 ay sonra ilk kez parkelere döndü. Tanjevic eski oyuncusu Rolando Blackman hakkında şunları söyledi : “Rolando, Dünya Basketbol Şampiyonası için bize yardım etmeye geldi. Onu buraya ben davet ettim. Önceden oyuncumdu. Mükemmel bir kişiliği sahip. Oyunculara fazlasıyla yardım edecek. Onun fikirleri, oyuncuların sahada nereye hareket edeceğini, savunmada ve hücumda neler yapacaklarını çok etkileyecek. Blackman’ın bizimle birlikte olması gerçekten çok önemli.”



Rolando Blackman gibi bir basketbol adamını staff bölümünde görmek beni gerçekten mutlu etti. Artık turnuvaya 25 günden az bir süre kaldığını da düşünürsek, köstek değil destek olma zamanı geldi. Biz de Bogdan Tanjevic'ten kariyerinin 'prestij' bölümünü yapmasını bekliyoruz.

Cumartesi, Temmuz 24, 2010

Kurtoğlu Tekrar Kuqo Oldu


Uzun zamandır bazı aksaklıklardan dolayı ertelediğim Ermal Kuqo yazısını ancak bugün kaleme alabildim. Bildiğiniz üzere; Ermal Kurtoğlu, içinde hep bir ukde olarak kalan Arnavutluk Milli takımı formasını giymeyi başardı. Peki bu nasıl oldu ? Bir basketbolcu iki farklı A Milli takımın formasını giyebilir miydi ?

Ermal Kurtoğlu'nun babası, Arnavutluk'ta uzun zaman basketbol oynamış, tanınmış bir basketbol adamıydı. 126 kez milli takım forması giymesinden bunu anlıyoruz. Ayrıca Arnavutluk'ta "Kuqo" soyadı bilindik ve saygı duyulan bir soyisimmiş. Bu nedenle genç yaşta ülkemize gelen Ermal Kurtoğlu'nun hayallerinde bir gün Arnavutluk forması giymek varmış. Hem de babasına ait milli takımda en çok forma giyme rekorunu kırmak istiyormuş 30 yaşından sonra.

Ermal Kurtoğlu, Türkiye ile bağları çok iyi olan, sıcakkanlı bir basketbolcu. Fakat milli takımlar arası yatay geçiş yapması, bize yansıttığı genel kişiliği ile pek uyuşmadı. Bu yatay geçiş, biraz da öz vatanı olan Arnavutluk'a yaranma çabası olarak düşünüyorum, kanımca. Çünkü Kuqo, Türkiye Milli takımını seçtikten sonra Arnavutlar, baya bir sinirlenmişlerdi.

Ermal'in bu 'yaranma' fikrine, Türkiye Basketbol Federasyonundan olumlu bir tepki gelmişti. Sanırım onlar da, artık sevenler kavuşsun istiyordu. Peki FIBA böyle bir olaya nasıl izin vermişti ? Bir ülkenin A Milli takımında oynayan bir basketbolcu, 30 yaşına geldikten sonra başka bir ülkenin A Milli takımının formasını nasıl giyer ? Daha önce çok görmüştük, Ümit Milli takımlarda başka ülkede oynayıp, A Milli takımlarda başka ülkede oynayanları. Fakat bu olayda durum farklıydı, Kuqo iki farklı ülkenin 'A' Milli takımlarında forma giyecekti. Sanırım Kuqo'nun ana vatanının Arnavutluk olması, doğuştan Arnavutluk pasaportuna sahip olması, gerekli işlemleri kolaylaştırdı. Bir de Turgay Demirel'in bilek gücünü hesaba katarsak, FIBA'dan izin almak pekte zor olmadı herhalde. TBF'nin bu hamlesi acaba, Emir Preldzic'in durumunu kolaylaştırmak için miydi ? Orası tabii ki bilinmez.

Çarşamba, Temmuz 21, 2010

12 Dev Adama Yeni Marş


Malumunuz 2010 Dünya Basketbol Şampiyonası yaklaşıyor. Bir aydan biraz fazla bir süre var bu tarihi organizasyonun başlamasına. Hazırlıklar tüm hızıyla sürerken, diğer bir yandan da salonları coşturacak yeni bir marş bulunmaya çalışıldı.

2001'den beri her milli maçımızda salonlarda çalınan 'U-A dev adam, 12 dev adam" şarkısı hafızalarımıza kazınmıştı. Athena'nın yaptığı bu parça Türkiye çapında çok tutulmuştu. Fakat yetkililer yeni bir marş istemişler ki, Türkiye Federasyonu ile Kıraç'ın işbirliği sonucunda yeni bir marş yapılmış. Yeni oluşturulan marşın çok tutulabileceğini düşünmüyorum. Özellikle de Athena'nın unutulmaz parçasından sonra. Sanırım Athena, yaptığı marş ile bu işte seviyeyi çok yukarı çekti ki artık ne yapılsa beğenmeyecek bir duruma geldik.

Sonuçta Kıraç'ın ortaya çıkardığı yeni bir marş var. Belki organizasyona doğru, dinleye dinleye kulağımız alışır ve severiz. Bir ihtimal daha var, bu önemli turnuvada salonlarda belki yine "U-A dev adam" ile coşarız.

Not: Kıraç'ın A Milli Basketbol Takımımız için yaptığı yeni marş.

Salı, Temmuz 13, 2010

Ümit Vermeyen Ümitler

Dünya Kupasının sona erdiği şu günlerde, gözlerden uzak bir yerlerde, bir turnuva düzenliyor ve hatta bizim için bitti gibi. Hırvatistan'da düzenlenen Avrupa Erkekler Ümitler Şampiyonasından bahsediyorum tabii ki.

Ümit Milli Takım Avrupa Şampiyonasında B Grubunda Sırbistan, Karadağ ve Litvanya ile eşleşti. Eminim ki bir şey dikkatinizi çekmiştir. Bu üç ülkede Avrupa'da altyapıya en çok önem veren ülkelerin başında geliyor. Fakat bizim de ümidimiz vardı ümitlerimizden. Özellikle şampiyonadan hemen önce yapılan, Turgut Atakol Turnuvasını izledikten sonra. Fakat Ankara'daki bu turnuva demek ki bize yanlış veriler vermiş.



Ümit Milli Takımımızın kadrosunda önemli genç isimler yer alıyor. Hani tanımadığımız, bilmediğimiz genç basketbolcular değil bu ümitler. Fenerbahçe Ülker'e ve Galatasaray Café Crown'a transferi konuşulan Furkan Aldemir, kadronun en önemli ismi olarak gözüküyordu. Furkan'ın yanında Melih Mahmutoğlu, West Virginia'da oynayan Deniz Kılıçlı, 2.18 boyundaki Dusan Cantekin, müthiş yeteneğine rağmen Fenerbahçe Ülker kadrosunda sürünen Can Maxim Mutaf, Pınar Karşıyaka'nın diğer bir önemli genç oyuncusu Birkan Batuk, yine Amerika'da okuyan ve oynayan(Raford Üniversitesi) Görkem Sönmez bu kadroda yer alan genç basketbolcularımızdı.



Sanırım bir şey eksikti ki Ümit Milli Takım, grubunda oynadığı üç maçı da kaybetti. Sırbistan'a 82-67, Litvanya'ya 85-69, Karadağ'a 63-61 kaybeden Ümit Milliler klasman mücadelesi vermek zorunda kaldı. Oynadığımız maçlarda özellikle savunmada problemler yaşadığımızı gördüm. Kadromuzdaki Furkan Aldemir, Abdullah Furkan Eskici, Deniz Kılıçlı, Dusan Cantekin, İzzet Türkyılmaz gibi uzunlara rağmen ribaund üstünlüğü bir türlü yakalayamadık. Skor açısından ise Furkan Aldemir ve Melih Mahmutoğlu'nun yanına adam bulamadık. Tabii ki alınan mağlubiyetlerde her şey oyunculara bağlanamazdı. Tabii ki yan faktörler etkili oldu bazı yerlerde. Mesela Karadağ maçında Koç Aleaddin Yakan'ın oyundan ihraç edilmesi takımı kötü etkiledi ve önde götürdüğümüz maçtan yenik ayrılmamıza vesile oldu. Gerçi maçı kazanmamız yetmeyecekti gruptan çıkmamız için. 19 sayı farkta lazımdı ama boş verin orasını.



Özellikle Sırbistan maçında iki oyuncu dikkatlerden kaçmadı. Bunlardan biri 2 yıldır takip ettiğim Dejan Musli idi. Musli, Gençler seviyesinde Enes Kanter ile birlikte Avrupa'nın en iyi iki uzunundan biri olarak gösteriliyordu. Hatta Musli'nin Enes'ten daha iyi bir altyapıya sahip olduğu söyleniyordu. Dejan Musli, Türkiye ile oynana maçta iyi performans çıkardı ve maçı 12 sayı 10 ribaund ile tamamladı. Diğer oyuncu ise yine Sırp Branislav Dekic oldu. Partizan'da da süre alan genç basketbolcu Türkiye ile oynanan maçın yıldızı oldu. Fakat Sırbistan'ın daha sonra oynadığı maçları izleyemedim ve sizlere diğer maçlardaki performanslarını aktaramayacağım.



Uzun lafın kısası Ümitler, turnuvada gruplarda oynadığı üç maçı da kaybederek klasman maçlarına düştü. Bizi bekleyen diğer bir acı gerçekte eğer Milliler turnuvayı 15. veya 16. tamamlarsa Division B'ye düşecek. Bu durumda geçmişte Ersan İlyasovalı, Oğuz Savaşlı, Cenk Akyollu kadrosuyla Avrupa ikinci olmuş bir milli takıma hiç yakışmayacak.

Bu kadar yazdıktan sonra sakın ola ki sanmayın benim kızgınlığım genç oyuncularımıza. Tamam belki onların da belli yerlerde bazı hataları olmuş olabilir ama asıl hata bu sistemi kuranlarındır. Gencecik oyuncuların ve ailelerinin kafasını karıştıranlar, hiç bir oyuncunun yetişmesinin bir ucundan tutmayanlar asıl suçlulardır. Peki bu yıkıntıyı kim temizleyecek ? Çözüm ise basit, bu çocukları vatan haini ilan etmek.

Çarşamba, Temmuz 07, 2010

Emir Pirelioğlu Olmaz Mı ?

Bildiğiniz üzere Emir Preldzic Türk pasaportuna kavuştu. Pasaportunu alır almaz da tartışmaların ardı arkası kesilmeyecek gibi gözüküyor. Fakat olaya sakin bir kafayla baktığınızda değişik açılar yakalıyorsunuz. Nasıl mı ?



Bu ülkenin yıllardır basketbolda pozisyon olarak en güvendiği yeri şutör mevkisidir. Fazla eskilere gitmeye gerek yok, daha şunun şurasında Harun Erdenay, İbrahim, Kutluay, Serkan Erdoğan ağzımızdan bir çırpıda çıkıveriyor. Fakat Dünya Şampiyonasının başlamasına 50 gün kala bir devşirme şutör sorunu karşımıza çıktı.

Tabii ki bu problemde en büyük pay sahibi Bogdan Tanjevic olarak görülebilir. Karadağlı koç göreve başladığından beri genç basketbolculara önem vereceğini belli etmişti herkese. 2006 Dünya Şampiyonası'na giderken kadronun en önemli iki oyuncusu İbrahim Kutluay ve Serkan Erdoğan'dı. Tanjevic, 2006 Dünya
Şampiyonası'ndan sonra bu iki oyuncuyla bağlarını yavaş yavaş kopardı.



Sevgili Bogdan Tanjevic, Türk Milli Takımının yeni şutörü olarak Cenk Akyol'u olarak görüyordu. Fakat birçok sorun ile karşılaşan Akyol'dan beklediği verimi alamayan Tanjevic, devşirme yoluna gidilmesi gerektiğini anladı.

Bunu yaklaşık iki yıl önce fark eden Tanjevic, o günden günümüze kadar sadece oturdu ve turnuvayı bekledi. Kulüp takımı olarak çalıştırdığı Fenerbahçe Ülker'de de oyuncusu olan iki isim ön plana çıkıyordu. Bunlar Tarence Kinsey ve Emir Preldzic'di. Bu iki oyuncu da en az 2 sezon Türkiye'de basketbol oynamış ve Türkiye'deki ortamı az çok bilen basketbolculardı. Fakat Emir Preldzic daha uygun görüldü. Neden ?



Daha önce milli takım bazında birçok problem yaşamış olan Preldzic, hem Bosna Hersek hem Slovenya vatandaşı konumunda. Alt yapı seviyesinde Slovenya'da oynayan Emir, A Milli Takım olarak Slovenya'da oynamayacağını daha önceden açıklamıştı. Emir Preldzic'in Türk gelenek ve göreneklerine yakın biri olması, müslüman olması, değişik birkaç pozisyonda oynayabilmesi(1,2,3,4), önemli anlarda kritik şutları sokabilmesi, boyunun pozisyonuna göre uzunluğu ve atletikliği, Türk Milli Takımı'da uzun yıllar görev yapabilecek kadar genç olması Emir Preldzic'in seçilme nedenleri olarak gösterilebilir.

Şimdiye kadar eğer neden devşirme oyuncu uygulamasının yapıldığını anlamadıysanız kısa bir özet geçeyim. Türk Milli Takımı'nda ortaya çıkan şutör/forvet eksiliğini kapatmak amacı ile devşirme yoluna gidiliyor. Malasef 70 milyonluk ülkeden Emir Preldzic seviyesinde oyuncu çıkmış değil. Bu acı gerçek ile yüzleşmemiz gerekiyor. Evet bu ülke gereksiz ve anlamsız sorunlar yüzünden tarihindeki en önemli turnuvaya, kendi yetiştirdiği şutör/forvet oyuncuyu götürebilmekten aciz konumda.




Tabii ki bu olaylardan sonra spekülasyonları da geride kalmaz. Bazı gereksiz yerlerde gördüğüm haberlerde Slovenya Basketbol Federasyon'un 10 Milyon Euro istediği yazılmış. Zaten bunun yalan olduğunu Türkiye Basketbol Federasyonu resmi siteden açıkladı.(tbf.org.tr)

Peki ya devşirme işleminin bu ana kadar bırakılması doğru mu sizce ? Bir yandan yanlış olsa da bir yandan mazur karşılanabilir. Çünkü Emir Preldzic zaten 3 yıldır Türkiye'de yaşayan ve buradaki ortamı bilen bir basketbolcu. Biz gidip de CSKA Moskova'dan Trajan Langdon'ı Türk yapsaydık asıl büyük yanlışı yapmış olurduk. Fakat diğer yandan da Türk milletinin özelliği her işi "yumurta şeyin ağzına" gelince yapmasıdır. Turnuvaya 50 gün kala milli takım kadrosu belirlenmişken,devşirme oyuncu uygulaması bitmemesi çok garip bir durum.



Bildiğiniz üzere Türk vatandaşlığına geçen Emir Preldzic'in Türkçe bir soyisim alması gerekiyor. Bosna-Hersek ve Slovenya'dan sonra üçüncü değişik ülkeden vatandaşlık pasaport alan Preldzic'e Pirelioğlu soyadı yakışır. Zaten Emir ismi Türkçe'de kullanılan bir isim. Bende ortaya bir laf atarak karıştırayım dedim, nasıl olsa herkes günlük başarıların, günü kurtarmanın peşinde...

Pazartesi, Haziran 21, 2010

Bogdan Tanjevic - Prestij Bölümü


Bogdan Tanjevic, 2004 yılından beri Türk basketbolunun başında bulunuyor. Gerek milli takım gerek Fenerbahçe Ülker' de yaptıklarını, 6 yılda ülke basketboluna kazandırdıklarını ve sergileyeceği oyunun son bölümünü yani "Prestij" bölümünü mercek altına almak istedim.

Sizinde yakından takip ettiğiniz gibi, Tanjevic son aylarda, ağır bir bağırsak hastalığı geçiriyor. O yüzden bir süredir basketboldan uzak durumda. Kendisi bu aralar pek gündeme gelmese de, son gösterisi için hazırlık yapıyor. Medyada çıkan Tanjevic milli takımı bırakıyor mu ? haberlerine inat görevinin başında olduğunu bize büyük bir istekle gösteriyor.

Peki Tanjevic kimdir, ne yapmıştır daha önce ? Sırp Asıllı Karadağlı Koç, Yugoslavya Basketbol Milli Takımı (1971-80), Juve Caserta (1982-86), Pallacanestro Trieste (1986-09), Olimpia Milano (1994-96), CSP Limoges (1996-97), İtalya Milli Basketbol Takımı (1997-2000), KK Buducnost (2000-01), Asvel Villeurbanne (2001-02) ve Virtus Pallacanestro Bologna (2002-04) takımlarını çalıştırdı. 1996 yılında, Stefanel Milano takımını çalıştırırken, Efes Pilsen'e Koraç kupası finalinde kaybetti. Yugoslavya, İtalya ve Fransa liglerinde şampiyonluk yaşayan hoca 1999 yılında da İtalya Milli Basketbol Takımı ile Avrupa Şampiyonluğu' nu kazandı.

2004 yılında Tanjevic Milli Takımın başına geldiğinde çok ümitliydik. Çünkü başarılı bir jenerasyon yakalanmıştı. Bu oyuncular, 2001 yılında Avrupa ikinciliği kazanmış, 2002' de Dünya dokuzuncusu olmuştu. Peki Tanjevic' ten beklenen neydi ? Ondan istenen bu başarılı oyuncuları bir takım haline getirip, milli takımın önümüzdeki şampiyonlarda madalya almasıydı. Peki Türk Milli Takımı 2001' den sonra hiç madalya aldı mı ? Hayır. Federasyon, Tanjevic ile vadeli bir planlama içine girmişti. Öyle ki 2005' te Fransa' dan 1 oy farkla alınan Dünya Şampiyonası ev sahipliğinden sonra bu planlar uzun bir döneme yayılmıştı.

Tanjevic döneminde, 2005 ve 2007 yılında yaşanan başarısızlıklar bir revizyona gidilmesi gerektiğini göstermiştir. Tanjevic, altyapı ve gençlere önem veren Avrupa koçları arasında başta gelir. Tanjevic' te en iyi bildiği işi yapmaya karar verdi. Gençlere yöneldi. Aslında bilerek mi yoksa bilmeyerek mi yaptı bilmiyorum ama 2006 Dünya Şampiyonası' na istediği ve kafasında planladığı 12 kişi ile gitti. Savaşçı ve mücadeleci bir milli takım ortaya çıkardı. Başarılı da oldu. Dünya altıncısı olmuştuk.

Tanjevic, 2006 - 2007 sezonu bitiminde Fenerbahçe Ülker ile anlaştı. İki işi birden yürütecekti artık. Bir kez daha Aydın Örs' ten boşalan koltuğa oturmuştu Bay Bogdan. Fenerbahçe ile başarılı bir birliktelik geçiren Tanjevic, 2 sezon üst üste şampiyon olarak, Fenerbahçe tarihine geçti. Eurobasket07' de hüsran yaşadığımız için 2008 Olimpiyatlarında yoktuk. Tanjevic için milli takım açısından boş bir yıl daha geçti, gitti.

2009 yılına gelindiğinde, Beko Basketbol Ligi' nde Fenerbahçe Ülker - Efes Pilsen çekişmesi ortalığı kasıp kavuruyordu. Heyecanlı ve tartışmalı geçen seriyi, 4-2 kaybeden Fenerbahçe' de sorumlu kişi aranmadı ve aynen yola devam edildi. Milli takım da, Eurobasket09' da vardı. Tanjevic, kafasında yıllardır planladığı takımla Polonya' ya gitti. Milli takım, çok iyi başladığı turnuvayı kötü bitirerek çeyrek final görmek ile yetindi. En azından hep hedeflenen turnuva olan 2010 için bazı umut ışıkları alınmış oldu.

Evet, geliyoruz. Tam beş yıldır bahsedilen, tartışılan, konuşulan o efsane turnuvaya. Yaklaşıyoruz, turnuvaya yaklaşık 2 ay kaldı. Biletlerin tamamı 100 gün kala satıldı. Bakalım Tanjevic bir efsane olarak tüm dünya' ya prestij oyununu mu sergileyecek ? Yoksa...


  ©EmreCeSpor - Todos os direitos reservados.

Template by Dicas Blogger | Topo